Tag "aile"

En İyi Arkadaşımdan Ayrı Bir Sene

Siz de benim gibi zaman yolculuğu temalı kitapları, filmleri sevenlerden misiniz? Öyleyse, bu hafta radyoda anlattığım kitabın ilginizi çekeceğini düşünüyorum. “En İyi Arkadaşımdan Ayrı Bir Sene” adlı romanda kitabın kahramanı Jenni, bir gün durup dururken ve tamamen tesadüfen bir yıl geleceğe sıçrar. Jenni hayatının bir yılını kaybetmiştir ve geçen on iki ayda neler olduğuna dair en ufak fikri yoktur. En yakın arkadaşı Autumn bambaşka bir insana dönüşmüş, daha birkaç saat

Babaannemin İçine Uzaylı Kaçtı

Hep dediğimiz bir şey vardır: Çocuk kitaplarında her konuyu ele alabilirsiniz; sadece nasıl anlatacağınızı bilmeniz, doğru sözcükleri ve ifadeleri bulmanız gerekir. “Babaannemin İçine Uzaylı Kaçtı” işte böyle kitaplardan biri. Sevgi Saygı’nın kaleme aldığı romanda babaannesi alzheimer olan bir çocuğun öyküsünü okuyoruz. Alaz ve arkadaşlarının yaşlılığı nasıl anlamaya, kavramaya çalıştığını, kuşaklar arası iletişimi keyifli bir üslupla ele almış yazar. Bu haftanın armağan kitabı olan “Babaannemin İçine Uzaylı Kaçtı” gelecek hafta yapacağımız çekilişte

Radyoda yeni bölüm: Tayga, ne okuyalım?

Çok sevdiğimiz kitaplar Türkçe’ye çevrilince seviniyoruz. Bu hafta radyoda işte böyle bir kitaba yer verdik. Tıpkı “Vahşi Şeyler Ülkesi” gibi klasikleşmiş bir resimli kitap olan “Üç Haydut“ geçtiğimiz aylarda dilimize kazandırıldı. Daha önce hakkında bir yazı da yazdığım kitabı bu hafta radyoda Yıldıray anlattı. Üstelik “Bu kitap ne demek istiyor?” sorusuna yanıtı bir yetişkin polisiye kitabı üzerinden yanıt verdi. Programın ilk bölümünde ele aldığımız “Üç Haydut” bu haftaki armağan kitabımız. Kitabı kazanmak

Fantastik Franki ve Gaston

Ülke gündeminde kötü hiçbir şey olmuyormuşçasına sürdürmeye çalıştığımız Bir Dolap Kitap yayınında kendi adıma çok zorlanıyorum. Aşağıdaki radyo kaydını yaptığımızda burada hava şurup gibiydi; bizim keyfimiz de öyle. Yayın kaydımız pazar günü Açık Radyo’da yayınlandığında yine bizde, ülkede, dünyada her şey nispeten yolundaydı. O akşam Ankara’nın göbeğinde yine masum insanların yaşamı bir takım hastalıklı ruhlu yaratıklar tarafından ellerinden alındı. Sürekli insanların öldüğü bir ülkede nasıl olur da gülümseyerek çocuk kitabı okunabilir

Unutma Oyunu

İsmimiz kimliğimizdir; bizim kim olduğumuzu söyler. Karakterimizin de ismimizle biçimlendiği söylenir. Bazen birinden söz ederken “ismiyle müsemma” deriz. İnsanlardan isimlerinin hakkını vermelerini de bekleriz! Adı Güçlü olan kişilerin güçlü kuvvetli; Bilge ismini taşıyanlarınsa bilgelik sahibi kişiler olacağını varsayarız. Arslan’ları cesur, Melek’leri iyilik timsali, Nazlı’ların hep naz yaptığını, İpek’lerin yumuşacık kişilikleri olduğunu düşünürüz. Bebeklere isim koyarken aklımızda sürekli yargılar dolaşır: Ya bu ismi koyunca sert mizaçlı olursa, ya bu isim omuzlarına

Cimcime: Çocukluğumuzun kahramanı

Ben evin en küçüğüydüm. Abim benden 5,5, ablam da 8 yaş büyüktü ve ben ilkokul çağına geldiğimde onlar çoktan gıcık ergenler olmuşlardı. O nedenle çoğu zaman tek çocuk gibi oldum. Ablamın ilgilenecek başka işleri vardı; abim “Sen kızsın, ne anlarsın?” ya da “Sen küçüksün yapamazsın!” kafasında olurdu. Ya kavga eder, ya birbirimize hiç bulaşmazdık. Sonra ben arada dayanamayıp bir çıngar çıkarırdım. Ablamın odada müzik dinlemek için kapıyı kilitleyip beni odanın

Bay Bello ve Mavi Mucize

Gündemde sanki olumsuz, kötü hiçbir şey yokmuşçasına çocuk kitapları okuyoruz, evet, bunu yapıyoruz. İnanın iyi geliyor. Zaman zaman içimi bürüyen kasveti silkip atmak için büyü çaba harcıyorum. Artık bu konuda kendimi daha güçlü hissettiğimi söylemeliyim. Geçtiğimiz dönemde çocuk kitabı okuduğum için vicdan azabı hisseder olmuştum. Bu yanlış! Tam tersini yapmam gerekmiyor muydu? Aynen öyle! Öyleyse yola devam. Çünkü çocuk kitaplarının iyileştirici gücü var. Hele iyi kitaplara denk gelirseniz, hele bir de

Fare Frederick, hayalperestlerin azizi değil de ne?

Elli tarakta bezim vardır benim. Ya maymun iştahlıyım ya da sadece meraklıyım. Belki de ikisi birden. Denemek hoşuma gidiyor. Aklıma gelen öykü konularını not eder, sonra bazısını unuturum bir kenarda. Bazılarını tekrar işlemek üzere bir kenara bırakır, bir kısmında da sonuna kadar giderim. Resim yapmayı denerim. Bir şey denerken aklıma başka bir fikir gelir. “Dur onu da suluboyayla yapmayı deneyeyim,” deyip suluboya almaya gider, başka şeyler alıp dönerim. Evde tonla

Can ile Zortan’ı takdimimdir

Merhaba Sevgili Okur, Bugün size çoook ama çok eskiden beri tanıdığım iki kafadardan söz edeceğim: Can ile Zortan. Belki dün kitapçıya gittiğinizde gördünüz onları ya da internette dolaşırken yeni bir kitap çıktığını haber aldığınızda… Yani siz hepi topu en fazla iki gündür tanıyorsunuz onları. Ben tanışalıysa en az beş yıl olmuştur. Yıldıray bir yazı atölyesi sırasında doğurmuştu Can ile Zortan’ı. O zamandan sonra defalarca biçim değiştirdiler ve ben onların geçirdikleri