Kabaca ömrümüzü yöneten yönergelerin bir listesini yapacağım:

Bir an önce okulunu bitir, dolgun maaşı olan sigortalı bir işe gir, evlen, çocuk yap, emekli ol.

Sabah erkenden kalk, iş için “adam gibi” giysiler giy, mesaiye başla, öğle tatilinde yemek ye, iş çıkışı servise tıkış, hafta sonu tatil yap.

Bayramlarda bayram ziyaretine git, yaz tatillerinde denize gir, hafta sonu arkadaşlarla buluş.

Çocuğu okula gönder, veli toplantısına git, çocuğu kursa gönder, çocuğu etkinliğe götür.

Eh, benim aklıma gelenler şimdilik bu kadar. Siz isterseniz listeleri çoğaltın. Aslında daha iyi bir fikrim var! Bir parantez açalım mı? Bir haftalığına, hatta bir günlüğüne bile olsa bu yönergeleri bir kenara bırakıp içinizden geldiği gibi takılmaya ne dersiniz? Buyurun “Yeşil Kuyruklu Fare” ile bir karnavala!

Ormanın en güzel, kuytu, güvenli köşesinde, bir tarla faresi topluluğu huzur içinde yaşamaktadır. Bir bahar günü, bir şehir faresinin yolu tarla farelerinin yanına düşer. Tarla fareleri ona şehirle ilgili sorular sorar. O da şehrin sıkıcı ve tehlikeli olduğunu ama Mardi Gras gününün harika olduğunu söyler. O gün, tüm şehirde müzik çalındığını, şehirlilerin sokaklarda dans edip eğlendiğini, hatta maskeler taktıklarını anlatır. Tarla fareleri de kendi karnavallarını düzenlemeye heveslenir. Hemen türlü çeşit maskeler hazırlanır. Farelerden biri kuyruğunu yeşile boyar. Maskelerini takan fareler artık korkunç homurtular çıkaran vahşi hayvanlara dönüşmüştür. Başlangıçta sevimli şarkılar söyleyip danslar eden fareler, bir süre sonra zararsız fareler olduklarını unuturlar. Herkes birbirini korkutmaya, diğerlerinden kuşkulanmaya başlar. Neyse ki bir süre sonra bir şey olur da, maskelerini çıkarıp atmakla yetinmez, bir güzel de yakarlar. Bir tek kuyruğunu yeşile boyayan fare, boyadan kurtulamaz. Sonraki günlerden birinde bir fare ona kuyruğunun neden yeşil olduğunu sorar. O da Mardi Gras’da Yeşil Kuyruklu Fare olduğunu söyler. Diğer fare Mardi Gras’ın ne olduğunu sorunca da ona tüm eğlenceyi anlatır ama maskelerden söz etmez.

“Yeşil Kuyruklu Fare”, Leo Lionni tarafından yazılıp resimlenmiş bir kitap. Kısa süre önce Lionni’nin “Pezzettino” adlı kitabını okumuş, bayılmış, hakkında yazmış, hızımızı alamayıp radyo programında konu ve armağan etmiştik. İki kitap da bize aynı gün ulaştı. Pezzetino’yu hızla gündemimize taşırken, “Yeşil Kuyruklu Fare” bir süre durup düşünmemize neden oldu.

“Yeşil Kuyruklu Fare” hakkında yazılmış yazıların ve yorumların çoğunda, bunun “karanlık bir öykü” olduğu yazıyor. Yorumcuların bir kısmı öyküden rahatsız olmuş. Bence de karanlık bir öykü bu. Fakat ben rahatsız olanlardan değilim.

