Okul öncesi

Bu ses de ne?

Aksayan blog yazılarımıza kör topal ilerleyerek devam etmeye karar verdik sevgili Dolapseverler. ne var ki, bu kez de radyo yayınlarımızın podcast’lerini Archive.org’a yükleyemiyoruz. Benim bilgisayar ayarlarım mı değişti, yoksa başka bir sorun mu var bilemiyorum. Her siteye giriyorum, Archive.org’a giremiyorum. O nedenle geriye dönük podcast yayınlarımızı ne yazık ki şimdilik siteye yükleyemeyeceğim. Onun yerine radyoda geçen hafta söz ettiğimiz ve bir okura armağan etmek istediğimiz “Bu Ses de Ne?” Kitap

Hışırtı ya da karanlık korkusunun sesi

Geceleri, ışıklar söndürüldükten sonra, alıştığımız biçimlerden ve seslerden kurtulunca ortaya çıkan o kontrollü korku hissinden hoşlanır mısınız? Çocukken bu hisle oynamaya bayılırdım. Gözlerimi perdeye diker kendimi perdenin kıpırdadığına ikna eder, arkasında neler olabileceğini tahmin etmeye çalışırdım. Yatağın altındaki daha da koyu karanlıkta yaşaması muhtemel varlıklardan korunmanın tek yolu ayaklarımın ve ellerimin yorganın altında olmasıydı. Yorganın yatağın kenarından sarkması demek o varlıkları yatağın içine buyur etmek demekti. Ya aralık duran dolap

Şnörk ve Denizci

Issızlığın ortasında bir bataklıkta, yapayalnız yaşayan Şnörk, halinden hiç de şikâyetçi değildir. Ne gökyüzünün gri bulutları ve insanın içine işleyen yağmur ne de bata çıka ilerleyerek yemek aradığı bataklık rahatsız edicidir onun için. Akşamları sobanın karşısına tek başına oturup, deniz börülcesi çorbasını içerken ne şanslı olduğunu düşünür. Ateşin tadını çıkarırken onu rahatsız edecek kimse yoktur ve çorbasını paylaşmak zorunda değildir. Şnörk gayet memnundur bu yalnızlıktan. Aslına bakarsanız Şnörk mutlu değildir

Komşu Teyze

Çok yaşlı insanlarla çok genç insanlar arasında hep özel bir bağ olduğunu düşünmüşümdür. İletişim kanalları aynı frekansa ayarlı olduğundan mıdır acaba? Belki de biri henüz önyargıları tanımadığı, diğeriyse koca bir hayat deneyiminin ardından önyargıları bir kenara bıraktığı içindir, kim bilir… Yaşlı olan, gencin yaşam enerjisiyle canlanır; genç olansa her an sürprizlerle dolu olan yaşlı tarafından sürekli şaşırtılır.  Sonuç olarak çok genç ile çok yaşlı ortak bir dil kullanmayı bilirler. Daha

Üç Haydut

İstesek de istemesek de çoğumuz önyargılarımızla hareket ederiz. Ne kadar objektif olmaya çalışsak da derinlerde bir yerde eski yargılarımız fısıldamaya devam eder. Pek çok kişinin çocuk kitaplarıyla ilişkisinde de bu önyargıların rolü büyüktür. Çocuklar için yazılmış kitaplardan beklentilerimiz bellidir: Kitap iyiyi, doğruyu söylemeli; mümkünse bir şeyler öğretmelidir. Söz konusu olan resimli bir kitapsa sevimli çizgiler daha çok puan toplar. Hele bir de çocuk kitaplarıyla yeni yeni tanışan, çiçeği burnunda bir

Mıymıy Teyze

Çocukluğunuz bir mahallede geçtiyse bilirsiniz. Sabahtan akşama kadar perde arkasına sinerek,  duvara dayadığı bardağın poposuna kulağını dayayarak, kapının üzerindeki o minik gözetleme deliğine gözünü yapıştırarak yaşayan; evden hiç çıkmadığı halde olan biten her şeyden haberdar ve olan biten her şeye gıcık olan huysuz teyzeler vardır. Amcalar da vardır ama onlar biraz daha miskin olduklarından balkona oturup dirseklerini taşıracak biçimde dayadıkları kollarından güç alarak gelip geçene sataşır, orkestra şefi edasıyla kedilerin köpeklerin

Bu kış kimse üşümeyecek

Bu aralar karlı kışlı kitaplar görünce hoşuma gidiyor. Uzaktan bakması güzel tabii. İstanbul’dan taşındığımızdan beri her kış İstanbul’da kar yağıyor; ben de buradan ciğere bakan kedi gibi bakıyorum resmen. En son kar gördüğünde Tayga’nın doğmasına birkaç hafta kalmıştı. Bırakın karda uzun yürüyüşler yapıp, arkadaşlarla kartopu oynamayı, Yıldıray’ın elini tuta tuta arka sokağa gidip dönerken penguenden halliceydim. Tayga da, yazık yavrum, kar falan bilmiyor. Ona ilginç geliyor haliyle. Merak ediyor. İlk

Yeti ile Spagetti

Maceraperestlik çocukların hamurunda var. Teorik olarak bu bilgiye sahiptim zaten. Tayga’nın büyümesini izlerken neredeyse her adımda bu bilginin doğrulandığını gördüm. Eğer biz yetişkince bir saçmalıkla yoluna çıkmazsak, Tayga’nın merakının peşinden nasıl gittiğini gözlemledim. Özellikle emeklemeye (daha doğrusu tırtıllamaya) başladıktan sonra Orman bir de sağlamasını almamızı sağladı: Merakın izinde maceraya atılmak çocukların fabrika ayarıdır. Orman, fıstık yeşili terliklerimin peşine düşüp kan ter içinde kalsa bile hedefinden şaşmıyor. Odanın ayaklarımızla basabildiğimiz her

Fare Frederick, hayalperestlerin azizi değil de ne?

Elli tarakta bezim vardır benim. Ya maymun iştahlıyım ya da sadece meraklıyım. Belki de ikisi birden. Denemek hoşuma gidiyor. Aklıma gelen öykü konularını not eder, sonra bazısını unuturum bir kenarda. Bazılarını tekrar işlemek üzere bir kenara bırakır, bir kısmında da sonuna kadar giderim. Resim yapmayı denerim. Bir şey denerken aklıma başka bir fikir gelir. “Dur onu da suluboyayla yapmayı deneyeyim,” deyip suluboya almaya gider, başka şeyler alıp dönerim. Evde tonla