Yaş gruplarına göre

Bu ses de ne?

Aksayan blog yazılarımıza kör topal ilerleyerek devam etmeye karar verdik sevgili Dolapseverler. ne var ki, bu kez de radyo yayınlarımızın podcast’lerini Archive.org’a yükleyemiyoruz. Benim bilgisayar ayarlarım mı değişti, yoksa başka bir sorun mu var bilemiyorum. Her siteye giriyorum, Archive.org’a giremiyorum. O nedenle geriye dönük podcast yayınlarımızı ne yazık ki şimdilik siteye yükleyemeyeceğim. Onun yerine radyoda geçen hafta söz ettiğimiz ve bir okura armağan etmek istediğimiz “Bu Ses de Ne?” Kitap

Doğa Güncesi

Dün sabah, Urla için uzun zamandan sonra ilk kez yağmur olasılığını konuştuk evde. Gökyüzünü kara kara bulutlar kapladı. ben Urla’ya bisikletle mi gitsem, yürüsem mi diye düşünmeye başladım. Yağmur olasılığı beni o kadar heyecanlandırdı ki bana rengârenk fil Elmer’ı hatırlatan rengârenk şemsiyemi dolaptan aldım ve yola çıktım. Yolda komşularımızdan biri arabasını durdurup beni gideceğim yere bırakmayı teklif etti. Kibarca reddettim. Belki de yağmurda yürüyecektim; araba da neydi? Ne de olsa bizim

Hışırtı ya da karanlık korkusunun sesi

Geceleri, ışıklar söndürüldükten sonra, alıştığımız biçimlerden ve seslerden kurtulunca ortaya çıkan o kontrollü korku hissinden hoşlanır mısınız? Çocukken bu hisle oynamaya bayılırdım. Gözlerimi perdeye diker kendimi perdenin kıpırdadığına ikna eder, arkasında neler olabileceğini tahmin etmeye çalışırdım. Yatağın altındaki daha da koyu karanlıkta yaşaması muhtemel varlıklardan korunmanın tek yolu ayaklarımın ve ellerimin yorganın altında olmasıydı. Yorganın yatağın kenarından sarkması demek o varlıkları yatağın içine buyur etmek demekti. Ya aralık duran dolap

Göçmenler, sığınmacılar ya da “Çabuksığınlar”

Son zamanlarda, gün içinde en az bir kere kullanır olduk “mülteci” sözcüğünü. Suriyeli mültecilerle ilgili haberler artık günlük yaşamımızın “sıradan” ayrıntılarından biri. Sadece bu kadar da değil. Artık herkesin her şeye düşman olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Her birimiz bir diğeri için öteki. Herkes mutlaka bir günah keçisi buluyor. Şu sıralar günah keçilerimiz mülteciler. Ülkemizdeki kötü olan ne varsa mültecilerden biliyoruz. Onlar yokken buralar çok temizdi çünkü; bizim toplumumuz da sütten

Şnörk ve Denizci

Issızlığın ortasında bir bataklıkta, yapayalnız yaşayan Şnörk, halinden hiç de şikâyetçi değildir. Ne gökyüzünün gri bulutları ve insanın içine işleyen yağmur ne de bata çıka ilerleyerek yemek aradığı bataklık rahatsız edicidir onun için. Akşamları sobanın karşısına tek başına oturup, deniz börülcesi çorbasını içerken ne şanslı olduğunu düşünür. Ateşin tadını çıkarırken onu rahatsız edecek kimse yoktur ve çorbasını paylaşmak zorunda değildir. Şnörk gayet memnundur bu yalnızlıktan. Aslına bakarsanız Şnörk mutlu değildir

Komşu Teyze

Çok yaşlı insanlarla çok genç insanlar arasında hep özel bir bağ olduğunu düşünmüşümdür. İletişim kanalları aynı frekansa ayarlı olduğundan mıdır acaba? Belki de biri henüz önyargıları tanımadığı, diğeriyse koca bir hayat deneyiminin ardından önyargıları bir kenara bıraktığı içindir, kim bilir… Yaşlı olan, gencin yaşam enerjisiyle canlanır; genç olansa her an sürprizlerle dolu olan yaşlı tarafından sürekli şaşırtılır.  Sonuç olarak çok genç ile çok yaşlı ortak bir dil kullanmayı bilirler. Daha

Benek Tozu ve Diğer Müthiş Sırlar

Üzerinde  Roald Dahl adı geçen bir şey oldu muydu benim için akan sular duruyor. Kuşlar bana yakında yepyeni bir Roald Dahl kitabı çıkacak dediğinde de öyle oldu. Geçen ay yayımlanan “Benek Tozu ve Diğer Müthiş Sırlar” tam da bizim İstanbul’da olduğumuz zamana denk gelince kitabı, sevgili arkadaşım ve kitabın da çevirmeni olan İpek Şoran’ın elinden, keyifli bir vapur yolculuğu sırasında teslim aldım. Kitabı bir solukta okudum da yazması ancak bu zamana

Üç Haydut

İstesek de istemesek de çoğumuz önyargılarımızla hareket ederiz. Ne kadar objektif olmaya çalışsak da derinlerde bir yerde eski yargılarımız fısıldamaya devam eder. Pek çok kişinin çocuk kitaplarıyla ilişkisinde de bu önyargıların rolü büyüktür. Çocuklar için yazılmış kitaplardan beklentilerimiz bellidir: Kitap iyiyi, doğruyu söylemeli; mümkünse bir şeyler öğretmelidir. Söz konusu olan resimli bir kitapsa sevimli çizgiler daha çok puan toplar. Hele bir de çocuk kitaplarıyla yeni yeni tanışan, çiçeği burnunda bir

Küçük Feministin Kitabı

Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Neredeyse her gün kadınlarla ilgili bir olayın yaşandığı ülkemizde kadınlar günün kutlamak ne komik. Kadınlar her gün aşağılanıyor, haksızlığa uğruyor, taciz ediliyor, tecavüze uğruyor, sakatlanıyor, öldürüyor. Bütün bunların üstüne ne denir ki? Ama biz çocuk kitaplarını işte bu yüzden okuyoruz. Umut kırıntılarını bulup onlara dört elle tutunuyoruz. Bir şeyler olacaksa çocuklar sayesinde olacak. Şimdi tüm terslikleri bir anda tersine çeviremiyoruz belki ama aydınlık fikirlerle,