Küçük Kara Balık

by BANU on 12/10/2012

Bizim Dolap’ta genel olarak yeni çıkan kitaplar içinden beğendiklerimizi yazıyoruz. Ara sıra çocukluğumuzda iz bırakan, eskiden okuduğumuz kitaplara da yer veriyoruz. Zaman zaman da Bir Dolap Kitap izleyicilerinden öneriler geliyor. “Şu kitap hakkında yazdınız mı? Yazsanıza. Böyle bir kitap çıkmış,” vs. vs. “Küçük Kara Balık” da zaman zaman sözü geçen kitaplardan biri.

Ne zamandır Küçük Kara Balık’ı yeniden okumaya niyetliydim. Kitabı ilk ne zaman, nerede okuduğumu hatırlamıyorum. Biz de var mıydı, yok muydu, başkasından mı alıp okumuştum; onu da hatırlamıyorum. Bende fazla iz bırakmadığını da düşünürsek, çoook eskiden, belki de yeni yeni okumaya başlamışken elime geçmişti. Bir balığın yolculuğuna dair bir şey olduğunu biliyordum da ama ne… Sonradan, yetişkin olunca sağda solda Küçük kara Balık’a dair bir şeyler okudukça, kitaba dair bir bilgim, fikrim oldu. Okumak için bugünü beklemem gerekiyormuş demek ki… Sonunda okudum.

Günün birinde Küçük Kara balık annesine içinde yaşadıkları derenin ötesini görmek istediğini ve orada nelerin olduğunu bilmek için gitmesi gerektiğini söyler.

“Böyle amaçsızca yüzmekten bıktım usandım. Başka yerlerde neler olduğunu öğrenmek istiyorum. Bu düşünceleri kafama bir başkasının soktuğunu sanabilirsin, ama ben uzunca bir süredir kendim düşünüyorum bunları. Arkadaşlarımdan da bazı şeyler öğrendim elbette; örneğin, birçok balığın yaşlanınca, hayatta hiçbir şey yapmadık, hayatımızı boşa geçirdik, diye yakındıklarını biliyorum. Durmadan sızlanıp dururlar. Ben yaşamanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istiyorum; durmadan aynı şeyleri yapmak, yaşlanana kadar başka bir şey yapmadan yaşamak olamaz; dünyada yaşamanın anlamı bundan daha fazla olmalı!”

Önce annesi, ardından deredeki diğer balıklar Küçük Kara Balık’a itiraz ederler. Gitmek mi? O nasıl laftır öyle? Otursundur oturduğu yerde. Onların yaşadığı dünya burasıdır, ötesi yoktur. Saçma sapan konuşmanın, gitme lafı edip huzur bozmanın, fazlaca soru sormanın ve sorgulamanın da gereği yoktur. İş öyle bir noktaya varır ki, diğer balıklar Küçük Kara Balık’ı linç etmeye bile kalkarlar. Sadece diğer küçük balıklar ona arka çıkar ve çağlayanın ucuna kadar ona eşlik ederler. Küçük Kara Balık sonunda hiç bilmediği diğer dünyaya adım atar ve nerede biteceğini bilmediği upuzun bir yolculuğa çıkar.

Küçük Kara Balık bir masal. Fakat aynı zamanda çok hassas konulara değinen bir alegori. Yazar Samed Behrengi, bu kitabı yazdığı yıllardaki ülkesine ciddi eleştiri okları yollamış. Öyle ki, yazdıkları, henüz 29 yaşındayken hayatına malolmuş (Bir görüşe göre öldürülmüşmüş, bir görüşe göreyse kaza sonucu ölmüş.) “Küçük Kara Balık” içeriğinden ötürü İran’da yasaklanmış. Hatta kitap bir dönem Türkiye’de de yasaklıymış. Bazı yetişkinler çocuk zihinlerinden nasıl da korkuyor. Ee tabii, “körü körüne yaşamayın, kendiniz olun, keşfedin, sorgulayın” diyen bir kitabın, sorgulamaktan, kendilerinin sorgulanmasından korkan insanlar tarafından yasaklanması kulağa hiç de mantıksız gelmiyor.

Bu kitap hakkında yazmayı düşündüğümü söyleyince Yıldıray “Emin misin?” diye sordu. O pek hoşlanmıyor Küçük Kara Balık’tan. Hoşlanmadığı yerlerin de farkındayım. Kitapta benim de takıldığım, beni rahatsız eden bölümler oldu. Bir kere öldürmenin lafı çok geçiyor kitapta. Dikkatinizi çekerim, “ölüm” değil, “öldürmek”. Bu rahatsız edici. Kitabın alegorik yanının farkındayım; ama yine de bir çocuk kitabında bu kavramın böylece rahatlıkla, zaman zaman vahşiliğe kaçan biçimde kullanılması insanı rahatsız ediyor. Bilmiyorum, belki ben yetişkin aklımla bakıp bu kadar kurcalıyorum. Belki de çocuklar bu ayrıntıya bu kadar takılıp kalmıyorlardır. Benzer konuyu klasik masallardaki şiddet için de pek çok defa konuştuk ve yazıştık okurlarımızla. Çocuğunuz Küçük Kara Balık’ı okuduğunda (ya da siz ona okuduğunuzda) verdiği tepki ne oldu?

