Tag "doğa"

Doğa Güncesi

Dün sabah, Urla için uzun zamandan sonra ilk kez yağmur olasılığını konuştuk evde. Gökyüzünü kara kara bulutlar kapladı. ben Urla’ya bisikletle mi gitsem, yürüsem mi diye düşünmeye başladım. Yağmur olasılığı beni o kadar heyecanlandırdı ki bana rengârenk fil Elmer’ı hatırlatan rengârenk şemsiyemi dolaptan aldım ve yola çıktım. Yolda komşularımızdan biri arabasını durdurup beni gideceğim yere bırakmayı teklif etti. Kibarca reddettim. Belki de yağmurda yürüyecektim; araba da neydi? Ne de olsa bizim

Bir ağacı sevmekle başlayacak her şey

Bir ağacın, ne kadar BÜYÜK olursa olsun tek bir ağacın gündelik yaşamımızdaki yeri nedir? “Küçük Evler’in Büyük Ağacı”nın arka kapağındaki tanıtım cümlesi işte bu cümleyle başlıyor. Sahi, bir ağacın sizin yaşamınızdaki yeri ne? Var mı her gün karşı karşıya geldiğiniz bir ağaç?  Kim bilir belki evinizin penceresinden gördüğünüz, sabahları uyanıp da perdeyi çekince sizi selamlayan yaşlı bir çınar mesela… Ya da her gün işe, okula giderken yanından geçtiğiniz bir fıstık

Fırtına Bacası ve Doğadayım kitapları

Son bir yıldır hayatımızda çok ilginç bir örümcek türü var. Gördüğümüz zaman ürpertiyor bizi. Eskiden olsa bu kadar etkilenmezdik; ama işin içinde çocuklar olunca “Ya bu örümcek yavruları uyurken yoklarsa?” diye endişe etmiyor değiliz. Örümcek dediysek, abarttığımızı sanmayın. Birazcık kilo alsa, tarantuladan hallice, avucumuz büyüklüğünde, üzeri benekli bir hayvancıktan (!) söz ediyoruz. Oysa o da gündelik yaşantısı olan bir yaratık belki. Kim bilir evi nerede? Nasıl bir yuvası var? Ailesi

Nerede bu fil?

Orman Bakanlığı ve ona bağlı bölge müdürlüklerinin sık kullandığı bir slogan vardır: “Elinle yaktığın ateşi gözyaşınla söndüremezsin”. Sosyal medyayı biraz kurcalarsanız, sloganın insan kaidesiyle ilişkilendirilmiş yorumunu da bulabilirsiniz. Güzel söz söyleme sanatlarının istisnasız tamamına uzak olsa da, Orman Bakanlığı’nın anlam bakımından son derece doğru olan bu sözünün duyulması, ciddiye alınması, ağızdan ağıza aktarılması ve gündem olması için asıl meselesi olan “orman” vurgusunun yerini insan kaidesine bırakması gerekir. Ne de olsa

Kıyıya Vuran Kız

“Önyargı bütün kötülüklerin anasıdır,” diyebilir miyiz? Bu kadar iddialı bir yargıda bulunmak doğru değil ama ben önyargılarımdan çok çektim. Bir kere kendi kendinize yolunuzu kesiyorsunuz. Birkaç adım sonra karşılaşabileceğiniz bir güzelliği, sırf yargılarınız yüzünden görmüyor ya da olduğundan farklı görüyorsunuz. Belki çok seveceğiniz bir insanla geçireceğiniz güzel vakitleri öteliyorsunuz. Belki “Hayatımda yediğim en lezzetli şeymiş bu!” diyebileceğinizi bir yemeğin tadını öğrene şansınızı yok ediyorsunuz. Arka kapak yazısı ya da kapağı

Beni mutlu eden ne?

Biz insanlar tuhaf yaratıklarız. Önce işimize geldiği gibi dünyanın nimetlerini sömürür sonra da tükeniyor diye ah vah eder, dövünürüz. Eski güzel günlere tekrar kavuşmak için çocuklarımızı eğitmeye, yitirmek üzere olduğumuz güzelliklere karşı duyarlı olmalarını sağlamaya çalışırız. Eğer çocuklarımız yitirmek üzere olduğumuz güzelliklerden biriyle ilgili sevimli bir resim yaparsa onu över, bir çikolatayla ödüllendiririz. Ama o çikolatanın yapımında kullanılan palmiye yağının üretimi için orangutanların yaşadığı uçsuz bucaksız yağmur ormanlarının içindeki orangutanlar

Minik Tohum

Eric Carle’ı ve onun ünlü kitabı “Aç Tırtıl“ı bilmeyen Dolap okuru kalmamıştır herhalde. “Aç Tırtıl” kısa süre öncesine kadar Eric Carle’ın dilimize çevrilmiş biricik kitabıydı. Artık yanına bir kardeş geldi: “Minik Tohum” “Aç Tırtıl” bir döngünün, dönüşümün kahramanıydı. “Minik Tohum” ise bir yolculuğun, sürecin ve yine bir dönüşümün hikayesi. Sonbahar gelmiş, sert rüzgarlar esmeye başlamıştır. Çiçeklerin tohumları gökyüzüne savrularak rüzgarla birlikte yol almaya başlar. Tohumlardan biri diğerlerine göre çok küçüktür.

Ağaçlar Bizi Nasıl Mutlu Eder?

Geçenlerde evimizin hemen önünde duran, bizim her gün sevgiyle izlediğimiz koca çitlembiği kesmişler. Biz kesilişini görmedik. Bir gün önce oradaydı, ertesi sabah bir baktık koca ağaç sırra kadem basmış. O günden beri canım yanıyor. Abartmıyorum, kalbimin oralarda bir yerde kesintisiz bir sızı var. Bir yandan da eski radyo kayıtlarımızı yayınlıyoruz ya, bir baktım, sıradaki kitap “Ağaçlar Bizi Nasıl Mutlu Eder?” imiş. Tam da çitlembik olayının üstüne cuk oturdu. İnsanın kendi kitabından söz

Acaba Ne Olsam ve Kuş Gözlemi

Çocukken “Anneni mi seviyorsun, babanı mı?” aptal sorusu kadar sinir olduğum başka bir soru varsa o da “Büyüyünce ne olacaksın?” idi. İçimden “Sana ne?” dediğim çok olduysa da, uslu bir çocuk olarak usulünce yanıt vermeyi de biliyordum. Her çocuk gibi ben de klasikleşmiş -ve genelgeçer, sevilen, herkesin bayıldığı- meslekleri de söylerdim ara ara. Mesela öğretmenlik gibi… Çoğu zamansa fikrim hep değişirdi. O sırada ne cazip geliyorsa bana onu olurdum. Dedektif