İlkokul çağı

Doğa Güncesi

Dün sabah, Urla için uzun zamandan sonra ilk kez yağmur olasılığını konuştuk evde. Gökyüzünü kara kara bulutlar kapladı. ben Urla’ya bisikletle mi gitsem, yürüsem mi diye düşünmeye başladım. Yağmur olasılığı beni o kadar heyecanlandırdı ki bana rengârenk fil Elmer’ı hatırlatan rengârenk şemsiyemi dolaptan aldım ve yola çıktım. Yolda komşularımızdan biri arabasını durdurup beni gideceğim yere bırakmayı teklif etti. Kibarca reddettim. Belki de yağmurda yürüyecektim; araba da neydi? Ne de olsa bizim

Göçmenler, sığınmacılar ya da “Çabuksığınlar”

Son zamanlarda, gün içinde en az bir kere kullanır olduk “mülteci” sözcüğünü. Suriyeli mültecilerle ilgili haberler artık günlük yaşamımızın “sıradan” ayrıntılarından biri. Sadece bu kadar da değil. Artık herkesin her şeye düşman olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Her birimiz bir diğeri için öteki. Herkes mutlaka bir günah keçisi buluyor. Şu sıralar günah keçilerimiz mülteciler. Ülkemizdeki kötü olan ne varsa mültecilerden biliyoruz. Onlar yokken buralar çok temizdi çünkü; bizim toplumumuz da sütten

Benek Tozu ve Diğer Müthiş Sırlar

Üzerinde  Roald Dahl adı geçen bir şey oldu muydu benim için akan sular duruyor. Kuşlar bana yakında yepyeni bir Roald Dahl kitabı çıkacak dediğinde de öyle oldu. Geçen ay yayımlanan “Benek Tozu ve Diğer Müthiş Sırlar” tam da bizim İstanbul’da olduğumuz zamana denk gelince kitabı, sevgili arkadaşım ve kitabın da çevirmeni olan İpek Şoran’ın elinden, keyifli bir vapur yolculuğu sırasında teslim aldım. Kitabı bir solukta okudum da yazması ancak bu zamana

Küçük Feministin Kitabı

Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Neredeyse her gün kadınlarla ilgili bir olayın yaşandığı ülkemizde kadınlar günün kutlamak ne komik. Kadınlar her gün aşağılanıyor, haksızlığa uğruyor, taciz ediliyor, tecavüze uğruyor, sakatlanıyor, öldürüyor. Bütün bunların üstüne ne denir ki? Ama biz çocuk kitaplarını işte bu yüzden okuyoruz. Umut kırıntılarını bulup onlara dört elle tutunuyoruz. Bir şeyler olacaksa çocuklar sayesinde olacak. Şimdi tüm terslikleri bir anda tersine çeviremiyoruz belki ama aydınlık fikirlerle,

Unutma Oyunu

İsmimiz kimliğimizdir; bizim kim olduğumuzu söyler. Karakterimizin de ismimizle biçimlendiği söylenir. Bazen birinden söz ederken “ismiyle müsemma” deriz. İnsanlardan isimlerinin hakkını vermelerini de bekleriz! Adı Güçlü olan kişilerin güçlü kuvvetli; Bilge ismini taşıyanlarınsa bilgelik sahibi kişiler olacağını varsayarız. Arslan’ları cesur, Melek’leri iyilik timsali, Nazlı’ların hep naz yaptığını, İpek’lerin yumuşacık kişilikleri olduğunu düşünürüz. Bebeklere isim koyarken aklımızda sürekli yargılar dolaşır: Ya bu ismi koyunca sert mizaçlı olursa, ya bu isim omuzlarına

Cimcime: Çocukluğumuzun kahramanı

Ben evin en küçüğüydüm. Abim benden 5,5, ablam da 8 yaş büyüktü ve ben ilkokul çağına geldiğimde onlar çoktan gıcık ergenler olmuşlardı. O nedenle çoğu zaman tek çocuk gibi oldum. Ablamın ilgilenecek başka işleri vardı; abim “Sen kızsın, ne anlarsın?” ya da “Sen küçüksün yapamazsın!” kafasında olurdu. Ya kavga eder, ya birbirimize hiç bulaşmazdık. Sonra ben arada dayanamayıp bir çıngar çıkarırdım. Ablamın odada müzik dinlemek için kapıyı kilitleyip beni odanın

Bir ağacı sevmekle başlayacak her şey

Bir ağacın, ne kadar BÜYÜK olursa olsun tek bir ağacın gündelik yaşamımızdaki yeri nedir? “Küçük Evler’in Büyük Ağacı”nın arka kapağındaki tanıtım cümlesi işte bu cümleyle başlıyor. Sahi, bir ağacın sizin yaşamınızdaki yeri ne? Var mı her gün karşı karşıya geldiğiniz bir ağaç?  Kim bilir belki evinizin penceresinden gördüğünüz, sabahları uyanıp da perdeyi çekince sizi selamlayan yaşlı bir çınar mesela… Ya da her gün işe, okula giderken yanından geçtiğiniz bir fıstık

Karadankaçanlar

İlkin adı ilgimi çekti. Sonra ejderhalı yelkenli kapak resmi ilgimi çekti. Derken ilk cümle ilgimi iyice sündürdü: Evvel balık içinde, kalbur deniz dibinde… Sonrası da aynen böyle gelişti. Cümle cümle peşine, tıkır tıkır işledi kitap. Hoop, okudum bitti. Adı Karadankaçanlar olan bir gemideyiz. Geminin tayfası da, yolcusu da, kaptanı da, aşçısı da, miçosu da, çımacısı da Tomris’le Tomris’in annesi. Tomris’in annesi kitap boyunca Tomris’in annesi diye anıldığı için ben de ona

Mahalle, linç kültürü ve aşk

Her mahallenin kendine has gizemleri, heyecanları ve sıkı bir dedikodu ağı vardır. Mahallede yazın sarf edilen sözler, kışın gelip sahibini didikler. Kahramanlarımızdan Kasap Haşmet’in oğlu Kemik Aziz ile Balık Oya, Yeşilçam kokan bir mahallede yaşamaktadırlar. Aziz’in Kemik lakabının nedeni sıskalığıdır. Balık Oya ise doğuştan balıketidir. İkisi ilkokulun ilk gününden beri birbirine âşıktır ama henüz birbirlerine açılmamışlardır. Balık Oya ilk adımı karşı tarafın atmasını beklediği gibi, Aziz’in bunu özgün, çarpıcı ve