Tag "ördek"

Tilda Elmaçekirdeği ve Uzaylılar Don Sever

Çikolatanın insanı mutlu eden bir özelliği vardır ya hani; mutluluk hormonları salgılamamıza neden olur çünkü. Bence resimli kitapların da benzer bir etkisi var. Resimli kitaplar da (tabii iyi yazılmış, resimlenmiş, nitelikli örnekleri kastediyorum) beynimizin farklı bir yerini uyarıp bizi gülümsetiyor. Resimli kitap okuyunca siz de kendinizi iyi hissetmiyor musunuz? Bu hafta radyoda hep resimli kitaplar vardı. İlaç gibi bir yayın oldu anlayacağınız. Programın ilk kısmında Bir Dolap Kitap’ı çoook eskiden

Bir ördeğin ve umudun peşinde…

Merhaba sevgili Dolapsever, Bu yazıyı okumaya başlayarak Bir Dolap Kitap’ın yeni çağına da balıklama dalmış bulunuyorsun. Bundan böyle Dolap’ın sayfalarında dolanırken biz kapaklar dışında yazarlarla da karşılaşabilirsin, şaşırma. Şimdi hiçbozuntuya vermeden sakince okumaya devam et, sevgili Dolapsever, çünkü seni ilk konuk yazarımız Gökçe Gökçeer’în yazdığı leziz bir yazı bekliyor. İyi okumalar! Yıl 1992. Hong Kong’dan yola çıkan dev bir yük gemisi, Kuzey Pasifik Okyanusu’nda ilerlerken çıkan korkunç bir fırtına sonucu

Benim Bütün Ördeklerim ve Küçük Korsan

Cumartesi günü Günışığı Kitaplığı’nın düzenlediği “Zeynep Cemali Edebiyat Günü“ etkinliğindeydik. Bu nedenle, aynı anda iki yerde olamayacağımız için radyoya seslerimizi bıraktık. Suretlerimiz Kadir Has Üniversitesi’nde boy gösterirken, seslerimiz de Açık Radyo’yu ziyaret etti. Bu haftaki yayına bizim çok sevdiğimiz, okuyunca insanın yüreğinde bir yerlere dokunan bir kitapla, “Benim Bütün Ördeklerim“ ile başladık. Bu kitabı okumadıysanız, radyo programını dinleyin, Yıldıray’ın daha önce yazdığı yazıyı okuyun ve kitabı mutlaka alın. Çocuğunuza almazsanız kendinize,

Dinozorun, İlk İnsanın, Taşıtların, Maya Şehrinin, Bir Depremin ve daha birkaç şeyin Öyküsü ve Küçük Vak Vak

Yazdan sonbahara geçerken gafil mi avlandık nedir, ikimiz de arka arkaya hastalandık ve sonunda toparlandık. Yayın sırasında çıkan hımık seslerden ötürü şimdiden özürlerimizi sunar ve bu hafta radyoda hangi kitaplara yer verdiğimize geçerim. Yayına 1001 Çiçek Kitaplar’dan çıkan yepyeni bir seri ile başladık. Tarihin farklı dilimleirnden seçilmiş dönemlerin, uygarlıkların ya da nesnelerin öyküsünü anlatan bu serinin en güzel yanı çocuklara tarihi eğlenceli bir yöntemle sunuyor oluşu. Biz yayında bu dizinin

Küçük Vak Vak

Gerçek olmayan bir varlığın yanaklarını sıkmak istediniz mi hiç? Kulağa biraz tuhaf geldiğinin farkındayım. Fakat hislerimi başka türlü ifade edemiyorum. Bazen öyle bir tiple karşılaşıyorum ki, kağıt üzerindeki iki boyutlu resim olması ya da bir çizgi film karakteri olması pek fark etmiyor benim için: O sevimli tipin yanaklarını, tıpkı çizgi film dünyasının “en sevecen” kahramanı Elmyra gibi, sıkıştırmak, mıncıklamak istiyorum. Mesela Küçük Ayı‘ya dakikalarca sarılabilirim. Sevgi arsızı yavru tavşan kucağıma

Benim Bütün Ördeklerim

Doğanıza karşı çıkabilir misiniz? Bakın, “Nefsinizle mücadele edebilir misiniz?” ya da “İsteklerinizi dizginleyebilir misiniz?” diye sormuyorum. “Doğanıza” karşı çıkıp çıkamayacağınızı soruyorum. Bu, büyük olasılıkla yanıtı olmayan, en azından teorik olarak yanıtlanamayacak sorulardan biri. Yine de düşünmeye, yanıtını tahmine çalışmaya değer bir soru. Oturup üstüne kafa yorsak, kim bilir ne çok yanıt çıkar ortaya. O muhtemel yanıtlardan biri de, “Benim Bütün Ördeklerim” adlı kitabın anlattığı öyküde saklı. “Benim Bütün Ördeklerim”, Christian

Bir çocuk, bir ördek: Arda ile Paytak

Çocukken bazı şeyler ne kadar önemli oluyor. Başkaları için değersiz, anlamsız şeyler, sizin için ne büyük anlamlar ifade ediyor. Çocukluğunuzun  en sevdiğiniz oyuncağını ele alalım. Neydi, önce onu bir hatırlayın. Uzun saçlı bir bebek mi? Yoksa tüyleri lime lime olmuş bir ayıcık mı? Benim en sevdiğim oyuncağım bir maymundu. Adı yoktu. O benim maymunumdu. Anneannemle ziyaretine gittiğimiz yaşlı bir akrabamızın benden büyük olan torunu onu bana armağan etmişti. O gün

Bir garip yumurta

Yıldıray dün “Üç Kuzucuk” kitabında yemek seçme meselesine değinmişti. O yazı ve yazıya gelen yorumlardan sonra biraz ters kaçacak ama dayanamadım. İtiraf ediyorum: Ben şu yumurta denen şeyi oldum olası sevemedim. Halbuki yiyeceklerle aram pek bir sıkı fıkıdır. İştah deseniz, yerinde… Ağız tadı deseniz, o da epey var… Ama gelin görün ki yumurta denince diğer yiyeceklere hiç yapmadığım bir şeyi yaparım. Önce yumurtayla ilk teması kuran gözümün feri söner. Sonra

Viktoryen Dönemin Asi Ama Saf Ördeği Jemima

Bu hafta hangi kitap hakkında yazacağıma bir türlü karar veremedim. “Teunis” adlı bir kitapla boğuştum bir süre. En sonunda onu erteledim. Ardından pek hevesle elime aldığım, ne yazık ki hayal kırıklığına uğradığım bir kitapla uğraştım. Debelenip durduğumu gören Banu elime “Jemima Pamukördek’in Masalı” adlı kitabı tutuşturdu. Önce bir kanalda dönen tanıtımını izlemiştik: Bir kadın önündeki kâğıda bir tavşan çizmeye çalışıyor, lakin tavşan yaramazlık peşinde olduğu ve rahat durmadığı için kadın