Ta geçen sene duyurmuştuk burada Küçük Prens’in filmi geliyor diye. O sıralar filmin gösterime gireceği vakitte bir bebek ve bir iki yaş sendromuyla hayatın bu kadar zor olacağını öngörmemiş olsam gerek ki, film gelince koşa koşa sinemaya giderim diye hayal kuruyordum. Şu an içinde bulunduğum şartlarda ise iki yavruyu Yıldıray’a bırakıp bir koşu sinemaya gidebilir miyim, bilemiyorum. Madem izleyemiyorum, bari bir bilene sorayım dedim.

Sevgili arkadaşım Ayça doymak bilmez bir okurdur. Ayça’yı başka bir şeyle daha tanımla derseler bu sefer onu iyi bir izleyici olarak adlandırırdım. Küçük Prens vizyona girdikten sonra tabii hemen aklıma Ayça geldi. “Küçük Prens’i izledin mi?” diye mesaj attım. Tabii umduğum yanıtı aldım. “Peki film hakkında yazar mısın?” diye sorduğumda da olumlu yanıt alınca havalara uçtum ve Ayça’nın film izlenimlerini sabırsızlıkla beklemeye başladım. Ayça beni bekletmedi ve bu hafta BDK’ya konuk olarak “Bir Film Bir Kitap” köşemizin ikinci yazısını yazdı.

kucukprens kapakOkuduğum bir kitabın sinemaya uyarlanacağını duymak beni her zaman heyecanlandırır. Sanki kitabın kahramanlarıyla kanlı canlı tanışacağımı hissederim. Ama filmin sonunda genellikle beklentilerim karşılanmamış olur. Ya karakterler oturmamıştır, ya benim için çok önemli bir detay atlanmıştır ya da hikaye başka noktalara kaymıştır. Olmamıştır sonuçta. Özellikle son yıllarda çekilen filmler –Yüzüklerin Efendisi üçlemesini bunun dışında tutarım– biraz daha çabuk tüketilen, ikinci kez izlemeye değmeyecek kıvamda geliyor bana. Buna rağmen Küçük Prens’in animasyon olarak sinemaya uyarlanacağını duyar duymaz gösterime gireceği günü sabırsızlıkla beklemeye başladım.

Küçük Prens benim için kitaplarımın arasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Hikaye her yaşa ayrı hitap eder. 7 yaşındaki oğluma geçtiğimiz kış okuduğumda buna birebir şahit oldum. O hikayede benim görmediğim detaylara dikkat ederken –resim tabii ki de şişko bir yılandı, şapkaların gözü olmazdı–  ben cümlelerin büyüsüne dalıyordum –“Senin gülünü bu kadar önemli kılan, onun için harcamış olduğun zamandır.”–. Yalın ama aynı zamanda çok derin, naif çizimleri olan, yüzümüze bazen bir tebessüm, bazen hüzün konduran bir hikayedir Küçük Prens.

Peki böylesine soyut bir hikaye film olur muydu; olursa nasıl bir film olurdu? Bu işe kalkışan eline yüzüne bulaştırmaz mıydı? Bir merak, gittim filmi izlemeye. Ne diyeyim, adamlar yapmış ve olmuş, hem de çok güzel olmuş! Filmde Küçük Prens var, gül var, tilki var, yılan var; bunların yanında bir küçük kız, onun annesi ve pilot da var. Günümüzde sistemin getirdikleri yüzünden çabucak büyümek zorunda kalan çocuklara değinilmiş hikayede.

kucuk prens 2015_2Çocuğunun en iyi okullardan birinde okumasını isteyen anne ona dolu dolu bir program hazırlar ve saati kurup uygulamaya başlar. Küçük kız canla başla çalışmaktadır artık. Akıllı ve başarılı bir öğrencidir o. Bir gün yine robotlaşmış halde derslerine çalışırken camından içeri kağıttan bir uçak süzülür. Kağıdın üzerinde bir hikaye vardır ve şöyle başlar: “Altı yaşımdayken bir gün balta girmemiş ormanlar üzerine yazılmış “yaşanmış öyküler ” adlı bir kitapta çok güzel bir resim görmüştüm.” Çocuk önce umursamaz kağıdı, çöpe atar. Fakat ardından bir uçak daha gelir; hikaye devam etmektedir. O günden sonra program biter, küçük kız dört duvar arasından çıkar ve yan komşusu olan çılgın ihtiyar pilot ile dostluğu ve çocukluğunu keşfeder.

Film her ne kadar çok güzel çizimlere ve çok da güzel bir hikayeye sahip olsa da ilkokul öncesi minikler için biraz sıkıcı olabilir. Keza  sinemada etrafta dolasan bir sürü küçük insan mevcuttu. Filmin esas izleyici kitlesinin yetişkinler olduğunu düşünüyorum. Her birimizin neredeyse birer helikopter anne baba olduğu bu günlerde, çocuklarımızın çocuk olmasına izin vermemizi, onları biraz kendi hallerine bırakmamızı söylüyor “Küçük Prens” filmi bize. Zaman zaman hepimizin yaptığı çocukluğu, eğlenmeyi unutup, işle doldurduğumuz hayatımızı önümüze seriyor. Belki de bu yüzden filmin sonunda bütün yetişkinler hüngür hüngür ağlıyorduk biraz çocuklarımıza biraz kendi çocukluğumuza.

kucuk prens_afisKüçük Prens
Özgün Adı: Le Petit Prince
Yönetmen: Mark Osborne
Sanat Yönetmeni: Carole Kravetz Aykanian, matt London
Müzik: Dimitri Rassam, Hans Zimmer
Süre: 108 dakika
Yapım yılı: 2015