Çocuk sahibi değilken de biliyorduk; küçük çocuklar aynı kitapları tekrar tekrar, hiç bıkmadan, usanmadan okurlardı.Bunu şimdi bizzat yaşıyoruz. Tayga hiç bıkmıyor. Her gün aynı kitaba bakabiliyor. Birkaç gün okumasa, sonra tekrar dönüp buluyor o kitabı ve yine sanki ilk kez görüyormuş gibi heyecan ve merakla yeni baştan dinliyor ve bakıyor resimlere. Bu nasıl bir açlık? Çocukların gördükleri ve duydukları her şeyi böyle zihinsel olarak, kana kana içmelerine bayılıyorum. Bazen bakışları bir noktaya kilitlenip takılıp kalıyor. O sırada kafatası benim için adeta şeffaflaşıyor ve içerde dönen çarkları görebiliyorum: İşlemcinin çok sıkı çalıştığı o anlar çok değerli!

Tayga subat 2016_1

Sakar Cadı Vini’yi de atlamayalım.

Şubat ayında artık Çekmecemiz 3 yaşında koca bir çocuk oldu. İnanılır gibi değil. Daha demin doğmamış mıydı bu çocuk?! Doğum gününde onun için çok önemli bir şey yaptık; aylar süren bir bekleyişin sonunda çok istediği bir armağana kavuştu. Bu oyuncaklarla olan ilişkimizle ilgili (hem onun, hem bizim) ayrı bir yazının konusu.

Doğum günü demişken Pettson ve Findus’un Doğum Günü Pastası yine favoriydi. Hatta doğum gününde İzmir’e giderken tematik olsun diye, otobüste okumak için de bu kitabı aldık. Ay boyu Pettson’un bütün maceraları çevrile çevrile okundu.

Dizi kitaplar her zaman en iyisi. Biri bitince diğeri; o bitince öbürü… Bende de öyledir. kahramanların giderek aşinalaştığı dizi kitapları çok severim. Tayga’nın bu ayki favori serisi bir diğer Sven Nordqvist imzalı seri olan Mö Anne kitapları oldu.  Çevirileri sesli okurken hayli aksamaya neden olsa da özellikle Gakgak Karga’ya çok gülüyor Tayga.

Bir diğer yeni keşfi olan dizi de “Küçük Prenses” serisi. Hemen her şeye karşı kırılmaz bir inadın geliştiği bu dönem için biçilmiş kaftan. Onu istemem, bunu istemem,” diye ayak direyen küçüğümüz Küçük Prenses’in “İstemiyorum!” çığlıklarına hayli yakın buluyor olsa gerek. Tony Ross’un enfes çizimleri de yanına kâr kalıyor elbette.

Tayga subat 2016_2

Yemek kitaplarıyla ilgili ayrıca yazmak lazım. Durum o kadar ciddi!

2-3 yaş çocuklarını bir diğer özelliği de her şeyi kendi başlarına yapmak istemeleri. Bu durumda “Artık Kendim Yapabilirim serisini raftan hemen indirip eline tutuşturun. Tayga çok sevdi. Kitaplardaki çocukların yaptığı bazı işleri kendisinin de yapabildiğini fark ettiği için ya kitabı okurken “Bak ben de böyle yapıyorum,” diye anlatmaya başlıyor; ya da bir iş yaparken kitaptan örnekler veriyor. Dizinin en sevdiği cildi, kendisi de mutfakta bir şeyler yapmayı çok sevdiği için “Artık Kendim Pişirebiliyorum” oldu. Bunun yanı sıra evdeki yemek kitapları da tekrar tekrar elden geçiriliyor.

Bu ay bir de benim okuduklarıma sardı. Bu hafta sonu radyoda anlattığım “Yaratıklar Aramızda” üçlemesini okuduğum günlerde ara ara yanıma gelip ona da okumamı istedi. Öyküyü baştan sona bilmese de, dahil olduğu her noktada birkaç bölüm üst üste okutup dinledi, sorular sordu, resimlerini inceledi. Zaten seriyle ilişkisi de Alan Snow’un şahane çini desenleriyle başladı. Otobüste gidiyorduk ve çok sıkılmıştı. Ben de diziye yeni başlamıştım o gnlerde.  Onu oyalamak içinPantolonlar Fora!yı açıp “Gel resimlerine bakalım, bak çok ilginç yaratıklar var burada,” deyip kutu cücelerini, lahana kafaları ve kitaptaki diğer tipleri gösterdim. Sonra ben sustum, o tüm cildin resimlerini baştan sona inceledi. Aradan günler geçip ikinci cilde başladığımda, kitabı ilk kez görmesine rağmen “Anne bu da mı Arthur’un kitabı?” diye sordu. Çocukların görsel hafızası müthiş. Acaba kirtabın film uyarlamasını da izleyebilir mi diye düşünmeye başladım.