Tag "oyun"

Bu ses de ne?

Aksayan blog yazılarımıza kör topal ilerleyerek devam etmeye karar verdik sevgili Dolapseverler. ne var ki, bu kez de radyo yayınlarımızın podcast’lerini Archive.org’a yükleyemiyoruz. Benim bilgisayar ayarlarım mı değişti, yoksa başka bir sorun mu var bilemiyorum. Her siteye giriyorum, Archive.org’a giremiyorum. O nedenle geriye dönük podcast yayınlarımızı ne yazık ki şimdilik siteye yükleyemeyeceğim. Onun yerine radyoda geçen hafta söz ettiğimiz ve bir okura armağan etmek istediğimiz “Bu Ses de Ne?” Kitap

Hışırtı ya da karanlık korkusunun sesi

Geceleri, ışıklar söndürüldükten sonra, alıştığımız biçimlerden ve seslerden kurtulunca ortaya çıkan o kontrollü korku hissinden hoşlanır mısınız? Çocukken bu hisle oynamaya bayılırdım. Gözlerimi perdeye diker kendimi perdenin kıpırdadığına ikna eder, arkasında neler olabileceğini tahmin etmeye çalışırdım. Yatağın altındaki daha da koyu karanlıkta yaşaması muhtemel varlıklardan korunmanın tek yolu ayaklarımın ve ellerimin yorganın altında olmasıydı. Yorganın yatağın kenarından sarkması demek o varlıkları yatağın içine buyur etmek demekti. Ya aralık duran dolap

Altı sözcüklük hikâyeler

Bundan bir buçuk yıl önce taslak olarak kaydettiğim bir konuydu bu. Diyeceksiniz ki “Bunca zamandır aklın neredeydi?” Eh, bu Dolap Çekmeceleri geldi geleli biz Kapaklar’ın menteşeleri fena halde çarpıldığı için bir buçuk yıl öncenin taslak konusu ancak şimdi yazılabiliyor; mazur görün. Bugün 14 Şubat Dünya Öykü Günü. Bugün altı sözcüklük hikâyelerden söz etmeye, hatta kendi altı sözcüklük hikâyelerimizi üretmeye ne dersiniz? Peki nedir bu altı sözcüklük hikaye? Aslında bu fikir

Yeti ile Spagetti

Maceraperestlik çocukların hamurunda var. Teorik olarak bu bilgiye sahiptim zaten. Tayga’nın büyümesini izlerken neredeyse her adımda bu bilginin doğrulandığını gördüm. Eğer biz yetişkince bir saçmalıkla yoluna çıkmazsak, Tayga’nın merakının peşinden nasıl gittiğini gözlemledim. Özellikle emeklemeye (daha doğrusu tırtıllamaya) başladıktan sonra Orman bir de sağlamasını almamızı sağladı: Merakın izinde maceraya atılmak çocukların fabrika ayarıdır. Orman, fıstık yeşili terliklerimin peşine düşüp kan ter içinde kalsa bile hedefinden şaşmıyor. Odanın ayaklarımızla basabildiğimiz her

Bunlar hep Kasımozorus!

Bugün Kasım’ın 30’u. Bir sonbaharı da -hiç değilse takvim yaprağı üzerinde- resmen devirmek üzereyiz. Önceki ve daha önceki sonbaharda, daha doğrusu son bir kaç kasımdır yazmak isteyip de bir türlü yazamadığım “Dinovember” meselesine bu kasım da bitmeden bir el atayım istedim. Dinovember’ı ilk duyduğumda, daha doğrusu ilk Dinovember fotoğraflarını gördüğümde çevremdeki kimse bunun ne olduğunu bilmiyordu. Bahsettiklerim ise tıpkı benim gibi çok eğlenmişti. Aradan bunca zaman geçtiğine göre, belki siz

İyi Geceler Farecikler

Burada bugüne kadar hep sevdiğimiz, hoşumuza giden kitaplar hakkında yazdık. Bu sefer biraz farklı bir yaklaşımla anlatacağım hakkında yazacağım kitabı. Bu kez kendi sevdiğim kitabı değil de Dolap Çekmecesi’nin sevdiği kitabı anlatacağım. Yani ben sadece aracıyım; bugün sırada Çekmece’nin tavsiyesi var. Dolap Buluşması için İstanbul’a gittiğimizde, bir arkadaşımla buluşacak kısa bir aralığım olmuştu. Tayga yolda uyur, ben de yarım saat oturup sohbet ederim diye yaptığım hesaplar elbette tutmadı ve bizim uykusuz ibiş uyumadı.

Şapkalı Kedi ile eğlenceli eğlence

Bugün Dr. Seuss’un belki de en bilinen kitabı var Dolap’ta. 1957’de yayımlandığında, çocuk edebiyatında çığır açan ve Dr. Seuss’un bu piyasadaki yerini perçinleyen “The Cat in the Hat” (Şapkalı Kedi).  Basıldığı andan itibaren büyük ilgi gören kitap, o tarihten bu yana milyonlarca adet satmış. Kırmızı beyaz çizgili şapkasıyla Şapkalı Kedi, bugün büyük bir sembol olmuş durumda. Bu hafta ABD’de kutlanan Dr. Seuss’un doğum günün etkinliklerine bakarsanız kırmızı-beyaz çizgileri her yerde görürsünüz. Yıllar önce b ize

Karton kutu krallığında bir #serbestoyun cücesi

Ben serbest oyundan yanayım. Serbest oyunla büyümüş olmam bir yana, hazır oyuncakların pek çoğuyla oynamanın boyama kitaplarındaki içi boş resimleri “kenarlarından taşırmadan” boyamakla aynı şey olduğunu düşünüyorum. Oyunu ve çocuğun elindeki nesneyle kurduğu ilişkiyi hizaya çeken, yalnızca sonu baştan belli oyunlara olanak sağlayan oyuncaklardan uzak durmak istiyorum. Şimdilik Tayga da bu tavrımı destekleyen tercihler yapıyor. Bu aslında başka bir yazının cümlesi ama yine de yazayım: Biz Tayga’ya neredeyse hiç oyuncak

Anne ve Çocuk Ev-Okulu

Bir Dolap Kitap’ta okuyup da sevdiğimiz, hakkında yazmak istediğimiz kitaplara yer veriyoruz. Haliyle bunlar çoğunlukla roman, zaman zaman da bilim ya da genel kültür kitabı oluyor. Son zamanlarda Tayga yüzünden bunlara bebek kitapları da eklendi. Bu kategorilerin dışına çok fazla çıkmadık. Ancak geçen gün gelen bir yorumda, okuyucumuz Makbule Hanım, kızının evde bir şeyler yapması için etkinlik kitabı aradığını, ancak bizim Dolap’ta bu tip etkinlik kitaplarının eksik olduğunu yazmış. Haklı.