Tag "Can Çocuk"

En İyi Arkadaşımdan Ayrı Bir Sene

Siz de benim gibi zaman yolculuğu temalı kitapları, filmleri sevenlerden misiniz? Öyleyse, bu hafta radyoda anlattığım kitabın ilginizi çekeceğini düşünüyorum. “En İyi Arkadaşımdan Ayrı Bir Sene” adlı romanda kitabın kahramanı Jenni, bir gün durup dururken ve tamamen tesadüfen bir yıl geleceğe sıçrar. Jenni hayatının bir yılını kaybetmiştir ve geçen on iki ayda neler olduğuna dair en ufak fikri yoktur. En yakın arkadaşı Autumn bambaşka bir insana dönüşmüş, daha birkaç saat

Şair Kısakulak ve Ayıcık Bobbo

Bir şair neye benzer acaba? Kovuğunda yaşayıp giden, içine kapanık, karamsar, hassas, takıntılı… Eh, bütün şairler bu tarife benzer mi bilinmez, ama Kısakulak böyle biri işte. Günlerden bir gün, her zaman çöpe attığı okur mektupları içindeki bir zarf dikkatini çekene kadar da böyle kalıyor. O mektupla başlayan olaylar, Şair Kısakulak’ı evinden çıkarmakla kalmıyor, eleştirilme fikrine alışmasını, karamsarlığından kurtulmasını ve hayatının aşkını bulmasını da sağlıyor. Eva Furnari tarafından yazılıp resimlenen “Şair

Duvarların İçindeki Kurtlar, Fare Adlı Kedi

Bazı geceler yatağa yattığınızda siz de  evin içinde sesler duyar mısınız? Dolapların tahtaları  çıtırdar, tıkırdar; parkeler gıcır; buzdolabı tak tuk eder. Bazen başka sesler olur. Duvarın öte yanındaki komşuların evinden gelen mırıltılar gelir. Komşuların mırıltısıdır o, değil mi? O çıtırtılar da genleşen ya da büzülen ahşapların sesidir, öyle değil mi? Kurt falan değildir, değil mi? Çünkü ne derler bilirsiniz: Kurtlar duvarların içinden çıktı mı işimiz bitti demektir!  Bu hafta radyoda yine

Benek Tozu ve Diğer Müthiş Sırlar

Üzerinde  Roald Dahl adı geçen bir şey oldu muydu benim için akan sular duruyor. Kuşlar bana yakında yepyeni bir Roald Dahl kitabı çıkacak dediğinde de öyle oldu. Geçen ay yayımlanan “Benek Tozu ve Diğer Müthiş Sırlar” tam da bizim İstanbul’da olduğumuz zamana denk gelince kitabı, sevgili arkadaşım ve kitabın da çevirmeni olan İpek Şoran’ın elinden, keyifli bir vapur yolculuğu sırasında teslim aldım. Kitabı bir solukta okudum da yazması ancak bu zamana

“Atla, Bart!” ile “Nasıl başlar?”

Ne demişler, her şeyin azı karar, fazlası zarar. Bu durum günümüzde teknoloji kullanımı için de geçerli. İtalyan yazar Susanna Tamaro “Atla, Bart!” adlı romanında işte bu fikirden yola çıkmış ve teknolojiyi, çocuklarının hayatının her anını programlayan ebeveynleri, mükemmel olması istenen “proje” çocukları kitabına konu etmiş. İşin içine bol bol da fantastik unsur eklemiş. ortaya okuması keyifli bir roman çıkmış. Bu hafta radyo yayınımızın ilk kısmını bu kitaba ayırdık. Programın yarısı

Karadankaçanlar

İlkin adı ilgimi çekti. Sonra ejderhalı yelkenli kapak resmi ilgimi çekti. Derken ilk cümle ilgimi iyice sündürdü: Evvel balık içinde, kalbur deniz dibinde… Sonrası da aynen böyle gelişti. Cümle cümle peşine, tıkır tıkır işledi kitap. Hoop, okudum bitti. Adı Karadankaçanlar olan bir gemideyiz. Geminin tayfası da, yolcusu da, kaptanı da, aşçısı da, miçosu da, çımacısı da Tomris’le Tomris’in annesi. Tomris’in annesi kitap boyunca Tomris’in annesi diye anıldığı için ben de ona

Bay Bello ve Mavi Mucize

Gündemde sanki olumsuz, kötü hiçbir şey yokmuşçasına çocuk kitapları okuyoruz, evet, bunu yapıyoruz. İnanın iyi geliyor. Zaman zaman içimi bürüyen kasveti silkip atmak için büyü çaba harcıyorum. Artık bu konuda kendimi daha güçlü hissettiğimi söylemeliyim. Geçtiğimiz dönemde çocuk kitabı okuduğum için vicdan azabı hisseder olmuştum. Bu yanlış! Tam tersini yapmam gerekmiyor muydu? Aynen öyle! Öyleyse yola devam. Çünkü çocuk kitaplarının iyileştirici gücü var. Hele iyi kitaplara denk gelirseniz, hele bir de

Miks, Maks ve Meks’in (ve Lokum’un) Öyküsü

Kedileri oldum olası sevmişimdir. Bunu daha öncede yazmıştım burada bir yerde sanırım. Kedilerle kolay arkadaş olurum. Kedi korkusunun nasıl bir şey olduğunu o nedenle anlayamadım bir türlü. ta ki Esra aşağıdaki yazıyı yazana kadar. kendimi onun yerine koymaya çalıştım. Gerçekten de zor bir şeymiş, kedilerlen korkuyorsanız onlarla karşı karşıya gelmek. Her ne kadar gelip, en sempatik halleriyle mırıl mırıl paçanıza sürünseler de aslında usta birer avcıdır kediler ve içlerindeki vahşi taraf asla

Ağacın En Tepesinde

Birkaç ay önce yayımlanan “Ağacın En Tepesinde” adlı kitabı ilk okuduğumda üzerine ne söyleyeceğimi bilememiştim. Sevip sevmediğimden, ilgimi çekip çekmediğinden emin olamamıştım. Tuhaf bir çekiciliği olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum. Bir de kitabın resimlenme biçimi de ilgimi çekmişti. O sıralar hamileliğimin son günlerini yaşıyordum ve artık hayli zorlanıyordum. Pek çok şeyi doğru dürüst okuyup algılayamıyordum. “Ağacın En Tepesinde” için de aynı şey geçerli olabilir. Tekrar okumam gerektiğine karar verip bir kenara ayırmıştım.