Öykünün bazı belirsiz yanları var. Örneğin maskelerin fareleri neden böyle etkilediğini bilmiyoruz. Elbette bu noktada birçok görüş ileri sürülebilir. Fareleri maskelerin etkisinden kurtaran durumun da bir açıklaması yok. Öyle oluyor, o kadar. Öykünün sonunda, maskelerin etkisinin fareler tarafından unutulmasının, belleklerinin en derinlerine itilmesinin nasıl olup da olabildiğini de bilmiyoruz. Yine birçok görüş ileri sürebileceğimiz, hatta maskelerin etkisini açıklayan görüşlerle birleştirebileceğimiz bir nokta.  Fakat metin bize bunları vermiyor. Bu durumları kendi başımıza açıklayabilir, onlara anlamlar yükleyebiliriz elbette. Okuduğum yorumlardan birinde bir açıklama girişimi vardı mesela. Öyküyü karanlık bulan yorumcu, farenin kuyruğundaki yeşil boyadan bir türlü kurtulamamasının, kuyruğun yeşil kalmasının kimliklerimizi, ne olduğumuzu unutursak nasıl da canavara dönüşebileceğimizi anımsatan bir simge olarak iyi bir “mesaj” verdiğini belirtmiş.

Bir süredir üzerinde düşünüp durduğum bir konu, “Yeşil Kuyruklu Fare” sayesinde gündemimde geniş yer buluyordu zaten. Bu yorumu okuduktan sonra, sorularım netleşti: Acaba çocuk kitaplarından çok fazla şey mi bekliyoruz? Acaba çocuk kitaplarına çok fazla sorumluluk mu yüklüyoruz? Acaba kendi sorumluluklarımızı (çocuğumuza örnek olmak, olumlu ya da olumsuz örnekler hakkında çocuğumuzla sohbet etmek, konuşmak) çocuk kitaplarına mı yıkıyoruz? Bu soruları toparlayacak olursak: Çocuk kitapları illa olumlu örnekler gösterip mesajlar mı vermeli? (Benzer soruları şu yazıda da sormuştum)

Evet, çocuk kitaplarından çok fazla şey bekliyoruz, çocuk kitaplarına çok fazla sorumluluk (hatta kendimizinkileri bile) yüklüyoruz. Hayır, çocuk kitapları mutlaka bir mesaj taşımak, olumlu örnekler göstermek zorunda değil. Olumsuz örnekler ya da insanın, yaşamın karanlık tarafı üzerinden de gayet güzel eğlenceli öyküler anlatılabilir ve çocuklar için yaşama bir pencere daha açılabilir; bakınız “Canını En Çok Ne Yakar?”, “Kahraman”, “Tostoraman

Az önce “kitabın belirsiz yanları” dediğim noktalara şimdi bir kez daha değineyim: Bunlar öykünün açık kapıları. Bu kapılardan geçip geçmemek size kalmış. Bu kapılardan geçerseniz birçok soru sorabilirsiniz. Yanıtları bulup bulamayacağınızı kimse bilemez. Sanırım birçok iyi öykünün, örneğin “Canavarlar Ülkesinin Kralı” ya da “Suların Sessizliği”, “Benim Bütün Ördeklerim” gibi öykülerin, temel özelliği de böyle açık kapılarının olması.

Karnavalların toplum yaşamındaki önemi çok büyüktür. Karnavallar, gerçekten de günlük yaşamın akışına açılan birer parantezdir. Tabuların, toplum kurallarının, beklentilerin, rutinlerin, mahalle baskısının, yargıların, zorunlulukların başı sonu belli olan bir süre boyunca ortadan kalkmasını sağlar karnavallar. Toplumun gazını alarak bireyin ferahlamasını sağlar. Nitelikli her çocuk kitabı bir karnavaldır. Nitelikli çocuk kitapları yaşamınıza kocaman bir parantez açar.

Yeşil Kuyruklu Fare
Özgün adı: The Greentail Mouse
Yazan ve Resimleyen: Leo Lionni
Çeviren: Kemal Atakay
Yaş grubu: 4+
Elma Yayınevi, 2012, 40 sayfa, sert kapak
ISBN: 978-605-5286-12-5