Tag "çocuk"

Kaplanı Sakın Gıdıklama!

Geçen haftaki radyo kaydımızı bir hafta rötarla yayınlıyoruz. Özel sağlık sorunlarımız var. Bizi zor bir süreç bekliyor. O nedenle, bir süre burada olamayacağız. Umarız yakında görüşürüz Yayında sözünü ettiğimiz “Kaplanı Sakın Gıdıklama” bu haftaki armağan kitabımız. Bu yazının altına yorum yazarak çekilise katılabilirsiniz. Kazanan kişiyi haftaya bildireceğiz. Yayının ikinci kısmında Japon çocuk edebiyatından bir örneğe yer verdik. “Bitmemiş Hikâyeler Kütüphanesi” masallara ve masal kahramanlarına farklı bir bakış açısı getiriyor. Yayının

Çocuğuma kitap okurken ne öğrendim?

Sözcükler büyülüdür. Sözlüklere yazarak zapt etmeye çalıştığımız anlamlarından daha derin, daha kavrayıcı, daha saf bir özleri vardır. Çocuklar bunu doğal olarak bilir. Bu, kadim dildir, ejderha lisanı. Bütün masallar kadim dilde yazılmıştır. Kadim dilde okunurlarsa ışıldarlar. Anlamadığınızı zannetseniz de kadim dilde okunan bir masalın büyüsü size de işler. Bir çocukla bir kitabın başına geçtiğinizde, bırakın, sözcükleri içinizdeki çocuk okusun. Çocuklar kadim dili unutmazlar. Masalların iyileştirici etkisi vardır. Yaşınızın ne olduğu

Hiç çocuk çok kitap, iki çocuk hiç kitap

Tekerleme gibi bir başlık olmuş, öyle değil mi? Ama durumumuzu en iyi ifade eden laf öbeği bu olsa gerek. Bir Dolap Kitap’ı ilk açtığımızda çocuksuz bir çifttik. Pek çok da çocuk kitabımız vardı evde. Almaya, okumaya, anlatmaya doyamadığımız kitaplar… Kitaplar arttıkça Dolap genişledi; Dolap genişledikçe daha çok kitap okuduk. Derken iki “Kapaklı” bu Dolap’a önce bir “Çekmece” ekledik; ardından tek çekmecenin yetmeyeceğine karar verip ikinci bir “Çekmece” daha ekledik. Oldu

Küçük Kanguru

Ben Tayga’dan hiç ayrılmamıştım. Yıldıray da öyle. Tamam, arada bir ufak tefek işlerimizi halletmek için bir yerlere gidiyorduk ama kısa süreliğine… Birimiz gittiğinde diğerimiz Tayga’yla kalıyordu. Mümkün olduğunca Tayga’yı da peşimize taktığımızdan (bkz. son aylardaki radyo yayınlarımız) ayrılık acısını pek yaşamamıştık zaten. Çarşamba günü bir ilki yaşadık. Hem ben, hem Yıldıray aynı anda Tayga’yı bıraktık ve uzağa gittik. Ne bileyim, Taksim’e ya da şehir içindeki başka bir yere gidiyor olsak

Bizim Dünyamız – Bir an o resmin içinde olmak istedim.

Sanırım bugün hakkında yazacağımız kitap, şimdiye kadar Dolap’ta yer verdiğimiz en özel kitap olacak. Bu sefer öyküsü şuymuş, şu konulara değinmiş, resimleri böyleymiş…vs diye bahsetmeyeceğim. “Bizim Dünyamız” adlı kitabın nasıl oluştuğunu ve niye basıldığını anlattığımda, üzerine çok fazla söze gerek olmadığını siz de anlayacaksınız. Lafı uzatmayayım. “Bizim Dünyamız” Koruncuklar tarafından yazıldı ve resimlendi. Koruncuklar, Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı‘nda yaşayan çocuklar… 1992 yılında kurulan Vakıf, ilk Türk çocuk köyü olan

Bir Tanecik Oğlum

İlkokuldayken önemli gün ve haftalara uygun kompozisyon ödevlerimiz olurdu. Doğal olarak, anneler günü yaklaşırken annelerle ilgili kompozisyon ödevi verilirdi. Biz de oturur anneliğin ne kadar da kutsal olduğunu, sevgisini bize karşılıksız veren annemizin nasıl da yemeyip yedirdiğini, giymeyip giydirdiğini anlatırdık her seferinde. Her öğrenci hemen hemen aynı kompozisyonu yazardı. Herkes aynı kalıpları kullanılırdı. En büyük vurgu annelerin fedakârlığına yapılırdı. Şüphesiz, bir çocuğu yetiştirmek için anneler birçok zorluğa katlanıyorlar. Aylarca karnında

Depremin Ardından Çocuklar

Deprem şimdilik ilgi odağımız olmaya devam ediyor. Önceki deneyimlerimizde, deprem arama kurtarma çalışmaları sürdüğü sürece gündemde kalmayı başarmış, sonra zihinlerimizin en gerisine itilmişti. Afet bölgesindeki insanlar neredeyse kendi başlarına bırakılmıştı. Bu sefer durum farklı çünkü yardım organizasyonunu da üstlenerek büyük bir boşluğu dolduran sosyal medya ve sivil halk, depremi gündemde tutmayı başarıyor. Aynı hassasiyeti ve başarıyı depremin üzerinden bir ay ya da bir yıl geçtiğinde de gösterebilecek miyiz acaba? Biz

Depremden Etkilenen Çocuklar

Bir kez daha depreme “hazırlıksız” yakalandık. Neyse ki AKUT gibi arama kurtarma ekipleri ve 99 Depremi’nden farklı olarak, bu kez  sosyal medya olanaklarını kullanarak organize olan, haber ve ihtiyaç listeleri paylaşan ve ihtiyaca göre yardım malzemelerini toplayan, satın alan ve onları bölgeye ulaştıran insanlarımız var. Sizi seviyorum. Biliyorsunuz, bizim işimiz gücümüz çocuk kitapları, dolayısıyla çocuklar. Oturup ne yapabileceğimizi düşündük. 99 Depremi’nden edindiğimiz deneyim de gösteriyor ki, böyle büyük afetlerde en

Neden kitap okuyorum?

Banu, “Kişisel Bir Yazı” yazdıktan sonra, ben, “Alis Masallarda” adlı kitap hakkındaki yazıma bu soruyla başlamıştım. Kesin bir yanıtım yoktu. Daha doğrusu, bu konuyu hiç düşünmemiştim. Bir yanıtım vardıysa da, ben bilmiyordum. Demek ki, düşünmenin zamanı gelmiş. Kitaplarla ne zaman tanıştığımı, okumaya ne zaman başladığımı kesin olarak bilmiyorum. Okul öncesi anılarım daha çok resim defterleri ve boya kalemleriyle ilgilidir. Bana göre kitap var mıydı, vardıysa ben onları karıştırır mıydım, bana