Tag "Kır Çiçeği Yayınları"

“Oliver” ve “Molekül Macerası”

Herkese merhaba, Dün bizim kişisel bayramımızdı. Dün Dolap Çekmecesi’nin yaş günüydü. Zamanın göreceliğini daha iyi kavradığımız bir gündü. Bir yıl ne çabuk geçti ve aynı zamanda ne kadar uzun sürdü geçmesi. Tayga’nın bir yılda çekilen fotoğraflarına baktık. Nasıl olup da buruşuk bir fareden sarkık yanaklı bir tosuna dönüştüğüne şaşırdık. Bir bebeğin bir yıl içinde günden güne geçirdiği evrime, bebeklikten çocukluğa çaktırmadan geçişine hayran kaldık. Bu bir yıl bizim için müthiş bir

Kurt Geri Dönmüş!

Ne olacak masal dünyasının Erol Taş’ı kurdun hali? Adı çıkmış dokuza, inmez sekize. Masal dünyası sakinleri de haksız değil hani; sağı solu belli olmuyor kurdun. Gerçi neredeyse her seferinde bir güzel tepeleniyor ve kurtluğu murtluğu kalmıyor ya, olsun. “Ya bu sefer amacına ulaşırsa?” diye endişelenmekten kendimizi alamıyoruz. Başka bir masal dünyası mümkün oysa! “Müzisyen İnek Sırma“dan hatırlayacağımız Geoffroy de Pennart, masal dünyasının sınırlarını tatlı tatlı zorlayan yazarlardan biri. Pennart, masal

Küçük Kanguru

Ben Tayga’dan hiç ayrılmamıştım. Yıldıray da öyle. Tamam, arada bir ufak tefek işlerimizi halletmek için bir yerlere gidiyorduk ama kısa süreliğine… Birimiz gittiğinde diğerimiz Tayga’yla kalıyordu. Mümkün olduğunca Tayga’yı da peşimize taktığımızdan (bkz. son aylardaki radyo yayınlarımız) ayrılık acısını pek yaşamamıştık zaten. Çarşamba günü bir ilki yaşadık. Hem ben, hem Yıldıray aynı anda Tayga’yı bıraktık ve uzağa gittik. Ne bileyim, Taksim’e ya da şehir içindeki başka bir yere gidiyor olsak

Sevgi Kraliçesi

Küçük prenses heybetli annesinin kucağına çıkıp tam ondan isteyeceği şeyi söyleyecekken, annesi lafını keser: “Zamanım yok, canım. Mürebbiyene söyle…” Oysa prensesin istediği şey çok basittir: “Ama anne, yalnızca biraz sevgi istiyorum…” “Canım yavrum, şimdi çok işim var. İstersen uçağımı alıp Sevgi Kraliçesi’ni aramaya çık!” Böylece prensesin uzun ve maceralı arayışı başlar. Yolunun üzerine pek çok saray, pek çok kraliçe çıkar. Ancak hiçbiri Sevgi Kraliçesi değildir. Prenses önce pastadan sarayında yaşayan,

Oliver

Çocukken her çocuk gibi bir çocuktum. Arkadaşlarım vardı. Az miktarda oyuncağım, çok miktarda oyuncağa dönüştürülebilen mobilyam, sopam, mutfak gerecim, tamir takımım, işte, aklınıza oyuncağa çevrilebilecek ne geliyorsa o vardı. Ben kendimi biraz büyüyünce farklı hissettim. Farklı olmanın iyi mi, kötü mü olduğu hakkında herhangi bir görüşüm yoktu. Nasıl olsun, farklı olmanın ne olduğunu bile bilmiyordum ki! Rahatsız bir durumdu, bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Biraz daha zaman geçince, farklı olmanın önemli bir

Kurt gözüyle Kırmızı Başlıklı Kız

Bu hafta sonu ne güzeldi… Radyoya gidip dönerken baharın tadına doyamadık. Keyfimiz yayında da sürdü. Zira çok sevdiğimiz kitaplardan biriyle başladık yayına: “Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan?” Kır Çiçeği Yayınları’nın ödüllü kitabı  “Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan?” Sara Şahinkanat’ın yazdığı, Ayşe İnan Alican’ın resimlediği bir masal uyarlaması. Fakat herkesin bildiği Kırmızı Başlıklı Kız masalına bu kez kurt açısından bakıyoruz. Kitapla ilgili Yıldıray daha önce bir yazı yazmıştı. Okumak isterseniz tıklayın.

Bir Dolap Kitap – 28.01.2012 Radyo Yayını

Bir Dolap Kitap’ın ilk bölümünde, Avi’nin yazdığı ve Hayykitap’ın Türkçeye kazandırdığı “Kekik” ve “Badem” adlı kitaplar hakkında konuştuk. Bir Dolap Kitap okurları Avi’yle “Saçtaki Tuz” adlı kitabını ele aldığımızda tanışmışlardı. Tarihi diyebileceğimiz ve denizcilerin dünyasını anlattığı bu romanından sonra Avi bu kez mücadeleci farelerin öyküsünü anlatıyor. İki kitabın da başkahramanları fareler. “Kekik” hakkında daha önce Banu’nun yazdığı yazıyı okumak isterseniz bu linke tıklayın. “Kekik” ve “Badem” adlı iki kitabı, canlı

Nina’nın Emziği, Nina’nın Kardeşi

Benim bir tane “Kayganım” vardı. Annemin eski, ipek bir fularıydı bu Kaygan. Ya da belki de ben eskitmiştim, kim bilir… Nasıl oldu da benim elime geçmişti, hışır hışır ipekli kumaşı sürterek çıkardığım fışır fışır, gırç gırç sesten keyif almayı nasıl huy edinmiştim, hatırlamıyorum. Ama bu Kaygan bağımlılığımın da elbet bir sonu vardı. Bir gün bir baktım ki, annem lime lime olmuş Kayganım’ı atıvermiş! Amanın! Nasıl yıkıldığımı anlatamam. Benim bir de

Yavru baykuşlar

Baykuşları oldum olası sevmişimdir. Bakışıyla, duruşuyla beni çok etkileyen, büyüleyen bir hayvandır baykuş. Üniversitedeyken, kulüp çalışmalarımız sırasında bir baykuş çizmem gerekmişti (Bizim okulun logosu baykuştur). O zamandan beri sağa sola hep baykuş karalarım. Bu sene seramik atölyesinde baykuş aşkım yine alevlendi. Kağıttaki baykuşlar, çamurun içinden çıkmaya başladılar. (Bkz. dün başladığım baykuşlu totem.) Geçenlerde film keyfi için kendimize DVD aranırken “Baykuş Krallığı Efsanesi” diye bir film bulduk. İzlerken baykuşların güzelliğine bir