Tag "fil"

Edgar ve Allan Poe ile maceraya devam

Benim için çocukken yaz tatili demek bütün gün sokakta oynamanın dışında bolca kitap okumak da demekti. Öğle saatlerinde evdeysem en sevdiğim şey sandviç yapıp evin bir köşesindeki kuytuya çekilip kitap okurdum. Hele bir de soluksuz bir maceraya denk geldiysem değmeyin keyfime. Keşke o zaman şimdiki kitaplar olsaydı diye hayıflanmadan da edemiyorum. Neyse ki şimdiki kitapları şimdi okumak gibi bir şansım var! Şimdi çocuk olsaydım bu yaz tatili için kendime seçeceğim

Bir yanda kayıp bir fil, diğer yanda yatağın altına saklanmış bir timsah

“Nerede Bu Fil?“i elime ilk aldığımda aklıma gelen ilk şey “Ali Nerede?” kitapları olmuştu. Zaten Kitabın yazarı Baroux da esin kaynağının “Ali nerede?” olduğunu yazmıştı kitabın arkasında. Kitabın kapağındaki “Bu bir ‘sessiz kitap’tır.” açıklaması da hayli heyecan vericiydi. Ben sanmıştım ki oyunlu, eğlenceli, neşeli bir kitapla karşı karşıyayım. Meğer yanılıyormuşum. Aslında, hayır, yanılmıyormuşum, oyunlu bir kitapmış bu ancak benim sandığımdan çok farklı bir gidişatta ilerliyormuş öyküsü. Sayfaları çevirdikçe fil ve

Nerede bu fil?

Orman Bakanlığı ve ona bağlı bölge müdürlüklerinin sık kullandığı bir slogan vardır: “Elinle yaktığın ateşi gözyaşınla söndüremezsin”. Sosyal medyayı biraz kurcalarsanız, sloganın insan kaidesiyle ilişkilendirilmiş yorumunu da bulabilirsiniz. Güzel söz söyleme sanatlarının istisnasız tamamına uzak olsa da, Orman Bakanlığı’nın anlam bakımından son derece doğru olan bu sözünün duyulması, ciddiye alınması, ağızdan ağıza aktarılması ve gündem olması için asıl meselesi olan “orman” vurgusunun yerini insan kaidesine bırakması gerekir. Ne de olsa

Eve Yolculuk

Gözlerinizi kapayın ve yaşadığınız, “Evim,” dediğiniz mekânı zihninizde canlandırın. Tam olarak istediğiniz gibi olmasa da rahat bir yer, değil mi? En azından iyi tanıdığınız ve kendinizi güvende hissedebildiğiniz bir yer. Orada uyuyabiliyorsunuz. Güzel. Şimdi zihninizdeki bu mekânı yavaş yavaş küçültmeye başlayın. Duvarlar birbirine yaklaşsın. Dilerseniz eşyalarınızı evinizle aynı oranda küçültün ya da eviniz küçüldükçe bazı ayrıntılar eriyip silinsin. Önce buzdolabınız yok olsun mesela. Ayakkabılığınız, giysi dolabınız ve teker teker koltuklarınız

“Bay Fil’in Orman Günlüğü” ve “Evcil Hayvanım Bir Dinozor”

Günaydın sevgili Dolapseverler, biz yine çok heyecanlıyız. Söylememek için kendimi zor tutuyorum. Ne zamandır deli gibi çalışıyorduk. Nihayet en büyük hayallerimizden biri gerçekleşiyor. Bir hafta kaldı. Mart başında sizi çok şaşırtmayı planlıyoruz. Neyse, asıl konumuz pazar günkü radyo programı aslında. Çizgi roman en sevdiğimiz konulardan biri. Marsık’tan çıkan “Bay Fil’in Orman Günlüğü – Maymunlar Eğleniyor” adlı albüm, programın ilk bölümünde konumuz oldu. Roberto Totaro tarafından yazılıp çizilen bant öykülerden oluşan

Bekçi Amos’un Hastalandığı Gün

Geçen hafta çok hastaydım. Hayatım boyunca ya bir, ya iki kere grip olmuş biri olarak, hayatımın gribini oldum diyebilirim. Kollarımda bir dirhem güç yokken Tayga’yı taşımak, uyutmak (uyutamamak) tam bir çileydi. Tam da o günlerde bir kitap ilaç gibi girdi hayatıma; hatta neredeyse iyileşmemi bu kitaba borçluyum diyebilirim. Çünkü ne zaman elime alsam gülümsedim ve ballı zencefil içmiş gibi içim ısındı. “Bekçi Amos’un Hastalandığı Gün” adını taşıyan bu sımsıcak kitap,

Sakar Fareler Ortalığı Karıştırıyor

Fare ve kedilerin edebiyat dünyasında tuttuğu yer beni düşündürüyor son zamanlarda. Köpekler bu kadar yer tutmuyor sanki. Gerçi Sezgin Kaymaz’ın “Lucky” adlı kitabı edebiyat dünyasında köpeklere ciddi bir avantaj sağlıyor ama Lucky de hınzır farelerle oyuncu kediler arası bir karaktere sahip zaten. Sanırım fare ve kedilerin kendilerine bu kadar yer edinebilmelerinin nedeni de hınzırlıkları, aşırılıkları ve oyunculukları. Bir de elbette bağımsızlıklarına düşkünlükleri önemli bir etken olabilir. Az önce kedili bir

Kitabın içindeyiz!

Bugün sizi, son zamanlarda beni en çok güldüren iki tiple tanıştıracağım: Fil Gerald ve Domuz Piggie. Beni de onlarla Evren tanıştırdı. Gerald ve Piggie, yazar, illüstratör ve animatör Mo Willems’in yarattığı çok sevimli ve bir o kadar komik iki kahraman. Willems, ikilinin çok sayıda macerasını yazıp resimlemiş. Benim okuduğum kitapsa “We Are in a Book!” adını taşıyor.

Bahadır

Biz filleri severiz. Siz de sever misiniz? Seversiniz gibi geliyor bana. Filler çok ağırdır. Öfkelendiler mi, önlerine geleni yıkar geçerler. Ayrıca fillerin bir seferde yaptıkları kaka miktarını düşünmek bile istemiyorum. Öte yandan koca kulakları, burun niyetine upuzun hortumları ve koca popolarıyla filler dünya tatlısıdır. Hani Mona Lisa için söylenir ya, güya bu hanımefendinin gözleri ağlarmış gibiymiş de, ağzına bakınca gülümsüyormuş. Bunu söyleyenler filleri hiç görmemiş olsa gerek. Asıl fillerdir hüzünle