Tag "Türk edebiyatı"

Uçurtma Çocuk Dergisi ve Karakura’nın Düşleri

Türkiye’de çocuk dergileri denince bir kuşağın aklına hemen Milliyet Çocuk gelir. Bizim çocukluğumuzun en güzel ayrıntılarından biriydi Milliyet Çocuk dergileri. Zaten Dünyalı’yı yapma hayali kurarken de hedefimiz hep Milliyet Çocuk gibi bir dergi yapmaktı; tabii günümüze uyarlanmış bir şekilde. Sanırım bunu başarabildik. Geçen ay yeni bir çocuk dergisi çıktı: Uçurtma. Biz Uçurtma’yı çok sevdik; çünkü bakış açısı olarak Dünyalı’ya yakın bulduk. Açık konuşalım Türkiye’de yaşıyoruz. Burada ne kitap okunuyor, ne dergi.

Şemsiyesine Saklanan Adam ile Kemal’in Londra Günlüğü

Bir Dolap Kitap’ta öykü kitaplarına az yer verdiğimizi bu hafta radyoda “Şemsiyesine Saklanan Adam”ı tanıtırken fark ettim. Ya biz öykü okumayı tercih etmiyoruz ya da çocuklar için öykü kitapları romanlara göre sayıca az olduğundan… Her ne olursa olsun, Yıldıray’ın sözünü ettiği kitaptaki öyküler, dinlerken bana çok keyif verdi ve hemen okumak istedim. Umarım sizin de ilginizi çeker. “Şemsiyesine Saklanan Adam” adlı kitapta kitaba adını veren öykünün dışında “Ceylan Sibi ile

Radyoda yeni bölüm: Tayga, ne okuyalım?

Çok sevdiğimiz kitaplar Türkçe’ye çevrilince seviniyoruz. Bu hafta radyoda işte böyle bir kitaba yer verdik. Tıpkı “Vahşi Şeyler Ülkesi” gibi klasikleşmiş bir resimli kitap olan “Üç Haydut“ geçtiğimiz aylarda dilimize kazandırıldı. Daha önce hakkında bir yazı da yazdığım kitabı bu hafta radyoda Yıldıray anlattı. Üstelik “Bu kitap ne demek istiyor?” sorusuna yanıtı bir yetişkin polisiye kitabı üzerinden yanıt verdi. Programın ilk bölümünde ele aldığımız “Üç Haydut” bu haftaki armağan kitabımız. Kitabı kazanmak

Dalgalandım da duruldum

Bazı kitapların tuhaf bir davranışı vardır. Siz daha ilk sayfalarını okurken, kitap, sonuyla ilgili tahminlerinizi biçimlendirmeye başlar. Okudukça iş tahminden çıkar. Ortalarına geldiğinizde artık kitabın sonunu biliyorsunuzdur. Peki, sonunu bildiğimiz bir kitabı niye okuyalım? Nedenlerden biri tüm olayların seyrini, anlamını değiştirecek bir durumun ortaya çıkmasını ummak olabilir. Bunun işaretleri önceki sayfalarda bir yerlerdedir mutlaka. Durum ortaya çıkana kadar fark etmemişizdir, ama bunda bir sorun yok. Zaten yazar da kurgunun sağlamlığı

Kayıp Kurabiye Kutusu ve Valizdeki Kedi

Siz bu satırları okurken sevgili Dolap okurları, biz sabah erkenden yollara düşüp Dolap çekmecesi Guçi’nin hayalini gerçekleştirmeye gideceğiz. Bizim ufaklık aylardır kumbarasında para biriktiriyordu bugün için. Bugün onun doğum günü ve çok istediği kepçeyi almaya gidiyoruz bugün. Şaka maka 3 yıldır bizimle Tayga. Bu üç yıl uykusuz, bol kahkahalı, bol bağırış çağırışlı ama çok da eğlenceli geçti. Üç yılda bebeğimiz büyüdü, çocuk oldu; kendi kararları, istekleri, tercihleri olan, bizimle kitap okuyan,

Unutma Oyunu

İsmimiz kimliğimizdir; bizim kim olduğumuzu söyler. Karakterimizin de ismimizle biçimlendiği söylenir. Bazen birinden söz ederken “ismiyle müsemma” deriz. İnsanlardan isimlerinin hakkını vermelerini de bekleriz! Adı Güçlü olan kişilerin güçlü kuvvetli; Bilge ismini taşıyanlarınsa bilgelik sahibi kişiler olacağını varsayarız. Arslan’ları cesur, Melek’leri iyilik timsali, Nazlı’ların hep naz yaptığını, İpek’lerin yumuşacık kişilikleri olduğunu düşünürüz. Bebeklere isim koyarken aklımızda sürekli yargılar dolaşır: Ya bu ismi koyunca sert mizaçlı olursa, ya bu isim omuzlarına

Mıymıy Teyze

Çocukluğunuz bir mahallede geçtiyse bilirsiniz. Sabahtan akşama kadar perde arkasına sinerek,  duvara dayadığı bardağın poposuna kulağını dayayarak, kapının üzerindeki o minik gözetleme deliğine gözünü yapıştırarak yaşayan; evden hiç çıkmadığı halde olan biten her şeyden haberdar ve olan biten her şeye gıcık olan huysuz teyzeler vardır. Amcalar da vardır ama onlar biraz daha miskin olduklarından balkona oturup dirseklerini taşıracak biçimde dayadıkları kollarından güç alarak gelip geçene sataşır, orkestra şefi edasıyla kedilerin köpeklerin

Karadankaçanlar

İlkin adı ilgimi çekti. Sonra ejderhalı yelkenli kapak resmi ilgimi çekti. Derken ilk cümle ilgimi iyice sündürdü: Evvel balık içinde, kalbur deniz dibinde… Sonrası da aynen böyle gelişti. Cümle cümle peşine, tıkır tıkır işledi kitap. Hoop, okudum bitti. Adı Karadankaçanlar olan bir gemideyiz. Geminin tayfası da, yolcusu da, kaptanı da, aşçısı da, miçosu da, çımacısı da Tomris’le Tomris’in annesi. Tomris’in annesi kitap boyunca Tomris’in annesi diye anıldığı için ben de ona

Mahalle, linç kültürü ve aşk

Her mahallenin kendine has gizemleri, heyecanları ve sıkı bir dedikodu ağı vardır. Mahallede yazın sarf edilen sözler, kışın gelip sahibini didikler. Kahramanlarımızdan Kasap Haşmet’in oğlu Kemik Aziz ile Balık Oya, Yeşilçam kokan bir mahallede yaşamaktadırlar. Aziz’in Kemik lakabının nedeni sıskalığıdır. Balık Oya ise doğuştan balıketidir. İkisi ilkokulun ilk gününden beri birbirine âşıktır ama henüz birbirlerine açılmamışlardır. Balık Oya ilk adımı karşı tarafın atmasını beklediği gibi, Aziz’in bunu özgün, çarpıcı ve