CCF Kucukler kapak 1Sokakta büyüyen çocuklar zorbalık etmekten önce zorbalarla mücadele etmeyi öğrenir. Ben de bir sokak çocuğu olarak, ortaokulun ilk günlerini sokakta edindiğim meziyetleri deneyimle pekiştirerek geçirdim. Bizim okulun “abileri” aç olmasalar bile, dersten fişek gibi fırlayıp tüm teneffüsü kaçırmayı göze alarak itiş kakış da olsa sıraya girip satın aldığımız simidi elimizden kaparlardı. Doğal olarak bu “abilere” karşı geliştirilmiş kimi simidi kaptırmadan sıvışma tekniklerimiz vardı. Eğer kaçamazsak, bin bir zahmetle aldığımız ve açlığımızın yegâne avuntusu olan o simidi bedavaya veriyor değildik. Benimle aynı okula gitmiş, bugün kırklı yaşlarında ve diz rahatsızlıklarından şikâyetçi olan kişilerin zihninin bir köşesinde, benden ya da arkadaşlarımdan yedikleri tekmelerin hatırası hâlâ canlıdır muhtemelen.  Ben, kaptırdığım simitlerin yerine yediğim yumrukları unutmadım; sonraki yıllarda küçüklerin simidini kapmamak için yeterince nedenim oldu.

İnsan küçükken küçük olmanın asla bitmeyecek bir çile olduğunu zannediyor. Mesele sadece sürekli bakkala gönderilmek ya da televizyon kumandasını kullanamamak değil. Küçük olmak öyle bir haldir ki, anne babanız bile deneyimsizliğiniz nedeniyle ya da becerileriniz henüz yeterince gelişmediği için içine düştüğünüz zor bir durum karşısında size gülebilir. Evet, elbette kötü bir niyeti yoktur ama yine de siz küçüksünüzdür, küçük olduğunuzu tırnak uçlarınızda bile hissediyorsunuzdur ve o gülücük bıçak gibi saplanır tam da bir türlü büyümeyen yerlerinize. Hele bir de sizden azıcık büyük kardeşleriniz varsa, varın siz düşünün…

Küçüklere saygı duymayacak kadar büyük hödükler için yapabileceğimiz bir şey yok ama bugün kendini küçük hissedenlere, küçüklükten çekenlere Çıtır Çıtır Felsefe dizisinde “Küçükler ve Büyükler” kitabını önerebiliriz.

Kitap, “büyük ve küçük olma” hallerini tartışarak ve “büyük = daha güçlü” denkleminin saçmalığını ortaya koyarak başlıyor. Malum, bir ortamda büyükken başka bir ortamda küçük olabilirsiniz. Oysa korkudan kaynaklanmayan, göstermelik olmayan saygı herkese her yerde eşit mesafede durur. Küçükler küçüktür ve yaptıkları hesaplar, başka insanların niyetlerini kavrayışları, istekleri de o oranda küçüktür. Örneğin dedenizin bayram harçlığı olarak verdiği 50 liralık banknotu sayıca daha çok olduğu için abinizin ya da ablanızın 5 adet 5 kuruşu ile mutluluk içinde takas edersiniz. İşte bazı yasakların nedeni de budur; bu yüzden 18 yaşınızdan önce oy kullanamazsınız ya da evlenmenize izin verilmez.

Kitabın bazı bölümleri adeta büyükler için yazılmış. Bir işi becermek için büyük çaba harcamakta olan bir küçük insanın işini kolaylaştırarak “yardım” ettiğini düşünenlere güzel bir selam çakan kitap, oğluna bisiklet sürmeyi öğreten bir babanın davranışlarını anlatarak iyi, olumlu bir örnek sunmayı ihmal etmiyor.

Anlatmayı sona bıraktım ama kitabın en can alıcı ve önemli kısmı başta yer alıyor. “Kafadan hasta bazı yetişkinler vardır” adlı bölüm, gerçek hayatta da kolayca gerçekleşebilecek (kim bilir kaç kez gerçekleşmiş) bir olay örneğiyle çocukları kandırıp onları taciz eden, onlarla cinsel ilişkiye girmeye çalışan yetişkinlerden söz ediyor. Türkiye, “Benim bedenim diyor ben utanıyorum, çıt çıt çıt,” diye sözde ahlaklılık göstergesi açıklamaların resmi ağızlarla yapıldığı, kızların çocuk yaşta evlendirilmesinin neredeyse devlet politikası haline geldiği, tacize veya tecavüze uğrayan çocukların handiyse suçlu bulunduğu ve bizzat yargı tarafından “rızası vardı” diyerek taciz edildiği bir ülke. Ahlakçılık gösterileriyle insan onurunun ayaklar altına alınıp böylesine kepaze edildiği bir ülkede, çocukları sapıklardan korumak da hayli zor. Artık birbirimizi tanıyoruz; siz bir çocuk kitabında “aptal, salak, herif” gibi sözcüklerin kullanılmasına, kahramanlardan birinin çamurlarda yuvarlanmasına, birinin diğerini ittirmesine bile tahammül edemeyen bir yapıya sahipsiniz. Yaşamdan kopuksunuz yani; kopuk değilseniz de idealin izdüşümüne denk gelmeyen her şeyi reddederek en iyi, en doğru, en ahlaklı falan filan olduğunuzu zannediyorsunuz ve çocuğunuzu da kendinize benzetmek istiyorsunuz. Bunu sırf çocukları uyarmak, bilinçlendirmek, kendilerini korumalarını sağlamak için yapıyor olsa bile, çocukları kandırıp cinsel ilişkiye girmeye çalışan yetişkinlerin varlığından söz etmesi yetmezmiş gibi bir de örnek olay anlatan bir kitabı alıp çocuğunuza verecek değilsiniz. İyi halt etmektesiniz! Saçmalamayı bırakın rica ederim! Sırf bu yüzden bu kitabı alıp çocuğunuzla birlikte başına geçmeli, bir güzel okumalı ve üzerine de uzun uzun sohbet etmelisiniz. Sizin ideal dünyanızdan nasıl görünüyor bilmiyorum ama istatistiklere göre taciz ve tecavüz vakalarının büyük bölümü “aile içinde, tanıdıklar arasında” gerçekleşiyor ve kurbanların çoğu ya korkudan, ya utançtan bu konu hakkında tek kelime bile etmiyor. Hatta küçük çocukların büyük bölümü tuhaf bir rahatsızlık hissetseler de olup biteni tam olarak kavrayamadıklarından kendilerini hiç koruyamıyorlar. Tekrar ediyorum, saçmalamayı bırakın.

