Dün bizim Açık Radyo’daki programı dinlediniz mi? Dinlemediyseniz, aşağıda bant kaydı var, buyurun.

Yayın pek keyifliydi doğrusu. Niye mi? Bizim Çekmece de geldi radyoya da ondan. Zaten aylardır göbek içinde gelip gidiyordu da, sonunda kendi gözleriyle de görmek istedi. Sabah erkenden düştük yollara. Çekmece daha önce hiç bu kadar erken çıkmamıştı dışarı. İlk başta her zamanki gibi hafif bir rezalet çıkarır gibi oldu; ama açık havaya çıkınca susup dinlemeye, bakmaya, (belki koklamaya) başladı. Dolmuştaki, iskeledeki ve vapurdaki ufak çaplı rezaletleri de alnımızın akıyla bastırmayı başardık ve radyoya sağ salim vardık.

SONY DSCBu haftaki program 10. Açık Radyo Şenliği’nin son gününe denk geldi. Biz de, fırsattan istifade edip her zamanki yayın akışımızın dışına çıktık ve ilk defa kitaplar hakkında konuşmak yerine konuklu bir program yaptık. İki konuğumuz vardı: Bir Dolap Kitap’ın sadık dinleyicisi, 3. sınıf öğrencisi Berfin Bahar Türkdoğan ve Kitap Okuyan Çocuklar” projesinin genel koordinatörü Esra Akçay Duff.

Berfin ile kitap okuma alışkanlığını nasıl kazandığı, okul yaşantısında ve arkadaş ilişkilerinde kitabın yeri ve kütüphaneler üzerine sohbet ettik. “Kitap Okuyan Çocuklar” projesi, tüm Türkiye’de çocuk kütüphanelerinin açılmasını hedefleyen bir proje. Esra Hanım ile projenin hedeflerini konuştuk. Programa annesinin kucağında katılan Tayga, ara sıra gugurdayarak yayına katkıda bulundu.

Yayından sonra Çekmece Efendi, sanki bir gece önce bizi yerden yere vuran o değilmiş gibi, dinleyicisinden çalışanına Açık Radyocular arasında turladı, gülücükler bahşetti ve kendisine kuzu süsü vererek sakin sakin durdu. “Ah ne sakin bebek, maşallah!” sözleri eşliğinde kâh süt emdi, kâh uyukladı. Ne zaman ki radyodan ayrıldık -gerçi yolda da bir süre uyuklamaya devam etti- Karaköy İskelesi’nden içeri girdik, ortalığı velveleye verdi! Dönüp dönüp bakanlar mı dersiniz, “Ah ah vah vah, çocuğun derdi ne, ah bu nasıl ağlamak!” diyenler mi dersiniz…

Sağ salim eve vardık. Beyefendi iki posta uyudu. “Aman ne güzel, açık hava bunu çarptı, bu gece de uyur artık,” dileklerimiz fayda etmedi. Saat 19.30’da uyandı ve son altı saattir bir milyon kere süt içip, çiş yapıp, altı temizlendikten sonra kaka yapıp hayatımızı renklendirerek dört beş kere uykuya dalarmış gibi yaptı. “Hah, uyudu, bir çay içip rahatlayalım,” deyip popomuzu kanepeye koyduğumuz anda da uyanarak döngüsüne devam etti.

Ah sevgili Dolap Okurları, şu yazıyı yaklaşık 4 saatte yazdık. (Anlayın neden Dolap’a geri dönüp bir türlü yazı yazamadığımızı.) Saat yine 2’ye yaklaşıyor. Tayga yine uyanık. Birimizin memeleri haşat olmuş durumda, diğerimiz bahar alerjisinden kırılıyor. Annem geçen hafta evden kaçtı. Biz yine de umudumuzu kaybetmeden Tayga’nın elbet bir ara uyuyacağını diliyoruz. Tek dayanağımız ise “Üç aylık olunca geçecek!” telkinleri. (Daha önce de 40’ı çıkınca geçer demişlerdi.) Bir yanımız bunun bir kandırmaca olduğunu alttan alta söylese de umut fakirin ekmeği.

…ve galiba… içeriden ses gelmediğine göre… yoksa uyudu mu?

Haydi o zaman iyi geceler.

Yayının podcast’ini dinlemek için tıklayın.

Yayının bant kaydını dinlemek için bilgisayarınızın sesini açın.

100. Program, Kadrolu dinleyicimiz Berfin Bahar Türkdoğan ve Kitap Okuyan Çocuklar Projesi from Bir Dolap Kitap on Vimeo.