Tag "Alman edebiyatı"

Komşu Teyze

Çok yaşlı insanlarla çok genç insanlar arasında hep özel bir bağ olduğunu düşünmüşümdür. İletişim kanalları aynı frekansa ayarlı olduğundan mıdır acaba? Belki de biri henüz önyargıları tanımadığı, diğeriyse koca bir hayat deneyiminin ardından önyargıları bir kenara bıraktığı içindir, kim bilir… Yaşlı olan, gencin yaşam enerjisiyle canlanır; genç olansa her an sürprizlerle dolu olan yaşlı tarafından sürekli şaşırtılır.  Sonuç olarak çok genç ile çok yaşlı ortak bir dil kullanmayı bilirler. Daha

Bay Bello ve Mavi Mucize

Gündemde sanki olumsuz, kötü hiçbir şey yokmuşçasına çocuk kitapları okuyoruz, evet, bunu yapıyoruz. İnanın iyi geliyor. Zaman zaman içimi bürüyen kasveti silkip atmak için büyü çaba harcıyorum. Artık bu konuda kendimi daha güçlü hissettiğimi söylemeliyim. Geçtiğimiz dönemde çocuk kitabı okuduğum için vicdan azabı hisseder olmuştum. Bu yanlış! Tam tersini yapmam gerekmiyor muydu? Aynen öyle! Öyleyse yola devam. Çünkü çocuk kitaplarının iyileştirici gücü var. Hele iyi kitaplara denk gelirseniz, hele bir de

Kiralık Canavar ve Babaannem Bir Gangster

Opera meraklısı bir kız çocuğu ile geceleri çocukların odalarına giren korkunç bir canavar arkadaş olabilir mi? “Kiralık Canavar” işte tam olarak bunu anlatıyor. Sadece bunu mu? Ebeveyn-çocuk ilişkileri, hayaller, hayalleri gerçekleştirme çabası, korkular ve korkularla yüzleşebilme cesareti, sevgi gibi kavramlara değinen kitabın yazarı Andreas Steinhöfel. Steinhöfel ismi Bir Dolap Kitap için yabancı değil. Yıldıray daha önce “Rico ve Oscar“dan söz etmişti. Hâlâ da her lafı geçtiğinde o kitaptan övgüyle söz eder,

Bay Jaromir ve Çalınan Elmaslar

Yılın son radyo yayınını yaptık dün. Bir hafifleme hissi oldu bende. Sizde de 31 Aralık’a yaklaşırken benzer hisler oluyor mu? Çocukken yılbaşı benim için eğlence demekti. Mutlaka birilerinde toplanılırdı. Şahane yemekler olurdu. Bol kuruyemiş olurdu. Geç saate kadar oturma iznimiz olurdu. Uzun zamandır bu nevi eğlentilerden uzağım. Açıkçası 31 Aralık’ın diğer günlerden bir farkı kalmadı benim için. (Bana sorarsanız asıl 28, hatta 29 Şubat kutlanmalı. Hem kışın son günü olduğu

“Sıkı Arkadaşlar ve Spagetti Canavarı”

Bundan birkaç sene önce Niko Alm isimli Avusturyalı bir ateist dünya çapında ses getiren bir protestoya imza attı. İnançları gereği başına taktığı makarna süzgeciyle fotoğraf çektiren Alm, ehliyet başvurusunda bu fotoğrafı verdi. Mahkemeyle sonuçlanan olayda Alm, Uçan Spagetti Canavarı Kilisesi’ne bağlı bir pastafaryan olduğu ve makarna süzgecinin de pastafaryanlığın gerekliliği olduğu gerekçesiyle, üstelik ehliyet fotoğrafında yüzü de tamamen göründüğü için davasında haklı bulundu ve bu “inanç” özgürlüğü davasını kazandı. Bu

Cumartesi Sams gelir herkes şaşar

Bir iki haftadır cumartesi olunca aklıma kısa süre önce okuduğum bir tekerleme geliyor:  Pazar, tatil günü, güneş açar Pazartesi, bir dost kapıyı çalar Salı, kel patron kaşlarını çatar Çarşamba, hafta ortası, çalışmak yorar Perşembe, gök gümbürder, şimşek çakar Cuma şanslı olan izin yapar Cumartesi Sams gelir, herkes şaşar   Tekerlemenin hemen ardından, cumartesi bitip Pazar gelince aklım ister istemez yine tekerlemeye kayıyor;  çünkü tesadüf bu ya, birkaç haftadır Pazar günleri,

Balık Tutma Dersi ve Yaramaz Fareler

Doğuyoruz. Büyüyoruz. Daha doğmadan onlarca eşyaya sahip oluyoruz. Sonra gelsin oyuncaklar… Bize oyuncaklar alınıyor da alınıyor. İşe yarayıp yaramadığına bakılmadan, gerekli gereksiz bir dolu oyuncak evde dev yığınlar halinde birikiyor. Okul eşyaları ve başka ıvır zıvırlarla devam ediyor bu. Büyüyoruz. İş güç vakti geliyor. İşte asıl çılgınlık ondan sonra başlıyor. Almaya devam ediyoruz. Giysimiz varken her ay yeni giysiler, ayakkabılar alıyoruz. Yetmiyor. Dahasını istiyoruz. Daha çok çalışıyoruz. Gece gündüz mutsuz

Kaplancık ile Ayıcık

Mektup yazar mısınız? Siz de benim gibi şöyle mi diyorsunuz: “Ah, ah, eskiden ne çok mektuplaşırdık. Eskiden arkadaşlarımdan gelen mektupları, kartları hâlâ saklarım. İnternet çıktı, mertlik bozuldu.” Gerçekten de e-posta devri bizim gibi mektupseverlere büyük darbe vurdu. Ha, haftalarca yanıt beklemek yerine sevdiğin kişilerle anında haberleşmek güzel, o ayrı. Ama mektup yazmanın, mürekkebin kağıdın üzerinde akışını izlerken zihninden geçenleri kalemin hızına ayarlamaya çalışmak da ayrı bir keyif. Birkaç yıl önce

“Bir Köpeğin Samimi İtirafları” ve “Yıldızı Dişi”

Bir kitap okursunuz ve hayatınız bambaşka bir yöne kırar direksiyonu. Bazen bir karar almanıza neden olur. Bazen silkelenip kendinize gelmenize. Yeni bir hobi edinmeye, küs olduğunuz birisiyle barışmaya, sevdiğiniz bir şeyi yapmaya ya da hiç aklınızda olmayan yepyeni maceraya girişmeye karar verebilirsiniz. Ben de bir kitap okudum ve köpeklere bakışım değişti. Köpek sevmiyordum da bu kitap sayesinde artık köpek sevmeye başladım diye bir şey demeyeceğim. Tersine, köpekleri zaten çok severdim