Hügo adlı bir çocuğun başından geçen olay mutlu sonla noktalanıyor, endişe etmeyin. Okul çıkışında bir kadın Hügo’ya yanaşıyor ve annesinin arkadaşı olduğunu, annesinin telefon edip bir işi çıktığı için eve kadar Hügo’yu okuldan alıp kendi evine götürmesini rica ettiğini söylüyor. Hügo kadının arabasının siyah camlarından hoşlanmıyor fakat kadının cazip teklifleri karşısında dayanamıyor. Arabaya bindiğinde arka koltukta bir adamın oturduğunu görüyor. Hügo adama anne babasını tanıyıp tanımadığını soruyor. Adam tanıdığını söylerken bir yandan da sıcağı bahane ederek giysilerini çıkarmaya başlıyor. Hügo paniğe kapılıyor. Adam Hügo’ya, “Elini pipimin üstüne koy,” diyor. Hügo kendini çok kötü hissediyor. Arabayı kullanmakta olan kadın hiçbir şey söylemiyor. Neyse ki kadın kırmızı ışıkta durmak zorunda kalıyor da Hügo kapıyı açıp kaçıyor ve yardım çağırıyor. Hemen oraya koşturan polisler bu iki sapığı yakalıyor. Tikleriniz, seğirmeleriniz başladı mı? Aklınızı başınıza toplayın, bunlar sokakta oluyor. Çocukları korkutmadan, güven duygularını zedelemeden bu konularda bilgilendirmek birçok korkunç olayın gerçekleşmemesini sağlar. Nitekim olay anlatımından sonra kitap, anne baba bile olsa hiçbir yetişkinin bir çocuğa çocuğun istemediği biçimde dokunma hakkının olmadığını, yetişkinlerin çocuklardan faydalanmasının yasak olduğunu anlatıyor. “Hayır,” demenin zorluğunun yanında, küçük bir çocuk için ne zaman hayır diyeceğini bilmenin de zorluğundan söz ediliyor. Anahtar da veriliyor: Olayın başından itibaren Hügo’nun duyduğu rahatsızlık, “Hayır,” deme zamanının geldiğini gösteriyor.

İnsan küçükken küçük olmayı dermansız bir dert zannedebiliyor. Büyüdükten sonra küçükken başından geçenlere, atlattığı badirelere bakıp dehşete düşebiliyor. Belki de bu kadar korumaya, işleri onlar için akla ziyan düzeylerde kolaylaştırmaya çalışmamızın nedeni bu dehşet duygusudur. Öyleyse büyük olanın zorbalığının kaynağı nedir? Büyük nedir, büyümek nedir? Kitap yanıtlasın:

Küçükken, hayallerimiz, fikirlerimiz, isteklerimiz, arzularımız, tutkularımız, projelerimiz vardır.
Büyümek; bunlara boş vermek, her şeyden vazgeçmek değildir.
Bir büyük, hayallerini, tutkularını, fikirlerini, arzularını, projelerini gömmüş bir küçük değildir.
Bir büyük, gerçek bir büyük, yaşayan bir büyük, projelerini büyüten ve artık büyük olduğundan onları gerçekleştirmek için her şeyi yapan bir yetişkindir.
Bu büyükler, küçüklere büyüme isteği verirler. Ve hangi yaşta olurlarsa olsunlar, hatta yaşlıyken bile kendilerine şunu söylerler:
“Ben büyüyünce…”

Hamiş 1: Bu kitaptan söz ettiğimi radyo programının kaydını dinlemek için tıklayın.

Hamiş 2: İletişim Yayınları’ndan çıkan “Duygularımı Çiziyorum” dizisinin “Yetişkinler Beni İncitiyor” başlıklı kitabına göz atmanızı öneririm. Ayrıca Online Anne’nin çocuk istismarını önleme konusunda hazırladığı “Çocuk Güvenliği Aktivite Kitabı” çocukları bilinçlendirmek için kullanabileceğiniz bir kaynak.

Bu kitapları da okumak isteyebilirsiniz:

Küçükler ve Büyükler
Özgün Adı: Les petits et les grands
Yazan: Brigitte Labbé, Michel Puech
Resimleyen: Jacques Azam
Çeviren: Azade Aslan
Yaş grubu: 8+
Günışığı Kitaplığı, 2013, 40 sayfa
ISBN: 978-605-4603-50-3