Tag "çizgi roman"

Cimcime: Çocukluğumuzun kahramanı

Ben evin en küçüğüydüm. Abim benden 5,5, ablam da 8 yaş büyüktü ve ben ilkokul çağına geldiğimde onlar çoktan gıcık ergenler olmuşlardı. O nedenle çoğu zaman tek çocuk gibi oldum. Ablamın ilgilenecek başka işleri vardı; abim “Sen kızsın, ne anlarsın?” ya da “Sen küçüksün yapamazsın!” kafasında olurdu. Ya kavga eder, ya birbirimize hiç bulaşmazdık. Sonra ben arada dayanamayıp bir çıngar çıkarırdım. Ablamın odada müzik dinlemek için kapıyı kilitleyip beni odanın

Müze; Bink ve Gollie

Yıllar önce kuzenimle Sultanahmet’e gitmiştik. Lisede falandık. Aynı gün ya İstanbul Arkeoloji Müzesine ya Türk islam Eserleri Müzesi’ni de gezmiştik. Aradan zaman geçmişti; epey de bir zaman hem de. Yolumuzun yine Sultanahmet’e düştüğü bir gün “Ne yapalım, ne yapalım?” diye gezinirken ben yine müzeye gitmeyi önermiştim. “Ee daha önce gittik ya oraya!” diye aldığım yanıt yüzüme tokat gibi çarpmıştı. Eeee, gezdiysek n’olmuş? Müze bir kez gezilen bir şey değildir ki.

Gülümse / Greg’in Zaferleri

Bazı kitapları okuduktan sonra sormadan edemiyorum: Acaba yere göğe sığdıramadığımız, eserlerine klasik dediğimiz yazarlar bugün yaşasalardı anlatmak istediklerini nasıl anlatırlardı? Mesela Tolstoy ya da Stendhal ya da Shakespeare bugün yaşasalardı ve Raina Telgemeier’ın “Gülümse” adlı çizgi romanını okusalardı ne düşünürlerdi? Telgemeier’ın sahip olduğu anlatım rahatlığı karşısında ne hissederlerdi? Zihni oldukça açık insanlardan söz ettiğimize göre, benimsemeseler bile bu yöntemi beğenirlerdi. “Gülümse”, 2015’in ilk kitaplarından biri. Arif Cem Ünver’in Türkçesiyle Desen

Balık Tutma Dersi ve Yaramaz Fareler

Doğuyoruz. Büyüyoruz. Daha doğmadan onlarca eşyaya sahip oluyoruz. Sonra gelsin oyuncaklar… Bize oyuncaklar alınıyor da alınıyor. İşe yarayıp yaramadığına bakılmadan, gerekli gereksiz bir dolu oyuncak evde dev yığınlar halinde birikiyor. Okul eşyaları ve başka ıvır zıvırlarla devam ediyor bu. Büyüyoruz. İş güç vakti geliyor. İşte asıl çılgınlık ondan sonra başlıyor. Almaya devam ediyoruz. Giysimiz varken her ay yeni giysiler, ayakkabılar alıyoruz. Yetmiyor. Dahasını istiyoruz. Daha çok çalışıyoruz. Gece gündüz mutsuz

Virüs Boris ve Einstein Bulmacası

Bilgisayar ve internet, bizim hayatımızda çok zor vazgeçeceğimiz şeylerden ikisi. Düşünsenize, bu ikisi olmazsa Bir Dolap Kitap olmaz. Haliyle bilgisayarlarımızın üzerine titriyoruz. Yorulduklarında dinlendiriyor, kafaları karıştırdığında onları sakinleştiriyor ve hatta onlarla konuşuyoruz. Nasıl ki kışın soğuk havalarda üşütüp hasta olmamaya çalışıyoruz, kendimize özen gösteriyorsak, bilgisayarlarımıza da aynı özeni gösteriyoruz. Bize virüs bulaşabilir ve hastalanabiliriz; bilgisayarlarımıza virüs bulaşabilir ve hastalanabilirler. Hatta işi biraz daha ileri götürebilir ve o virüsle daha yakın

Göçmenlik üzerine bir grafik öykü: Uzak

  Tam da İstanbul’dan İzmir’e göçtüğümüzün ertesinde (bir hafta sonra) elimize geçti “Uzak”. Kitaptaki kahraman kadar köklü bir değişiklik yaşamadık ama onu anlamak belki daha kolay oldu. İstanbul’dayken okusaydık “Uzak”ı daha farklı algılayacaktık muhtemelen. Shaun Tan’ın bu çarpıcı grafik romanına Açık Radyo’da 27 Nisan 2014 tarihli programımızda yer verdik. Yayını dinlediğinizde kitaba dair bir fikriniz olacak; ama resimleri görmeden, birbiri ardına eklenen kara kalem çizimlerle farklı göçmenlik öykülerinin içinde kaybolmadan

“Bay Fil’in Orman Günlüğü” ve “Evcil Hayvanım Bir Dinozor”

Günaydın sevgili Dolapseverler, biz yine çok heyecanlıyız. Söylememek için kendimi zor tutuyorum. Ne zamandır deli gibi çalışıyorduk. Nihayet en büyük hayallerimizden biri gerçekleşiyor. Bir hafta kaldı. Mart başında sizi çok şaşırtmayı planlıyoruz. Neyse, asıl konumuz pazar günkü radyo programı aslında. Çizgi roman en sevdiğimiz konulardan biri. Marsık’tan çıkan “Bay Fil’in Orman Günlüğü – Maymunlar Eğleniyor” adlı albüm, programın ilk bölümünde konumuz oldu. Roberto Totaro tarafından yazılıp çizilen bant öykülerden oluşan

Tenten 85 yaşında!

İşte size Bir Dolap Kitap kapaklarının asla uzlaşamadığı bir konu: Tenten, yani aramızdaki kara kedi. Ben ne zaman Tenten’ten söz etsem, Yıldıray üfler, püfler, hırlar, gırlar, “Hiç hoşlanmıyorum!” ondan der. Tenten’in yaratıcısı Hergé’ye faşist der (ki o konuya da az sonra geleceğiz). Ben de “Evet,ama…” derim, biraz Tenten’i savunurum, Kaptan Haddock’u ne çok sevdiğimden söz ederim ve konu kapanır. Bir sonraki Tenten tartışmasına kadar… Geçenlerde tartışma yeniden alevlendi. Ben: “Tenten’in

Kaptan Düşükdon

Süper kahramanların zorlu bir dünyası vardır. Bir kere sürekli tetikte olmanız gerekir. Görevin sizi ne zaman çağıracağı bilinmez. Mesaili işlere benzemez yani süper kahramanlık işi. Üstelik çok acayip şeyler giymeniz gerekir. Superman’in mavi tayt üzerine giydiği kırmızı don hakkında daha geçen gün yazdım. Zaten bu konu etrafında dolanıp durmamın nedeni de o kırmızı don aslında. O yazıda o kadar çok “don” dedim ki, aklıma başka bir kahraman düştü: Kaptan Düşükdon!