Tag "doğal yaşam"

Doğa Güncesi

Dün sabah, Urla için uzun zamandan sonra ilk kez yağmur olasılığını konuştuk evde. Gökyüzünü kara kara bulutlar kapladı. ben Urla’ya bisikletle mi gitsem, yürüsem mi diye düşünmeye başladım. Yağmur olasılığı beni o kadar heyecanlandırdı ki bana rengârenk fil Elmer’ı hatırlatan rengârenk şemsiyemi dolaptan aldım ve yola çıktım. Yolda komşularımızdan biri arabasını durdurup beni gideceğim yere bırakmayı teklif etti. Kibarca reddettim. Belki de yağmurda yürüyecektim; araba da neydi? Ne de olsa bizim

Nerede bu fil?

Orman Bakanlığı ve ona bağlı bölge müdürlüklerinin sık kullandığı bir slogan vardır: “Elinle yaktığın ateşi gözyaşınla söndüremezsin”. Sosyal medyayı biraz kurcalarsanız, sloganın insan kaidesiyle ilişkilendirilmiş yorumunu da bulabilirsiniz. Güzel söz söyleme sanatlarının istisnasız tamamına uzak olsa da, Orman Bakanlığı’nın anlam bakımından son derece doğru olan bu sözünün duyulması, ciddiye alınması, ağızdan ağıza aktarılması ve gündem olması için asıl meselesi olan “orman” vurgusunun yerini insan kaidesine bırakması gerekir. Ne de olsa

Kıyıya Vuran Kız

“Önyargı bütün kötülüklerin anasıdır,” diyebilir miyiz? Bu kadar iddialı bir yargıda bulunmak doğru değil ama ben önyargılarımdan çok çektim. Bir kere kendi kendinize yolunuzu kesiyorsunuz. Birkaç adım sonra karşılaşabileceğiniz bir güzelliği, sırf yargılarınız yüzünden görmüyor ya da olduğundan farklı görüyorsunuz. Belki çok seveceğiniz bir insanla geçireceğiniz güzel vakitleri öteliyorsunuz. Belki “Hayatımda yediğim en lezzetli şeymiş bu!” diyebileceğinizi bir yemeğin tadını öğrene şansınızı yok ediyorsunuz. Arka kapak yazısı ya da kapağı

Gürültücü Güven ve Babam Neden Burada Değil?

Geçenlerde bir rüya gördüm: Adını burada anmaya bile tenezzül etmeyeceğim bir politikacı, avanesiyle bizim bahçeyi işgal ediyordu. Her yere plastik şeritler çekip geçmeyi yasaklıyorlardı. Takım elbiseli, güneş gözlüklü bir sürü korumaortalıkta, elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyordu. Bizim bahçede! Evin içinde dört dönüp öfkeden küplere biniyordum ve topuna birden olabildiğince kötü davranıyordum.  Ay, şimdi aklıma geldikçe bile sinir oluyorum. Bu adamlar her istediklerini yapmaya hakları varmış gibi davranıyor ya… Neyse! Bu,

Eve Yolculuk

Gözlerinizi kapayın ve yaşadığınız, “Evim,” dediğiniz mekânı zihninizde canlandırın. Tam olarak istediğiniz gibi olmasa da rahat bir yer, değil mi? En azından iyi tanıdığınız ve kendinizi güvende hissedebildiğiniz bir yer. Orada uyuyabiliyorsunuz. Güzel. Şimdi zihninizdeki bu mekânı yavaş yavaş küçültmeye başlayın. Duvarlar birbirine yaklaşsın. Dilerseniz eşyalarınızı evinizle aynı oranda küçültün ya da eviniz küçüldükçe bazı ayrıntılar eriyip silinsin. Önce buzdolabınız yok olsun mesela. Ayakkabılığınız, giysi dolabınız ve teker teker koltuklarınız

Beni mutlu eden ne?

Biz insanlar tuhaf yaratıklarız. Önce işimize geldiği gibi dünyanın nimetlerini sömürür sonra da tükeniyor diye ah vah eder, dövünürüz. Eski güzel günlere tekrar kavuşmak için çocuklarımızı eğitmeye, yitirmek üzere olduğumuz güzelliklere karşı duyarlı olmalarını sağlamaya çalışırız. Eğer çocuklarımız yitirmek üzere olduğumuz güzelliklerden biriyle ilgili sevimli bir resim yaparsa onu över, bir çikolatayla ödüllendiririz. Ama o çikolatanın yapımında kullanılan palmiye yağının üretimi için orangutanların yaşadığı uçsuz bucaksız yağmur ormanlarının içindeki orangutanlar

Minik Tohum

Eric Carle’ı ve onun ünlü kitabı “Aç Tırtıl“ı bilmeyen Dolap okuru kalmamıştır herhalde. “Aç Tırtıl” kısa süre öncesine kadar Eric Carle’ın dilimize çevrilmiş biricik kitabıydı. Artık yanına bir kardeş geldi: “Minik Tohum” “Aç Tırtıl” bir döngünün, dönüşümün kahramanıydı. “Minik Tohum” ise bir yolculuğun, sürecin ve yine bir dönüşümün hikayesi. Sonbahar gelmiş, sert rüzgarlar esmeye başlamıştır. Çiçeklerin tohumları gökyüzüne savrularak rüzgarla birlikte yol almaya başlar. Tohumlardan biri diğerlerine göre çok küçüktür.

Ağaçlar Bizi Nasıl Mutlu Eder?

Geçenlerde evimizin hemen önünde duran, bizim her gün sevgiyle izlediğimiz koca çitlembiği kesmişler. Biz kesilişini görmedik. Bir gün önce oradaydı, ertesi sabah bir baktık koca ağaç sırra kadem basmış. O günden beri canım yanıyor. Abartmıyorum, kalbimin oralarda bir yerde kesintisiz bir sızı var. Bir yandan da eski radyo kayıtlarımızı yayınlıyoruz ya, bir baktım, sıradaki kitap “Ağaçlar Bizi Nasıl Mutlu Eder?” imiş. Tam da çitlembik olayının üstüne cuk oturdu. İnsanın kendi kitabından söz

Oyun Arkadaşım Yeryüzü

Belki fark etmişsinizdir, sürekli Tayga’yla neler yaptığımızdan söz ediyoruz. Tayga hayatımızın tam ortasında çünkü. Hayat Tayga’yla bambaşka bir biçim aldı. Kaçınılmaz bir şey bu. İstanbul’da olsaydı işin seyri farklı olurdu muhtemelen. Tayga’yla yaptıklarımızdan bu kadar çok söz eder miydik, orada yapılacak bu kadar çok etkinlik bulur muyduk bilemiyorum. Burada bahçe, toprak, ağaçlar hemen yanımızda, onlara kolayca ulaşabiliyoruz. İstanbul’da ağaca, toprağa ulaşmak daha zor olurdu. Az sonra söz edeceğim kitap elimizde