tenten 3İşte size Bir Dolap Kitap kapaklarının asla uzlaşamadığı bir konu: Tenten, yani aramızdaki kara kedi. Ben ne zaman Tenten’ten söz etsem, Yıldıray üfler, püfler, hırlar, gırlar, “Hiç hoşlanmıyorum!” ondan der. Tenten’in yaratıcısı Hergé’ye faşist der (ki o konuya da az sonra geleceğiz). Ben de “Evet,ama…” derim, biraz Tenten’i savunurum, Kaptan Haddock’u ne çok sevdiğimden söz ederim ve konu kapanır. Bir sonraki Tenten tartışmasına kadar…

Geçenlerde tartışma yeniden alevlendi.

Ben: “Tenten’in 85. yaşı kutlanacakmış.”
Yıldıray: “Bana ne?!”
Ben: “Seviyorum ama…”
Yıldıray: “İyi.” (Beş karış suratla…)
Ben: “Ama Haddock var. Dupond ve Dupont var, Castafiore var, Nestor var,”
Yıldıray: “Faşist Tenten!”
Ben: “Dolap’ta yazıcam ama bak.”
Yıldıray: “Bana ne!”

Gün bugündür sevgili Dolap okuru. Sen de Tenten’i benim gibi sevip, çocukluğunda maceralarını severek okuduysa, gel birlikte Tenten hakkında sohbet edelim. Yok eğer sen de Tenten ve Hergé’den hoşlanmıyorsan, yine de oku istersen. Belki biraz olsun ilgini çekmeyi başarırım.

Tenten’le nasıl tanıştım?

kizilkorsaninhazinesi-kapakİlkokuldaydım. Bizim sitenin marketinde kasanın hemen yanında birkaç katlı bir raf vardı. Altında bir tel sepet vardı ve tel sepette hep çizgi romanlar olurdu. Red Kit, Temel Reis, Lorel Hardi, Tom Miks… (ne güzel kasa önüymüş, di mi?) Kasada beklerken ben o sepeti mutlaka karıştırır, dişime göre güzel bir şeyler var mı diye bakardım hep. Bir gün “Kızıl Korsan’ın Hazinesi” diye bir kitap buldum. Tenten’i önceden biliyor muydum, hatırlamıyorum. Ama bu kitabın adı daha en baştan gönlümü fethetmişti zaten. Hem korsanlıydı, hem hazineli. Kesin güzel bir macera yaşanacaktı. Böylece o akşam hayatımın ilk Tenten macerasını okudum. İnanılmaz eğlendiğimi hatırlıyorum. Birçok şey öğrenmiştim o macerada. O cildi defalarca okudum. Bugün bile neredeyse her sahnesini ezbere bilirim. Sonra gazetenin biri Tenten maceraları verdi; onları biriktirdim.

Tenten’in iyice tadına varmak için lise çağına gelmem gerekti. Yapı Kredi Yayınları Tenten albümlerini kronolojik olarak yayımlamaya başladı. Her ay yenisi çıksın diye bekleyerek bütün albümleri topladım. O vakitten beri o albümleri de defalarca okudum. Hatta şimdi, hemen bu yazı bitince bir iki macera daha okurum. Tenten’im geldi resmen.

Peki kimdir bu Tenten?

tenten 2Tenten bir gazeteci. Gerçi ben onun ne menem bir gazeteci olduğunu hiçbir zaman anlayamadım gitti. Bugüne kadar onu ne gazetesinde gördüm, ne de mesleğini yaparken (birkaç maceradaki birkaç ufak ayrıntıyı saymazsak). Ama pek ünlü, yaşından umulmayacak başarılara imza atmış genç bir arkadaşımız kendisi. Zeki, çevik, ahlaklı. Zor durumlarda bile aklını ustaca kullanır, kimi zaman adeta bir MacGyver kesilir; kılık değiştirmede ustadır; on parmağında on marifet vardır. Her tür aracı kullanır, mekanikten iyi anlar, Mors alfabesi bilir, entellektüeldir, iyi bir yüzücüdür. (Nerden öğrenmiş bunları bu çocuk?!) Öte yandan ne yaşını, ne geçmişini, ne de ailesini ve soyadını biliriz. Hayatının pek çok ayrıntısı belirsizdir.

Tenten’in yaratıcısı Hergé’nin sonradan bulunduğu bir itirafa göre, Hergé başlangıçta Tenten’i çok da ciddiye almamış. “Arkadaşlar arasında yapılıp ertesi gün unutulan bir şaka gibi…” diye tanımladığı Tenten’in öylesine uydurulmuş bir karakter olduğunu söylemiş.

Tenten’in şu hayattaki en yakın dostu, fox terrier cinsi köpeği Milu. (Eskiden adı Fındık diye çevrilirdi. Özgün adı ise Milou.) Milu ile Tenten’in hayatı ne zaman, nasıl kesişmiş, bu da belli değil. Miilu ilk macerdan itibaren kitaplarda var. O da Tenten’in köpek versiyonu gibi. Çok akıllı. Her tür zor durumda kendini kurtarmayı bliyor. O kadar akıllı ki, az sonra dile gelebilir. O derece yani… Maceraların çoğunda asıl hikaye akarken, zaman zaman fonda Milu’nun başına hikayeden bağımsız olaylar geliyor ki takip etmesi çok zevkli.

