Genç

Dalgalandım da duruldum

Bazı kitapların tuhaf bir davranışı vardır. Siz daha ilk sayfalarını okurken, kitap, sonuyla ilgili tahminlerinizi biçimlendirmeye başlar. Okudukça iş tahminden çıkar. Ortalarına geldiğinizde artık kitabın sonunu biliyorsunuzdur. Peki, sonunu bildiğimiz bir kitabı niye okuyalım? Nedenlerden biri tüm olayların seyrini, anlamını değiştirecek bir durumun ortaya çıkmasını ummak olabilir. Bunun işaretleri önceki sayfalarda bir yerlerdedir mutlaka. Durum ortaya çıkana kadar fark etmemişizdir, ama bunda bir sorun yok. Zaten yazar da kurgunun sağlamlığı

Çocukluğumun kurtarılmış bölgesi: Futbol

Çocukluğum boyunca futbol oynadım. Gençliğimde de oynadım. Buna rağmen futbol yaşamımda büyük bir yere sahip olmadı. Aslına bakarsanız, ben hiçbir zaman sporla içli dışlı olmadım. Daha doğrusu, bir sporla ilgilenme nedenim o sırada o sporu deniyor oluşumdu. Ne bir spor izleyicisi ne de bir taraftar oldum. Hatta aikido ve bisiklet dışında herhangi bir spor dalı ya da genel olarak spor üzerine düşünme ihtiyacı bile hissetmedim. Üzerine düşündüğümü söylediğim için sanmayın

Kuyrukluyıldız Eken Adam

“Aile nedir? Kimlerden oluşur?” diye sorulsa düşünmemiz bile gerekmeden yanıt zihnimizde beliriverir: Anne, baba ve çocuktan / çocuklardan oluşan, toplumun en küçük birimine aile deriz. Peki ya “Aile, insanın üreme dürtüsünün sistemin organizasyon yeteneği ve küçük parçalara ayırarak yönetme kurnazlığıyla biçimlendirerek dayattığı toplumsal örgütlerin en küçük birimidir,” yanıtına ne dersiniz? Hoşunuza gidip gitmemesiyle ilgilenmiyorum; yanlış diyebilir misiniz? Kendimizi sorgularmış gibi gösterip yaşamı kavramaya çalıştığımız ergenliğin o taşlı, dikenli yollarında paralanırken

Alabildiğine özgür Yıldızkız

Bir gün okula yeni bir kız gelir. Yere kadar uzanan beyaz elbisesi, sırtında ukulelesi ve omzundaki bez sırt çantasıyla farklı olduğu her hâlinden bellidir. Kendine verdiği adla Yıldızkız o güne dek evde eğitim almış, sıradışı biridir. Gelişi bir şeyleri değiştirecektir. Hakkında yazacağım kitapları okurken çoğunlukla kafamın içinde bir şeyler belirmeye başlar. Daha sonra yazıyı bu ilk düşünce kırıntıları üzerine şekillendiririm. Bazı kitapları bir solukta okur, yazılarını da okuduğum gibi hızlı

Rüyalarda Buluşuruz

Çocuk kitapları denince ayrı bir tür geliyor ya aklımıza… Aslında evet ayrı bir tür; ama zaynı zamanda, hayır, niye ayıralım ki?  Bzen öyle kitaplarla ya da öyle yazar isimleriyle karşılaşıyoruz ki çocuk /yetişkin ayrımı bir anda ortadan kalkıveriyor. Aslolan kitabın iyi olup olmadığı; okurken sizi buradan alıp bambaşka yerlere götürmesi, içinizde bir yerlere dokunması ya da okuduktan sonra günlerce zihninizi kurcalaması… Bugüne kadar Bir Dolap Kitap’ta “Aaa, o da mı

Yıldızı Dişi

Edebiyat ne işe yarar? Kitap okumak, daha geniş açıdan bakarsak, sanat izleyicisi olmak neden önemlidir? Bir resmin karşısına geçip, “Ay valla tıpkısının aynısını çizmiş, fotoğraf gibi resmen!” yorumunu yapan kişinin sanattan beklentisinin zaten aşina olduğu şeyleri sunması olduğunu söyleyebilir miyiz? Böyle bir şeyi neden ister ki insan? Zaten bildiğimiz şeyler daha mı güvenlidir? Konu “çocuk ve gençlik edebiyatı” olunca bu tartışma daha da garip bir hal alıyor. Çünkü bu sefer

Hitler Oyuncağımı Çaldı

Anna ilkokul öğrencisidir. Güzel bir yaşamı vardır. Abisi Max gibi, o da Almanya’da doğup büyümüştür. Babası bir gazetede köşe yazarıdır ve ünlüdür. Annesi ev hanımıdır. Büyük evlerini çekip çevirmek için elbette yardımcıları vardır. Hitler seçimlere güçlü bir aday olarak girer. Anna’nın ödevleri vardır, Hitler’in konuşmasını dinleyecek zamanı yoktur. Hem kötü ne olabilir ki? Yetişkinlerin çoğu tedirgindir. Babası, Hitler aleyhine yazan bir gazeteci olarak daha da tedirgindir. Anna henüz farkında değildir

Özgürlük?

Tayga’nın dişiydi, kızamığıydı derken, yavrunun meğer 6. hastalık (isme bak!) geçirdiği ortaya çıktı. Altıncı mı, yedinci mi bilinmez ama biz biraz daha uykusuz kalırsak 75. hastalıktan şak diye gidivericiz Yıldıray’la… Altıncı hastalığın armağanı bize geride gecenin 3’ünden sabah altı buçuğa kadar sadece kucaktan dikey olarak gezmek isteyen ve en ufak açı değişiminde sinir krizleri eşliğinde zırlayan bir velet bırakması oldu. Bu gidişle işler güçler birbirine girecek, Dolap molap kalmayacak, biz