Tag "Günışığı Kitaplığı"

Babaannemin İçine Uzaylı Kaçtı

Hep dediğimiz bir şey vardır: Çocuk kitaplarında her konuyu ele alabilirsiniz; sadece nasıl anlatacağınızı bilmeniz, doğru sözcükleri ve ifadeleri bulmanız gerekir. “Babaannemin İçine Uzaylı Kaçtı” işte böyle kitaplardan biri. Sevgi Saygı’nın kaleme aldığı romanda babaannesi alzheimer olan bir çocuğun öyküsünü okuyoruz. Alaz ve arkadaşlarının yaşlılığı nasıl anlamaya, kavramaya çalıştığını, kuşaklar arası iletişimi keyifli bir üslupla ele almış yazar. Bu haftanın armağan kitabı olan “Babaannemin İçine Uzaylı Kaçtı” gelecek hafta yapacağımız çekilişte

Radyoda yeni bölüm: Tayga, ne okuyalım?

Çok sevdiğimiz kitaplar Türkçe’ye çevrilince seviniyoruz. Bu hafta radyoda işte böyle bir kitaba yer verdik. Tıpkı “Vahşi Şeyler Ülkesi” gibi klasikleşmiş bir resimli kitap olan “Üç Haydut“ geçtiğimiz aylarda dilimize kazandırıldı. Daha önce hakkında bir yazı da yazdığım kitabı bu hafta radyoda Yıldıray anlattı. Üstelik “Bu kitap ne demek istiyor?” sorusuna yanıtı bir yetişkin polisiye kitabı üzerinden yanıt verdi. Programın ilk bölümünde ele aldığımız “Üç Haydut” bu haftaki armağan kitabımız. Kitabı kazanmak

Fantastik bir üçleme ve keyifli bir polisiyeye var mısınız?

Geçenlerde bir akşam çocukları yatırdık, izlemediğimiz bir animasyon ne vardı da izlesek diye aranırken benim aklıma “Kutu Cüceleri / The Boxtrolls” geldi. Yıldıray bilmiyormuş filmi, “Bak çok güzel stop-motion,” dedim, buldum açtım filmi. Sonra izlemeye başladık. Sonra film boyunca Yıldıray “Ben bu hikayeyi biliyorum ama ner’den?” deyip durdu. Filmin sonuna geldğimizde “Pantolonlar Fora!“ diye bağırdı. Ben de “Neyyy?” dedim. İşte böylece Yıldıray birkaç sene önce Pantolonlar Fora’dan söz ettiğinden beridir

Dalgalandım da duruldum

Bazı kitapların tuhaf bir davranışı vardır. Siz daha ilk sayfalarını okurken, kitap, sonuyla ilgili tahminlerinizi biçimlendirmeye başlar. Okudukça iş tahminden çıkar. Ortalarına geldiğinizde artık kitabın sonunu biliyorsunuzdur. Peki, sonunu bildiğimiz bir kitabı niye okuyalım? Nedenlerden biri tüm olayların seyrini, anlamını değiştirecek bir durumun ortaya çıkmasını ummak olabilir. Bunun işaretleri önceki sayfalarda bir yerlerdedir mutlaka. Durum ortaya çıkana kadar fark etmemişizdir, ama bunda bir sorun yok. Zaten yazar da kurgunun sağlamlığı

Düşler Sirki / Usta ile Ayı

Patlamış mısırın ne tuhaf bir kokusu vardır! İnsanı kandırır, aklını çeler, ağzını sulandırır, mutluluk hissi verir. Hem de bunların hepsini aynı aynda yapar. Sonunda o mısırın cazibesine dayanamazsınız ve bir tane atıverirsiniz ağzınıza. Önce iki parmağınızın ucuyla, tek tek alıp ağzınıza atarsınız mısırları. Sonra üç parmak, dört parmak derken bir bakmışsınız ki avuçla alıp alıp ağzınıza tıkıştırıyorsunuz! tabii bu dediklerim evde mısır patlattıysanız geçerli. Sinemaya gitmiş de mısır almamışsanız, arka koltuğunuzda

Görev değil, müze gezisi

Bazı günler bazı öğrencileri çok mutlu eder. Çünkü o gün okul gezisi vardır, öğretmenleri onları bir müzeyi ziyaret etmeye götürecektir. Hayır, öğrencilerin mutluluğunun kaynağı bir müzeyi ziyaret edecek, belki birbirinden güzel sanat eserleriyle tanışacak ya da yepyeni bilgiler edinecek olmaları değildir elbette. Bu ziyaret bir gün olsun okulu yasal yollarla kırmak anlamına geldiği için sevinir öğrenciler. Yoksa daha okul otobüsünde başlayan, “Sessiz ol!”, “Sırayı bozma!” komutları; sanki gülmek eğlenmek suçmuş,

Müze; Bink ve Gollie

Yıllar önce kuzenimle Sultanahmet’e gitmiştik. Lisede falandık. Aynı gün ya İstanbul Arkeoloji Müzesine ya Türk islam Eserleri Müzesi’ni de gezmiştik. Aradan zaman geçmişti; epey de bir zaman hem de. Yolumuzun yine Sultanahmet’e düştüğü bir gün “Ne yapalım, ne yapalım?” diye gezinirken ben yine müzeye gitmeyi önermiştim. “Ee daha önce gittik ya oraya!” diye aldığım yanıt yüzüme tokat gibi çarpmıştı. Eeee, gezdiysek n’olmuş? Müze bir kez gezilen bir şey değildir ki.

Gizemli Anahtar ve Pire ile Diken

Uzun bir aranın ardından merhaba, Açık Radyo’ki teknik bir aksaklıktan ötürü geçtiğimiz haftaki radyo yayınımızın kaydı ancak şimdi ulaştı elimize. Geç olsun da güç olmasın. Bence hemen aşağıdaki podcast yayınına tıklayın ve dinlemeye başlayın. Çünkü yine birbirinden güzel kitaplardan söz ettik. Üstelik çocuk kitaplarının hiç de hafife alınmaması gerektiğini, çocuk kitapları sayesinde hayli derin konulara girilebildiğini bir kez daha görmüş olduk. Programın ilk bölümünde  Andrew Clements’in Türkçe’de yayımlanan son kitabı

Ayasofya Konuştu

Bazı eserler ne kadar yaşlanırlarsa yaşlansınlar, yaşamımızdaki yerlerini korumaya devam ediyorlar. Ayasofya bunlardan biri. Çirkin çekişmelerin, anlamsız tartışmaların hedefi olmak zorunda da kalsa, Ayasofya sanat ve mimarlık tarihindeki yeriyle, gizemleriyle, güzellikleriyle insanları dünyanın dört bir yanından kendine çekiyor. Şimdi bir simyacı gibi düşünün ve bunlara Ayasofya’nın yakın çevresinde yaşayan insanların gerçeklerini ekleyin; ortaya bir roman çıkacak. Füsun Çetinel’in çocuklara yönelik ilk romanı olan “Ayasofya Konuştu”, o romanlardan biri. Günışığı Kitaplığı tarafından