Ama benim için Tenten maceraları demek, Kaptan Haddock demek. Çizgi roman dünyasında en sevdiğim karakterlerin başında geliyor kendisi. Kaptan’la Kızıl Korsan’ın Hazinesi’nde tanışmıştım; ama aslında Haddock ilk başlarda yok. “Altın Kıskaçlı Yengeç”te bir yan karakter olarak ortaya çıkan Haddock sonradan Tenten’in yakın dostu oluyor ve diğer maceraların da vazgeçilmiş unsuru haline geliyor. İlk başta depresif ve ayyaş bir kaptanken, zamanla kendini toparlıyor adamımız. Çabuk öfkelenen, canı tez, dilinin ucunda her an bir küfür bulunan Kaptan Haddock sayesinde muhteşem küfürler öğrenmişimdir: Makak!!! Baldırıçıplaklar!!! Ektoplazmalar!!! Kleptomanlar!!! Hödük!!! Tatlısu korsanı! Bir milyon kere bin lombar!!!

Kaptan Haddock her tür şeye kafayı takabilen ve bunu kendine dert eden bir adamdır. Ama sakınan göze çöp batar ve olabilecek her tür terslik Kaptan’ın başına gelir. Maceraların en eğlenceli yerleri de buralar işte. Kaptan belaya bulaştıkça siz de kıs kıs gülerek okursunuz.

Kaptan’ın bir de diğer karakterle ilişkilerini izlemek çok eğlencelidir. Sakar (ve tamam açık konuşalım, biraz gerzek) polis memurları Dupond ve Dupont, Profesör Turnusol, muhteşem (!) bir sesi olan ünlü soprano Bianca Kastafiore’nin varlıkları bile bizim Kaptan’ı çileden çıkarmaya yeter. Öte yandan tüm bu saydıklarım da tersine Kaptan’a büyük saygı duyar ve hürmet gösterirler.

Kitaplarda bu karakterlerin dışında çok fazla tipleme var. Bunların bazıları zaman zaman çıkıveren eski dostlar, bazıları her maceraya özel yeni karakterler ya da yine zaman zaman karşılaştığımız kötü adamlar. Kahramanlarımız her zaman bu kötü adamları alt edip mutlu sona ulaşmayı başarıyor.haddock 2

 

Hergé ve Tenten

“Tenten aslında benim. Benim en iyi ve en parlak yanlarımı yansıtıyor; o benim başarılı ikizim. Ben bir kahraman değilim. Ama 15 yaşındaki her genç gibi, öyle biri olmayı düşlerdim…ve hayal etmekten hiç vazgeçmedim. Tenten de benim yerime pek çok şeyi başardı.” Hergé

İlk Tenten macerası bundan tam 85 yıl önce, 10 Ocak 1929’da, “Le Vingtième Siècle” adlı bir Belçika gazetesinin çocuk köşesinde yayımlanmış. İmza olarak Hergé takma adını kullanan yazar ve çizer Georges Rémi, o sırada daha 22 yaşındaymış. Yukarıda da yazdığım gibi Hergé Tenten’i aslında ilk başlarda çok da ciddiye almamış. Ancak zamanla maceralardaki karakterler çeşitlendikçe, hikayeler daha da tatlı bir hal alıyor bence. Tenten yine pekçok bilinmezle dolu kalsa da (Hergé onun geçmişini sonradan da olsa etlendirmemiş), önceki maceralara göre biraz daha gerçek, daha canlı bir karaktere dönüşüyor. Hergé bir açıklamasında erken dönem işlerini “Katolik önyargıları ve fikirleriyle dolu genç bir Belçikalı’nın elinden çıkma işler” olarak tanımlamış. Onun konumundaki herhangi bir Belçikalı’nın da bunları yapabileceğini, zeka içermeyen işler olduklarını ve bunlarla gurur duymadığını da eklemiş.

