Tag "felsefe"

Küçük Filozof Dizisi

Çocukken, yanıt bulamadığım birçok sorum vardı. Örneğin maydanoza neden maydanoz dendiğini bir türlü anlayamazdım. En çok kafama takılan konulardan biri de neden var olduğumdu. Ben bu dünyada ne yapıyordum ki? Hem durun bakalım, bu dünyadan olduğumuzu kim söylüyordu ki? Bugünkü aklımla bakınca, sorulma sıklığı ve biçimi değişmişse de, bazı sorularımın hâlâ yanıtlanmamış olduğunu görüyorum. Bazen hayvanlara ya da bitkilere bakıp, kendi varlık nedeniyle ilgili kuşku duyabilen insanoğluna şaşırırken yakalıyorum kendimi.

Üçteker sohbeti ve biraz da yaşam ve evren…

Şuşu’yla geçenlerde tanışmıştınız.Hani şu Yıldıray’ın yıllardır doğmayı bekleyen ve sonunda Başak Günaçan tarafından resimlenen kahramanı… Daha hâlâ tanışmadıysanız Şuşu’nun nasıl doğduğunu “Şuşu ve Üçtekeri” yazısını okumanızı ya da BDK Hafta Sonu’nun 12. sayısında Başak Günaçan’la yaptığım röportajı okumanızı öneririm. Bir seçeneğiniz de bu hafta Açık Radyo’da yaptığımız programı dinlemeniz. Bu haftaki programımızın ilk bölümünü Redhouse Kidz’in yayımladığı “Şuşu ve Üçtekeri”ne ayırdık. Bizi dinleyen genç dinleyicimiz Berfin Bahar Türkdoğan yayın sırasında

Albert Einstein’ın Işığı

Acelem varsa, her gün karşıdan karşıya geçtiğim yerdeki kırmızı ışık daha uzun yanar. Eğer çok eğleniyorsam, çok keyifli bir sohbetin içindeysem, zamanın nasıl geçtiğini anlamam. Birkaç gün önce yaşadığım sıkıcı bir olay ya da yoğun bir çalışma haftasının ilk günü, yıllarca önce yaşanmış gibi gelir bazen. Oysa onu ölçmek için yaptığımız bütün araçlarda dakika altmış saniye, saat altmış dakika sürer. Saatlerde mi bir sorun var? Zaman, saatlerimizle ölçtüğümüz gibi akmaz

Çocuklarla felsefe

Bir de baktık ki, radyoda bir yılı geride bırakmışız. Bu haftaki yayınla Açık Radyo’daki “Bir Dolap Kitap” adlı programımızın üçüncü sezonuna başladık. Bu hafta radyoda çocuklar için yazılmış felsefe kitaplarından söz ettik. Şimdiye kadar Dolap raflarımıza hep çeviri kitaplar girmişti. Bu kez Nuran Direk’in yazdığı, Pan Yayıncılık’tan çıkan “Çocuklarla Felsefe” adlı kitap var elimizde. Radyoda canlı yayın sırasında bizi arayan bir dinleyicimiz bu kitabı kazandı. Bu bant kaydını dinleyen ve

Filozof Çocuk dizisi

Çocukken aklımın almadığı bazı meseleler vardı. Mesela nasıl oluyordu da ben Türkiye diye bir ülkede doğuyordum ama bir başkası başka bir ülkede doğuyordu? Niye bu kadar çok farklı dil vardı? Neden hepimiz aynı dili konuşmuyorduk? Hem sonra neden bana kimse sormayı akıl etmemişti; belki ben bu ülkenin bu kentinde doğmak ve bu dili konuşmak istemiyordum! Bir dakika, başka kentler derken? Aklım hiç almıyordu, Dünya’nın başka yerlerinde de yaşayan insanlar mı

Bir Dolap Kitap-25.06.2011 radyo yayını

Bu hafta Açık Radyo’daki yayına bir değişikklikle başladık ve bir diziden söz ettik. Metis Yayınları’nın “Küçük Filozoflar” dizisinden daha önce söz etmiştik zaten. O zaman henüz iki kitap çıkmıştı:  “Profesör Kant’ın En Çılgın Günü” ve “Descartes Amca’nın Kötü Cini“. Radyo yayında bu iki kitaba ek olarak “Karl Marx’ın Hayaleti” ve “Bilge Sokrates’in Ölümü” kitaplarını da ele aldık. Dizinin dört kitabını dinleyicilerimizden Aydın Kudu kazandı. Siz de isterseniz, bu yazının sonuna,

Metis Küçük Filozoflar Dizisi

Dilimizde çok nadide deyişler vardır. Bu deyişlerden birbirine çok benzeyen iki tanesini hemen söyleyeyim: “Caz yapma!” ve “Felsefe yapma!” “Caz yapma!” diyen bünye, muhtemelen karşısındakine laf yetiştirememekten muzdariptir. Konuşanı susturmak, kendisine “Boş konuşuyorsun, sözlerin beni hiç etkilemiyor,” mesajı vermek, bu özlü sözü kullanan kişinin temel amacıdır. Yoksa konunun caz müzikle bir ilgisi yoktur. Zaten bu deyişin bugün ele alacağımız kitaplarla da bir ilgisi yok. “Felsefe yapma!” deyişi bizi daha çok

Yaşam ve Ölüm

Yıldıray’la gelecek planlarımız içinde günün birinde keçi sahibi olmak var. Ben isimlerini bile koydum: Benekli ile Saçaklı. Bize her gün sütlerinden ikram edecekler; biz de keçi peyniri yapacağız. Benim planım bu. Ama bu konuşma her yapıldığında Yıldıray şu sözü söylüyor: “Zamanı gelince de keçi kebabı yapacağız.” Ben de itiraz ediyorum, “İnsan arkadaşını yer mi?” diye. Bana göre, beslediğin keçi yenmez. Yıldıray’a göre, zamanı geldiğinde keçiyi yemek normal… “Bunlar da nereden

Kedi Zen’den ne anlar?

Ben kediler hakkında uzun uzun ahkam kesince, ablam elinde bir kitapla geldi ve “Ben bunca zaman sana bunu nasıl vermemişim?” diyerek “Varjak Pençe”yi elime tutuşturdu.  “Aa, bu da ne?” dedim. Çocuk kitabı mıydı? Yok canım, kapağını görünce Akif Pirinççi’nin “Felidae” kitaplarından biri gibi görünmüştü gözüme. Meğer çocuk kitabıymış. Üstelik ödüllü bir çocuk kitabı… Okumamak mümkün mü? Okumaya başladım ve okudukça keyif aldım “Varjak Pençe”den… Bizim evde Uzak Doğu savaş sanatları