Tag "sanat"

Görev değil, müze gezisi

Bazı günler bazı öğrencileri çok mutlu eder. Çünkü o gün okul gezisi vardır, öğretmenleri onları bir müzeyi ziyaret etmeye götürecektir. Hayır, öğrencilerin mutluluğunun kaynağı bir müzeyi ziyaret edecek, belki birbirinden güzel sanat eserleriyle tanışacak ya da yepyeni bilgiler edinecek olmaları değildir elbette. Bu ziyaret bir gün olsun okulu yasal yollarla kırmak anlamına geldiği için sevinir öğrenciler. Yoksa daha okul otobüsünde başlayan, “Sessiz ol!”, “Sırayı bozma!” komutları; sanki gülmek eğlenmek suçmuş,

Müze; Bink ve Gollie

Yıllar önce kuzenimle Sultanahmet’e gitmiştik. Lisede falandık. Aynı gün ya İstanbul Arkeoloji Müzesine ya Türk islam Eserleri Müzesi’ni de gezmiştik. Aradan zaman geçmişti; epey de bir zaman hem de. Yolumuzun yine Sultanahmet’e düştüğü bir gün “Ne yapalım, ne yapalım?” diye gezinirken ben yine müzeye gitmeyi önermiştim. “Ee daha önce gittik ya oraya!” diye aldığım yanıt yüzüme tokat gibi çarpmıştı. Eeee, gezdiysek n’olmuş? Müze bir kez gezilen bir şey değildir ki.

Kitap kahramanları sayfaların dışına taşarsa…

Kitaplar çoğumuz için yepyeni dünyaları temsil ediyor, öyle değil mi? Soluksuz okunan bir macera romanında kendinizi sayfaların arasında kaybetmiyor musunuz? Sizi bilmem ama ben bazen gerçeklik duygusundan öyle bir kopuyorum ki, kitap bittiğinde kendimi sersemlemiş, ortada kalmış hissediyorum. Kitabın gerçekliği kendi gerçekliğime baskın çıkıyor. Ne zamandır taslak yazılar içerisinde Thomas Allen adlı sanatçının ismi kayıtlı duruyordu. Geçenlde yazı taslaklarını gözden geçiriken hatırlayıverdim Allen’ın işlerini. Thomas Allen , kitapların bize yaşattığı

Dr. Seuss parkında gezintiye çıkalım mı?

Fantastik bir şeyden söz etmiyorum canım, böyle bir park gerçekten var. Dr. Seuss National Memorial Sculpture Park, yani Dr. Seuss Ulusal Anı Heykel Parkı’ndan söz ediyorum. Hani şu geçen gün doğum günü dolayısıyla kendinden söz ettiğimiz çocuk kitapları yazarı ve çizeri olan Dr. Seuss var ya… Hah, işte onun adına bir park yapılmışmış meğer. Güzelim heykeller ucube diye yıktırılır ya da tahrip edilir, “tükürürüm böyle heykele” denir, ama diğer yandan patlıcan heykeli,

Kıpır Kıpır / Ağaçtaki

Eski evimizde kapı zilimiz sürekli çalardı. Kargocuların biri gelir, biri giderdi. artık hangi şirkette hangi elemanın çalıştığını öğrenmiştik. Her kargocu tanıdıktı bizim için. Buraya taşınınca işler değişti. Bir süre kargodan gelen giden olmadı. Sonra yavaş yavaş başladılar gelmeye. Burada kapı zilimiz hiç çalmıyor. Çünkü onlar kapıya ulaşmadan biz bahçe kapısının açıldığını duyup kargo paketini kapıveriyoruz. Yine de burada da işler alıştığımız düzene oturmaya başladı. Kargo görevlileri önceden evde bulamayınca şubeye

Mavi’nin Mutluluğu ve Korsan Kapkara Bay Kuş

Bu hafta bizi son günlerde çok heyecanlandıran ve durup durup elimize aldığımız bir kitapla başladık yayına: “Mavi’nin Mutluluğu“. daha geçenlerde Yıldıray bu kitap hakkında yazmıştı zaten. Fuarda taze taze çıkan, Simla Sunay ve Gökçe Akgül imzalı “Mavi’nin Mutluluğu“, bizim kişisel yaşantımıza da damgasını vurmuş çok özel bir sanatçı, Bedri Rahmi Eyuboğlu hakkında bir çizgi roman. Bu hafta iki dinleyicimiz canlı yayın sırasında birer kitap kazandı. Bu yazının altına yorum bırakacak

Mavi’nin Mutluluğu

Banu’yla aşkımızın her yerine bulaşmıştır Bedri Rahmi Eyüboğlu ile sonradan Eren olan Ernestine’in aşkı. İkimizin de sanat tarihi eğitimi almasının bir cilvesi mi bu? Yok, o kadar basit değil. Bedri’yle Eren’in mayasında olan bir şey bu bize bulaşan. Bedri’yle Eren’in mektupları… Evet, iki insanın en özel yazışmaları yayımlandı ve biz de okuduk. Kendimiz yazmışız, birbirimize göndermişiz gibi… O kadar okuduk! Hepsi bu değil üstelik. Bir ressam, bir sanat düşünürü olarak

Küçük Sinemacılar

Kitaplar dünyayı ayağımıza getirir. Kitabın kapağını çevirirsiniz ve daha ilk sayfadan itibaren içinde bulunduğumuz dünya geride kalır; önümüzde yepyeni, bambaşka bir dünya vardır artık. Yazarın zihninden çıkıp gelen ve sizi alıp götüren bir dünya… O dünyanın içinde kaybolmaya bayılırım. Bu his size başka bir yerlerden daha tanıdık gelmiyor mu? Filmlere ne demeli? Sinemaya gidersiniz. Işıklar söner, film başlar ve daha o andan itibaren ne salonda yanı başınızda oturan arkadaşınız kalır,

Çocuk

Bir gün Picasso resim yapan torunlarını izliyormuş. Demiş ki: “Sizin gibi resim yapabilmek için elli yıl çalıştım.” Çok severim bu sözü. Bence bir yetişkinin içindeki çocukla ilişkisinin özeti gibidir. İnsanın içindeki çocuk, yaşama sanatının, her sıradan insanın keyifle var olmasının da anahtarıdır bana göre. Mamafih insanın içindeki çocukla uzlaşması, bırakın uzlaşmayı, tanışması bile o kadar kolay değildir. Picasso bile elli yıl uğraştıktan sonra… Diyelim ki bir insan içindeki çocuğu aramaya