Tag "mahalle"

Unutma Oyunu

İsmimiz kimliğimizdir; bizim kim olduğumuzu söyler. Karakterimizin de ismimizle biçimlendiği söylenir. Bazen birinden söz ederken “ismiyle müsemma” deriz. İnsanlardan isimlerinin hakkını vermelerini de bekleriz! Adı Güçlü olan kişilerin güçlü kuvvetli; Bilge ismini taşıyanlarınsa bilgelik sahibi kişiler olacağını varsayarız. Arslan’ları cesur, Melek’leri iyilik timsali, Nazlı’ların hep naz yaptığını, İpek’lerin yumuşacık kişilikleri olduğunu düşünürüz. Bebeklere isim koyarken aklımızda sürekli yargılar dolaşır: Ya bu ismi koyunca sert mizaçlı olursa, ya bu isim omuzlarına

Mahalle, linç kültürü ve aşk

Her mahallenin kendine has gizemleri, heyecanları ve sıkı bir dedikodu ağı vardır. Mahallede yazın sarf edilen sözler, kışın gelip sahibini didikler. Kahramanlarımızdan Kasap Haşmet’in oğlu Kemik Aziz ile Balık Oya, Yeşilçam kokan bir mahallede yaşamaktadırlar. Aziz’in Kemik lakabının nedeni sıskalığıdır. Balık Oya ise doğuştan balıketidir. İkisi ilkokulun ilk gününden beri birbirine âşıktır ama henüz birbirlerine açılmamışlardır. Balık Oya ilk adımı karşı tarafın atmasını beklediği gibi, Aziz’in bunu özgün, çarpıcı ve

Ayasofya Konuştu

Bazı eserler ne kadar yaşlanırlarsa yaşlansınlar, yaşamımızdaki yerlerini korumaya devam ediyorlar. Ayasofya bunlardan biri. Çirkin çekişmelerin, anlamsız tartışmaların hedefi olmak zorunda da kalsa, Ayasofya sanat ve mimarlık tarihindeki yeriyle, gizemleriyle, güzellikleriyle insanları dünyanın dört bir yanından kendine çekiyor. Şimdi bir simyacı gibi düşünün ve bunlara Ayasofya’nın yakın çevresinde yaşayan insanların gerçeklerini ekleyin; ortaya bir roman çıkacak. Füsun Çetinel’in çocuklara yönelik ilk romanı olan “Ayasofya Konuştu”, o romanlardan biri. Günışığı Kitaplığı tarafından

Olduğun Yerde Kal

Savaş, anlatması da hakkında konuşup yazması da ne zor bir konu değil mi? İnsan savaşı nasıl anlatır? hem de çocuklara… Bazıları çocukları tüm kötülüklerden , kötü olan her şeyden uzak tutmak, onları koruyup kollamak eğiliminde. Sanıyorlar ki çocuklara onları mutsuz edecek, olumsuz herhangi bir şeyi yok sayarlarsa, üstünü örtüp çocuklardan gizlerlerse çocukları koruyabilecekler. Ne büyük hata… Savaşı ele alalım. Savaş hakkında söylenebilecek bir tek iyi şey bilmiyorum. Adını anmak bile

Gürültücüler (ya da uzaylılar sizin mahalleye de uzanabilir!)

Uzaylı temalı filmlerde kuraldır: Uzaylılar Amerika’ya iner. Dünyanın başka yerlerinin de istila edildiği haberini duyarız ama doğal olarak filmin kahramanları hep sıradan Amerikalı vatandaşlardır. Amerikan başkanı ise fedakar bir kahramandır. Sonunda kazanan hep onlar olur. Bizleri (diğer tüm dünyalıları) kurtaran kahramanlar hep bu Amerikalılar olur. Bu sefer işi tersine çeviriyoruz sayın seyirciler. Pencerenizden dışarı bakınız. Ne görüyorsunuz? Her sabah görmeye alışık olduğunuz mahalle manzaranızı, değil mi? Yoldan geçen şu kadın

Kâğıttan Kalpler ve Mezarlıktaki Gölge

İçinizde hâlâ mektup yazan var mı? Ya da en azından kartpostal göndereniniz? ben mektup yazmayı da, almayı da çok severim. Urla’ya taşındığımızdan beri daha sık mektup yazar oldum. Ne şanslıyım ki, karşılığında bana yazan dostlarım var. Posta kutum hiç pas tutmuyor. Kartpostal yollamak ayrı bir keyif. Güzel bir kartpostala denk gelmek ve alırken onu kime yollayabileceğinizi düşünmek gibisi yok. Hatta belki bilmeyenler vardır diye Postcrossing‘den de söz edeyim yeri gelmişken.

“Küçükler ve Büyükler” ile “Bizim Sokakta Şenlik Var”

Bu hafta nihayet hastalıkları atlattık ve kalkıp radyoya gidebildik. İlk bölümde Günışığı Yayınları tarafından yayımlanan Çıtır Çıtır Felsefe dizisine yeni katılan bir kitaptan söz ettik: “Küçükler ve Büyükler”. Küçük olma hallerine, küçük olmanın getirdiği zorluklara değinen kitap, çocuk istismarını konu eden çok önemli bir bölüm de içeriyor. “Küçükler ve Büyükler” hakkında geçenlerde yazdığımız yazıyı okumak isterseniz buraya tıklayın lütfen. Bu sayfaya yorum bırakan takipçilerimizden birine kitabı armağan edeceğiz. Çekilişe 26 ocak

Dilara Evden Kaçtı ve Süper Kurti

Ah, dün güne ne güzel başladık! En kötü günümüz böyle olsun. Ah biz ne küçük şeylerden mutluluk duyuyoruz. Neden mi? Önceki gece Dolap Çekmecesi sadece iki kez uyandı da ondan. Neredeyse beş saat kesintisiz uyku ne demek bilir misiniz? (Eminim, şimdi aranızdan bazıları hınzır hınzır sırıtıp, başını sallayarak “Bilirim, bilirim,” diyordur.) Ya işte böyle. Beş saat kesintisiz uyuyup, sonra sabah beş buçuktan yedi buçuğa kadar bir posta daha uyuyunca insan

Boom! ve Küçük Bir Kız Tanıyorum

Bu hafta radyoya giderken tek amacım vardı. Harbiye’de geçen hafta keşfettiğimiz (hani şu çay içtiğimiz) pastaneye gitmek ve şahane zeytinli açmalarından bir kez daha avlamak… Bunu başardım. Açma benim midemin gazabından kurtulamadı. Ama nasıl güzeldi, nasıl lezizdi. Çocukluğumdan beri bunca yıllık açma yiyicisiyim, ben böyle güzelini görmedim. Yolunuz Harbiye civarına düşerse, Radyoevi’nin karşısındaki pastaneye uğrayınız. (Reklamları izlediniz. Şimdi sıra yayında. :)) İlk bölümde Yıldıray çok eğlenceli belli olan bir kitaptan