Tag "yalnızlık"

Şair Kısakulak ve Ayıcık Bobbo

Bir şair neye benzer acaba? Kovuğunda yaşayıp giden, içine kapanık, karamsar, hassas, takıntılı… Eh, bütün şairler bu tarife benzer mi bilinmez, ama Kısakulak böyle biri işte. Günlerden bir gün, her zaman çöpe attığı okur mektupları içindeki bir zarf dikkatini çekene kadar da böyle kalıyor. O mektupla başlayan olaylar, Şair Kısakulak’ı evinden çıkarmakla kalmıyor, eleştirilme fikrine alışmasını, karamsarlığından kurtulmasını ve hayatının aşkını bulmasını da sağlıyor. Eva Furnari tarafından yazılıp resimlenen “Şair

Şnörk ve Denizci

Issızlığın ortasında bir bataklıkta, yapayalnız yaşayan Şnörk, halinden hiç de şikâyetçi değildir. Ne gökyüzünün gri bulutları ve insanın içine işleyen yağmur ne de bata çıka ilerleyerek yemek aradığı bataklık rahatsız edicidir onun için. Akşamları sobanın karşısına tek başına oturup, deniz börülcesi çorbasını içerken ne şanslı olduğunu düşünür. Ateşin tadını çıkarırken onu rahatsız edecek kimse yoktur ve çorbasını paylaşmak zorunda değildir. Şnörk gayet memnundur bu yalnızlıktan. Aslına bakarsanız Şnörk mutlu değildir

Babaannemin İçine Uzaylı Kaçtı

Hep dediğimiz bir şey vardır: Çocuk kitaplarında her konuyu ele alabilirsiniz; sadece nasıl anlatacağınızı bilmeniz, doğru sözcükleri ve ifadeleri bulmanız gerekir. “Babaannemin İçine Uzaylı Kaçtı” işte böyle kitaplardan biri. Sevgi Saygı’nın kaleme aldığı romanda babaannesi alzheimer olan bir çocuğun öyküsünü okuyoruz. Alaz ve arkadaşlarının yaşlılığı nasıl anlamaya, kavramaya çalıştığını, kuşaklar arası iletişimi keyifli bir üslupla ele almış yazar. Bu haftanın armağan kitabı olan “Babaannemin İçine Uzaylı Kaçtı” gelecek hafta yapacağımız çekilişte

“Atla, Bart!” ile “Nasıl başlar?”

Ne demişler, her şeyin azı karar, fazlası zarar. Bu durum günümüzde teknoloji kullanımı için de geçerli. İtalyan yazar Susanna Tamaro “Atla, Bart!” adlı romanında işte bu fikirden yola çıkmış ve teknolojiyi, çocuklarının hayatının her anını programlayan ebeveynleri, mükemmel olması istenen “proje” çocukları kitabına konu etmiş. İşin içine bol bol da fantastik unsur eklemiş. ortaya okuması keyifli bir roman çıkmış. Bu hafta radyo yayınımızın ilk kısmını bu kitaba ayırdık. Programın yarısı

Kâğıttan Şehir

Hepimiz hayatımızın bir defa mutlaka kağıttan kayık yapmışızdır, öyle değil mi? En basit katlama tekniğidir kağıttan kayık. Kare kağıdı katlayıp katlayıp, tekrar kare hale getirdiğiniz ve ve o kareyi iki ucundan çektiğinizde kağıdın bir kayığa dönüştüğü anı anımsayın.İnsan ne mutlu olur. İki boyutlu bir kağıt parçasının üç boyutlu bir nesneye dönüştüğü o an, o kayıkla birlikte nerelere gitmişsinizdir kim bilir. Belki kayığın içine bir şeyler doldurdunuz, belki de kayığı küçük bir

Paolo’nun Düşproblemleri ile Nar ve Elma Kurdu

Bizi yıllardır oyalıyorlar. Garip garip, anlamsız sorularla. Bu sorularla her karşılaştığımızda oflayıp pofluyor, anlamsızlıklarından dem vurup şikayetleniyor, sonra yine de oturup o problemleri çözmeye çalışıyoruz. Bu problemleri çözerken hayatta başarılı olacağımızı söylüyorlar mesela. Sorulardan örnek mi? Buyrun işte bir tane: “Ali bir işi Birol’ün 3 katı sürede tamamlayabilmektedir. İkisi beraber aynı işin yarısını 3 günde tamamlayabiliyorlarsa Ali işin 3/4’ünü tek başına kaç günde yapar?” YANIT: Bize ne! Başka bir soru:

Marmelat ve Dört Mevsim

Taşınmaktan nefret ederim. Taşınmak alışık olduğun her şeyin değişmesi demektir. Rahatının kaçması, düzeninin bozulması, tanıdıklarını, dostlarını geride bırakmak demektir. Taşındığınızda hayatınız bir daha asla eskisi gibi olmaz. Çocukken taşınanlar ne demek istediğimi anlayacak. Bu işin bir yanı. Ben hep taşınan taraf oldum. Taşındığında, geride kalan dostlarının neler yaşayabileceğini hiç düşünmemiştim. Başka bir deyişle, bir dostum taşınıp gittiğinde ne hissedilebilecğini çocukken hiç düşünmemiştim. (Birkaç yıl önce ablamlar uzak diyarlara göç edince

“Oliver” ve “Molekül Macerası”

Herkese merhaba, Dün bizim kişisel bayramımızdı. Dün Dolap Çekmecesi’nin yaş günüydü. Zamanın göreceliğini daha iyi kavradığımız bir gündü. Bir yıl ne çabuk geçti ve aynı zamanda ne kadar uzun sürdü geçmesi. Tayga’nın bir yılda çekilen fotoğraflarına baktık. Nasıl olup da buruşuk bir fareden sarkık yanaklı bir tosuna dönüştüğüne şaşırdık. Bir bebeğin bir yıl içinde günden güne geçirdiği evrime, bebeklikten çocukluğa çaktırmadan geçişine hayran kaldık. Bu bir yıl bizim için müthiş bir

Boom! ve Küçük Bir Kız Tanıyorum

Bu hafta radyoya giderken tek amacım vardı. Harbiye’de geçen hafta keşfettiğimiz (hani şu çay içtiğimiz) pastaneye gitmek ve şahane zeytinli açmalarından bir kez daha avlamak… Bunu başardım. Açma benim midemin gazabından kurtulamadı. Ama nasıl güzeldi, nasıl lezizdi. Çocukluğumdan beri bunca yıllık açma yiyicisiyim, ben böyle güzelini görmedim. Yolunuz Harbiye civarına düşerse, Radyoevi’nin karşısındaki pastaneye uğrayınız. (Reklamları izlediniz. Şimdi sıra yayında. :)) İlk bölümde Yıldıray çok eğlenceli belli olan bir kitaptan