Tag "çeviri"

Dr. Seuss’a methiye

Bir Dolap Kitap’ta “Dr. Seuss haftası yapalım,” önerisi getirdiğimde Yıldıray bana “Mutlaka Tülin Kozikoğlu’yla konuşmalısın,” dedi. Meğer o sıkı bir Dr. Seuss hayranıymış. Kendisine böyle bir teklifle gidince seve seve yazabileceğini söyledi; ama beni de baştan uyardı: Fazla kişisel bir şey yazabilirdi, istemezsek yayınlamazdık. Tersine kişisel bir yazının çok daha hoşumuza gideceğini söyledim: Sonuçta Dolap da kişisel beğeniler üzerine kurulu bir blog. Yazı geldi ve ben okudukça Dr. Seuss dünyasında

Mamutlu Börek

Yine kendimi İyi Cüceler’e attım. Kitap raflarında kendimi kaybetmiştim ki, yeni gelenlerin arasında duran bir kitap kapağı dikkatimi çekti: Neşeli bir mamut, koca bir turtanın üstünde zıplıyordu. Eğlenmeye başlamıştım bile!

Viktoryen Dönemin Asi Ama Saf Ördeği Jemima

Bu hafta hangi kitap hakkında yazacağıma bir türlü karar veremedim. “Teunis” adlı bir kitapla boğuştum bir süre. En sonunda onu erteledim. Ardından pek hevesle elime aldığım, ne yazık ki hayal kırıklığına uğradığım bir kitapla uğraştım. Debelenip durduğumu gören Banu elime “Jemima Pamukördek’in Masalı” adlı kitabı tutuşturdu. Önce bir kanalda dönen tanıtımını izlemiştik: Bir kadın önündeki kâğıda bir tavşan çizmeye çalışıyor, lakin tavşan yaramazlık peşinde olduğu ve rahat durmadığı için kadın

Şanslı mıyım Şanssız mı?

Siz de kendi kendinize soruyor musunuz şu soruyu: “O zaman öyle değil de böyle yapsaydım şimdi nasıl olurdu acaba?” Mesela o işten istifa etmeseydim ne olurdu? Şimdi müdür olurdum vallaha. İyi de, o işten istifa etmeyip de müdür olsaydım Bir Dolap Kitap için yazabilir miydim bakalım? Bilmek imkânsız elbette; ama insan bu soruyu sorduğu andaki ruh haline göre işine gelen yanıtı benimseyiveriyor genelde. Anı kaçırdığımız anlar… Ele alması, anlatması zor

Uykusuz Bir Gece

Babam fena horlardı. Akşamları televizyonun karşısına geçer, bir film açar ve koltukta uyuyakalırdı. Horlaması dayanılmaz hale gelince onu uyandırırdık. Asıl sorun herkes yatağına yatınca ortaya çıkardı. Ben yan odadan duyardım babamın horultusunu. Koltukta değil yatağında uyuyordu; gidip uyandıramazdım da. Babam horladığını asla kabul etmedi. Bu deneyimim sayesinde Bay Ayı’nın sorununu anladığımı sanıyorum: O akşam Ayı ailesi günün yorgunluğunu tüm ağırlığıyla hissetmektedir. Yataklarına giderler. Bayan Ayı kafasını yastığa koyduğu gibi horlamaya

Canını En Çok Ne Yakar?

“Ben yalan söylemem,” dersem yalan olur. “Zararsız, kendini belli eden, eğlenceli yalanlardan ve çarpıtılarak/abartılarak suyu çıkarılmış gerçeklerden” hoşlandığımı Palavracı Baron yazımda zaten itiraf etmiştim. Eğlenceli kısmını bir yana bırakırsak, yine itiraf etmeliyim ki ben de yalan söylüyorum. Bazen sevdiğim birini kırmamak için (Tam kapının ağzında yakaladın beni, çıkıyordum. Sonra konuşsak olur mu?), bazen sevdiğim birini savunmak için (O gün saat yediyle on bir arası birlikteydik, yanımdan hiç ayrılmadı, son sütlacı

Televizyon ve İnternet Bağımlısı Çocukların Panzehiri: Ulysses Moore

Kitap, kalem ve kâğıtla daha minicikken temas etmiş şanslı çocuklardanım. Okuma yazma bilmezken sürekli resim yapardım. Okumayı sökünce kitaplarla daha yakın bir ilişki içine girdim. Günün birinde “ben de yazabilirim,” diye düşündüm. Kâğıdı kalemi önüme çektim ve başladım döktürmeye. Ne vardı ki bunda, kolaycacık yazıyordum işte! Tamam, yazdığım Gizli Yediler’in ya da Afacan Beşler’in en son okuduğum macerasının kötü bir özetinden ibaret olabilirdi. Olsundu! Kitabı önüme açıp yazmıyordum ya! Aklımdan

Farenin fendi Tostoraman’ı yendi!

Yazar Julia Donaldson ve çizer Axel Scheffler ikilisiylebirkaç hafta önce “Kasabanın En Şık Devi” sayesinde tanıştım. Bu kitap hemen “favoriler” listemde üst sıralara yükseldi. Çünkü hem akıcı diliyle, hem de resimleriyle çocukların kulağına ve gözüne hitap eden bir yapıt ortaya koymuşlar. (Tabii kitabı Türkçeleştiren Yıldırım Türker’in de hakkını vermek lazım. Harika bir çeviri olmuş.) Kitapla ilgili araştırma yaparken ikilinin çok çok ünlü olmuş bir kitabına daha rastladım. Durur muyum? Hemen

Her Kütüphanenin Gönlünde Bir Aslan Yatar

İyi Cüceler’deki bir raftan aldığımdan beri tekrar tekrar okuyorum bu öyküyü. İnsanın içini sıcacık yapıyor… Okurken bazen coşuyorum,  handiyse “Kalk Hanım, kütüphaneye gidiyoruz,” diyeceğim geliyor Banu’ya. Neyse, öykünün özetine geçeyim: Bir gün kütüphaneye bir aslan girer. İnsanlar hem şaşırır, hem ürkerler. Kayıt masası görevlisi Bay Vızvız hemen kütüphane müdürü Bayan Tatlıhava’ya koşar. Adamın telaşına aldırmayan kütüphane müdürünün ilk sözü “Koşmayın!” olur. Zira kurallara göre kütüphanede koşulmaz ve Bayan Tatlıhava kütüphane