kaptan kazım kapakİlkokuldan sonra her sabah ve akşam vapura bindim. Ta üniversiteyi bitirene kadar… Aslında İstanbul’u terk edene kadar bindim vapura, ama öğrencilikten sonrası düzenli değil.

Ortaokul ve lise yıllarında, öyle zamanlar olurdu ki, vapurun dümen suyuna, yanlara açtığı dalgalara, iskeleden ayrılırken karıştırdığı suların rengine bakar, kendimi denize atmak isterdim. Nasıl içimi kamaştırırdı bu istek! Kışta ayrı, baharda ayrı, lodosta başka, poyrazda başka coşardım. Az önce dersten çıkmışım. Az sonra belediye otobüsüne bineceğim. Belki de otobüse katlanamayacağım için yürüyeceğim. Ama şimdi, şu anda vapurdayım. Kurtarılmış bir zaman parçası mı desem, iki boyut arsında bir yırtık mı desem… Yapmak zorunda olduklarım, yapabildiklerim, yapmak istediklerim, yapamadıklarım…Kabuğumu henüz kıramadığım, hız almak için kendime daldığım zamanlar. Kabuğumu bir kırsam kendimi denize bırakacağım, yüzeceğim, yüzeceğim, yüzeceğim…

Kendimi denize bırakmadım. Bırakamadım. Cesaret edemedim. İçim yeterince kamaşmadı sandım. Meğer gereken, sağ yanağın yeter miktarda yanmasıymış. Bilemedim.

Bir mayıs günü, Üsküdar – Eminönü vapurunun kaptanı Kaptan Kâzım’ın sağ yanağı bahar güneşiyle yeter miktarda yanar. Daha Eminönü’ne varmadan, Kaptan Kâzım kararını vermiştir: Ege’ye açılacaktır. Mesaiden sonra değil. İnmek isteyen yolcuyu Eminönü’nde bıraktıktan sonra, hemen. Bir anons marifetiyle yolcuları davet eder. Yolcuların hepsi şaşırır, bir kısmı kamera şakası zanneder, bir kısmı hemen kabul eder. Hatta kısa sürede Memnunlar Güvertesi adıyla bir müzik topluluğu bile kurulur vapurda. Şehir Hatları vapuru kafasına göre yola çıkar mı, demeyin. Kaptan Kâzım’In sağ yanağı bu yanan, vapuru rotasından çıkarır. Eee, sosyal medya çağındayız; Sağ Yanak Bahar Tatili Hakkı kampanyası başlar ve dünyanın dört bir yanındaki insanları harekete geçirir. Meğer devrime giden yol taşlı, dikenli değilmiş; güneşli bir mayıs günü Kaptan Kâzım’ın sağ yanağından geçiyormuş! Bunca hadisenin yanakla ne alakası mı var? Onu da bir zahmet kitabı okuyarak, Tenten’in anneannesi kılıklı bilim kadını Saadet Bilgin’den öğrenin, olmaz mı?

Kitap bir mahkeme sahnesiyle açılıyor. Kaptan Kâzım, Ege yolculuğunu tamamlamış ve doğal olarak dava edilmiş. Vapuru rotasından çıkarmak kolay mı öyle! Mahkeme başlamış başlamasına, ama davaya bakan hakim Hakan Mara… nasıl desem? En iyisi ben demesem, siz okusanız. Öylesi çok daha keyifli. Mahkeme sahnelerinin ardından, Kaptan Kâzım’ın Sağ Yanak Bahar Tatili hareketine katılan yolculardan dinliyoruz olayları. Arada mahkemeye geri dönüyoruz, bu vakayla ilgili bilimsel çalışmalara bakıyoruz.

Ayşe Güren’in, güneş alan sağ yanaktaki yanma hissinden bu kadar eğlenceli bir macerayı ve çağdaş yaşam eleştirisini nasıl çıkardığı benim için büyük bir muamma. Fakat kitabın dili, karakterleri, karakterlerin tepkileri, ortam o kadar tanıdık ki, bazı şeyleri anlamasam da olur.

Kitabın kapağını ve içindeki çizimler Merve Atılgan yapmış. Metne cuk oturmuş (daha kaba ifade edemezdim sanırım). Atılgan, yakın zamanda farkına vardığım bir çizer. Benim ayıbım. Neyse ki daha fazla gecikmedim.

Gelelim itiraflara… Yazının başında ben açıldım, şimdi sıra sizde. Ara sıra siz de kendinizi vapurun tepesinden, dolmuşun kapısından, trenin penceresinden atmak istemiyor musunuz? İçinizden, otobüsün direksiyonunu ele geçirsem de kırlara sürsem, diye geçirmiyor musunuz? Haydi, söyleyin! Otomobilinizde oturmuş trafiğin açılmasını beklerken vites kolunun yanında daha önce fark etmediğiniz bir düğme keşmetmeyi, düğmeye basınca otomobilin kanatlarının çıkmasını, olduğunuz yerden dimdik havalanıp bir solukta Datça Palamutbükü’ne varmayı hayal etmiyor musunuz? Kaptan Kâzım’ın sağ yanağı, sizin serçe parmağınız, ötekinin sol diz kapağı… ne fark eder? Evkaftaki memuriyeti bırakıyor musunuz?
Kaptan Kâzım’ın Sağ Yanağı
Yazan: Ayşe Güren
Resimleyen: Merve Atılgan
Yaş grubu: 10+
Can Çocuk, 120 sayfa, karton kapak
ISBN: 9789750736322