Tag "fare"

Tilda Elmaçekirdeği ve Uzaylılar Don Sever

Çikolatanın insanı mutlu eden bir özelliği vardır ya hani; mutluluk hormonları salgılamamıza neden olur çünkü. Bence resimli kitapların da benzer bir etkisi var. Resimli kitaplar da (tabii iyi yazılmış, resimlenmiş, nitelikli örnekleri kastediyorum) beynimizin farklı bir yerini uyarıp bizi gülümsetiyor. Resimli kitap okuyunca siz de kendinizi iyi hissetmiyor musunuz? Bu hafta radyoda hep resimli kitaplar vardı. İlaç gibi bir yayın oldu anlayacağınız. Programın ilk kısmında Bir Dolap Kitap’ı çoook eskiden

Hayvanların da mahalle hayatı olur

Bizim sokakta bir sürü hayvan yaşıyor. Bizim bahçede kedi Saffet ve saz arkadaşları var. Saffet bebekliğinden beri burada zaten; diğerleri sonradan yerleşti. yan bahçede kedi gördü mü deliye dönen rottweiler Daisy var. Onun yanındaki bahçede goldenretriever Ece ile onun köür karası çocuğu, onların da yanında Ece’nin bir başka çocuğu yaşıyor. Karşı bahçede ihtiyar Alman kurdu Zuzu var. Bir tane adını bilmediğimiz bir köpek ortalıkta serbest gezip bunların hepsini ayaklandırıyor. Bir

Bu kış kimse üşümeyecek

Bu aralar karlı kışlı kitaplar görünce hoşuma gidiyor. Uzaktan bakması güzel tabii. İstanbul’dan taşındığımızdan beri her kış İstanbul’da kar yağıyor; ben de buradan ciğere bakan kedi gibi bakıyorum resmen. En son kar gördüğünde Tayga’nın doğmasına birkaç hafta kalmıştı. Bırakın karda uzun yürüyüşler yapıp, arkadaşlarla kartopu oynamayı, Yıldıray’ın elini tuta tuta arka sokağa gidip dönerken penguenden halliceydim. Tayga da, yazık yavrum, kar falan bilmiyor. Ona ilginç geliyor haliyle. Merak ediyor. İlk

Fare Frederick, hayalperestlerin azizi değil de ne?

Elli tarakta bezim vardır benim. Ya maymun iştahlıyım ya da sadece meraklıyım. Belki de ikisi birden. Denemek hoşuma gidiyor. Aklıma gelen öykü konularını not eder, sonra bazısını unuturum bir kenarda. Bazılarını tekrar işlemek üzere bir kenara bırakır, bir kısmında da sonuna kadar giderim. Resim yapmayı denerim. Bir şey denerken aklıma başka bir fikir gelir. “Dur onu da suluboyayla yapmayı deneyeyim,” deyip suluboya almaya gider, başka şeyler alıp dönerim. Evde tonla

Bu Bir Kitap

Kitapla ilişkiniz nasıl? Bu satırları okuduğunuza göre, en azından çocuk kitaplarıyla ilgileniyorsunuz demektir. Ben de öyle! Kitap benim için ekmek, su gibidir. Neyse ki aramız hep iyiydi, birbirimize asla yabancılaşmadık. Yine de öyle insanlar var ki bırakın evlerinde bir kitaplarının durduğu bir köşe olmasını, hayatlarında ellerine kitap bile almamışlar.Kitap okumayı sevmeyen insan tanıyorum ben. Çok garip geliyor; ama varlar. Şimdi o insanları da kitap sevmemeyi de bir kenara bırakalım. Teknolojiyle

Miks, Maks ve Meks’in (ve Lokum’un) Öyküsü

Kedileri oldum olası sevmişimdir. Bunu daha öncede yazmıştım burada bir yerde sanırım. Kedilerle kolay arkadaş olurum. Kedi korkusunun nasıl bir şey olduğunu o nedenle anlayamadım bir türlü. ta ki Esra aşağıdaki yazıyı yazana kadar. kendimi onun yerine koymaya çalıştım. Gerçekten de zor bir şeymiş, kedilerlen korkuyorsanız onlarla karşı karşıya gelmek. Her ne kadar gelip, en sempatik halleriyle mırıl mırıl paçanıza sürünseler de aslında usta birer avcıdır kediler ve içlerindeki vahşi taraf asla

Ne eksik, ne fazla; herkesin çocuğu onun en değerlisidir.

Bu hafta çok güzel öykü kitabıyla başladık radyo yayınına. Uykudan önce okumak için harika bir seçenek olan “Senin Gibi”, sevgi üzerine, sevginin ölçülemez ve kıyaslanamazlığı üzerine sımsıcacık bir öykü. Gerek resimleri, gerek üslubuyla bana “Bil Bakalım Seni Ne Kadar Seviyorum“u anımsattı bu kitap. Bakmaya doyamadığım ayrıntılarıyla (özellikle fare evindeki nesnelerin kullanımı bana “Fare Evi”ni hatırlattı) görsel olarak da büyük bir keyif verdi bana. Bu yazının altına yorum bırakacak bir kişiye “Senin

Dolap Çekmecesi yeniden radyoda…

Tayga Açık Radyo’daki ilk canlı yayınına çıktığında (!) 8 haftalıktı. Bizimle pek çok pazar sabahı  radyoya geldi. Tren, vapur ve Karaköy’den yapılan kısa bir yürüyüşle gerçekleştirdiğimiz radyo yolculuklarımız büyük keyifti. İlk başlarda sakin geçen yayınlarımız Tayga büyüdükçe onun tarafından baltalanmaya başladı. Bir iki kere yayın yönetmenimiz Özdal’ın Tayga’yı yayın masasının olduğu tarafa alıp bizi kurtardığını hatırlıyorum. Renkli ve ışıklı düğmeleri görünce nasıl da heyecanlanıp mutlu olurdu. Şimdi görse herhalde deliye döner. Ne

İyi Geceler Farecikler

Burada bugüne kadar hep sevdiğimiz, hoşumuza giden kitaplar hakkında yazdık. Bu sefer biraz farklı bir yaklaşımla anlatacağım hakkında yazacağım kitabı. Bu kez kendi sevdiğim kitabı değil de Dolap Çekmecesi’nin sevdiği kitabı anlatacağım. Yani ben sadece aracıyım; bugün sırada Çekmece’nin tavsiyesi var. Dolap Buluşması için İstanbul’a gittiğimizde, bir arkadaşımla buluşacak kısa bir aralığım olmuştu. Tayga yolda uyur, ben de yarım saat oturup sohbet ederim diye yaptığım hesaplar elbette tutmadı ve bizim uykusuz ibiş uyumadı.