Buradaki “Katolik önyargıları ve fikirleri” ve “Belçikalılık” kısımlarını açmak gerek. Zira Tenten maceralarını okumayanlarınız varsa, serinin ilk kitaplarının sonradan ciddi tartışmalara neden olacak kısımlar içerdiğini söylemek gerek. (İşte Yıldıray’ın hakkında bolca atıp tutabileceği kısma geldik ki kesinlikle haklı). Adam düpedüz Avrupalı beyaz insanın üstünlüğünü savunmuş. Tenten (Avrupalı, akıllı beyaz) her şeyi başarmaya muktedirken, karşısındaki Afrikalı, Uzakdoğulu, Amerikan yerlisi (Avrupalı olmayan, öteki) kişi aptal, beyaz insanın aklına ve onu yönlendirmesine muhtaç zayıf karakterler olarak çizilmiş. Özellikle “Tenten Kongo’da”da en mimli ve en çok tepki çeken kitap. Öyle ki içindeki bazı bölümleri Hergé daha sonraki yıllarda değiştirmek zorunda kalmış. Yıldıray haklı valla. Cidden ırkçılıkla, faşistlikle itham edilebilir bazı bölümler. Neyse ki zamanla Hergé de olgunlaşmış. En azından eskiden yaptıklarıyla gurur duymadığını itiraf etme dürüstlüğünü göstermiş. (Di mi Yıldıray?) Buna karşın, kitapların aldığı tepkiler bitmiyor. Örneğin, daha birkaç yıl önce Kongolu bir adam, halkının aşağılandığı gerekçesiyle mahkemeye başvurmuş ve kitabın yasaklanmasını talep etmiş. Davanın sonucu ne olmuş, bilmiyorum.

“Tenten’in Maceraları”nda genç gazeteci Tenten tüm dünyayı (Antarktika hariç bütün kıtaları), hatta Ay’ı bile dolaşır. Bu maceraların bir kısmı Rusya, Çin, Amerika, Kongo gibi gerçek ülkelerde geçerken, bazılarında kurgu ülkeler ve kültürler de vardır. Örneğin “Ottokar’ın Asası”nda adı geçen Sildavya ile Profesör Turnusol’un kaçırıldığı Bordurya Doğu Avrupa’da yer alabilecek hayali birer ülkedir. Hergé okuru Afrika çöllerinden Uzakdoğu mistisizmine, Güney Amerika’nın kayıp uygarlıklarından, İskoç topraklarına egzotik, bolca Oryantalist gezilere çıkarır. İşin ilginç yanıysa Hergé’nin ömrünün büyük bölümünü Brüksel’de geçirmiş olmasıdır.

Tenten 1

 

85 yaşında bir delikanlı

 

Hergé’nin ölümsüz kahramanı Tenten, bugün 85 yılı geride bıraktı. Yirmiden fazla macerada ona birbirinden renkli karakterler eşlik etti. Kitapları onlarca dile çevrildi. Tüm dünyada milyonlarca kopya sattı; satmaya da devam ediyor. Çizgi filmi yapıldı. Bir kaç defa sinemaya uyarlandı. Hatta bu filmlerden birinin bir kısmı (“Tenten ve Altın Post / Tintin et le mystère de la Toison d’or”, 1961) o yılların İstanbul’unda çekildi (inanmıyorsanız bakın). 2011 yılındaysa Steven Spilberg tarafından 3d animasyon filmi yapıldı. Ben “Ya beğenmezsem,” diye korka korka gitmiştim filme ama güzel olmuş. Üç kitabı birbirine harmanlamışlar ve ortaya güzel bir film çıkmış. Bu arada Tenten’in Amerika’da hiçbir zaman (bu filmle bile) popüler olmaması da ilginç bir bilgi.

Bir sektör olarak Tenten ve Hergé Müzesi

Tenten çok popüler bir karakter. Tabii bu durumdan onun etinden sütünden yararlanmayı da ihmal etmemişler. Tenten ve saz arkadaşlarının kullanıldığı o kadar çok ürün var ki. Örneğin İngiltere’deki Tenten mağazasını ele alalım. Sanırım oraya giden bir Tentensever cennete düşmüş gibi hisseder kendini. Kitaplar var elbette. Ama daha başka ne yok ki! Posterler, modeller, figürler, kol saatinden kase takımına kadar türlü çeşit hediyelik eşya, kırtasiye malzemeleri… Yok yok valla!

Bu işin ticari boyutu elbette. Asıl cennet Belçika’daki Hergé Müzesi bana kalırsa. Şu ömrü hayatımda “Bir gün keşke Belçika’ya gitsem, gezsem, görsem,” demek aklıma gelmezdi. Ta ki bu müzeden haberdar olana kadar. Dört buçuk yıl kadar önce açılan müze, Hergé’nin tüm yaşamını gözler önüne seriyor. Müzede elbette sadece Tenten yok. Tenten, Hergé’nin en önlü eseri; ama sanatçının diğer üretimleri de müzede yerini bulmuş. Mürekkep ve guajla yapılmış çok sayıda özgün eser (ki bunlar ışıktan etkilenip zarar görmesin diye, sergilenen eserler dört ayda bir değiştiriliyormuş), yüzlerce fotoğraf, bir o kadar belge, kitaplar ve Hergé’nin kendisi ve sanatıyla ilişkili sayısız nesne… Müzenin kendisi de başlı başına bir sanat eseri. Mimar Christian de Portzamparc imzalı yapı, modern mimariden hoşlananların hemen dikkatini çekecek nitelikte… Müzeye bir göz atmak isterseniz web sitesine tıklayabilir, müze broşürünü burayı tıklayarak indirebilirsiniz. Müzeye gitmeden, müze planını inceleyip bölümlerden örnekler görerek kısa bir tur atma şansınız da var.