“Balıklarla salyangozların arkadaş olduğu duyulmuş şey değil,” diye yanıtlamış onu annesi.
“Düşman olduklarını da duymadım ben,” demiş Küçük Kara Balık üzüntülü bir sesle. “Ama siz onu ortadan kaldırdınız.”
“Geçmişi unutalım,” demiş komşu balık.
“Bu konuyu sen açtın,” demiş anne balık. “Keşke onu öldürseydik. Ortalıkta dolaşıp söylediği o kötü şeyleri de anımsıyor musun?”
“O zaman beni de öldürseydin!” diye bağırmış Küçük Kara Balık. “Çünkü ben de onun söylediklerini söyledim.”

İşin bu kısmı bir yana, Küçük Kara Balık’ın asıl önemli yanı insanı bolca düşünceye sevk ediyor olması. Sorgulatıyor. Özgürlük üzerine, eşitlik üzerine, merak üzerine, kendi ayakları üzerinde durma meselesi üzerine, dünyayı ve yaşamı anlamak üzerine kafa yorduruyor. Böyle bakınca, çocukların akıllarının bir köşesine güzel fikirler ekecekse, neden olmasın? Üstelik kitabı okuyan çocuğunuzla (ya da birlikte okurken) üzerine pek çok şey konuşabilirsiniz. Ucu açık kitapları seviyorum.

Anladığım kadarıyla “Küçük Kara Balık” çocuk kitapları içinde en çok okunan, bilinen kitaplardan biri.Çocukluğunda bu kitabı okumuş ana babalar, çocuklarına da alıyorlar bu kitabı. Sanırım benim çocukken okuduğum kitabı Can Yayınları yayımlamıştı ve galiba bu kitabı ilk kez Türkçe’ye kazandıran da aynı yayıneviydi (yanılıyorsam düzeltin). Can Çocuk Küçük Kara Balık’ı hâlâ basıyor; fakat ben Kırmızıkedi Çocuk’un çevirisini okudum. Kitabı İlknur Özdemir dilimize çevirmiş. Resimleriyse daha önce Dolap’ta çeşitli kitaplarına yer verdiğimiz Serap Deliorman’a ait. Deliorman’ın üslubunu seviyorum. Daha önceki illüstrasyonlarına göre sanki daha bir hafifleyen resimleri bana keyif veriyor.

İnternette kitap satış sitelerine bakınca Küçük Kara Balık’ın başka yayınevleri tarafından da yayımlandığını görebilirsiniz. Ben yirmiye yakın farklı “Küçük Kara Balık” baskısı saydım. Hangisi iyi, hangisi kötü bilemem; karşılaştırmak lazım.

Behrengi, “Küçük Kara Balık”ı 1967 yılında yazmış. Kitabın o zamanki çizeri Farshid Mesghali, yaptığı resimlerle (yandaki resimler) ertesi yıl 6. Bologna Çocuk Kitapları Fuarı’nda ve 1974 yılında illüstrasyon dalında Hans Christian Andersen ödülüne değer görülmüş.

Geçen hafta katıldığımız Zeynep Cemali Öykü Yarışması‘nın ödül töreninde, ödül kazanan öğrencilerden birinin öğretmeni, öğrencisi için “O benim Küçük Kara Balığımdı,” demişti. Ne mutlu ki, küçük kara balıkların yolunu kesmek yerine, onları okyanusları keşfetmeye teşvik edenler de var. Cesur küçük kara balıkların yüzlerce, binlerce kez yepyeni yolculuklara atılmasını diliyorum.

Hamiş: Aranızda Küçük Kara Balık’ı çocukluğunda ya da şimdi okuyanlarınız varsa, kitap hakkındaki düşüncelerinizi bekliyoruz.

Küçük Kara Balık
Özgün Adı: Mahi ye siyah e kuçuli
Yazan: Samed Behrengi
Resimleyen: Serap Deliorman
Çeviren: İlknur Özdemir
Yaş grubu: 7 +
Kırmızı Kedi Çocuk, 2012, karton kapak, 60 sayfa
ISBN: 978-605-5340-54-4
Share

{ 13 comments… read them below or add one }

yeliz October 12, 2012 at 09:03

Merhaba!!
Küçük kara balık kitabını çocukluğunda okumamış azınlıktanım.
Önce yeğenime almıştım ondan Arca’ya kaldı. Ve bu yaşımda beni bu kadar mutlu eden başka bir çocuk kitabı bilmiyorum. Bizimki başka bir yayınevinin sanıyorum;
bizim Küçük kara balık ile ilgili anımız burada:
http://gununcorbasi.blogspot.com/2012/08/bu-dunyada-baska-turlu-yasamak-mumkun.html
sevgiler:)
Yeliz

Reply

esra October 12, 2012 at 09:38

Ben ilk VERSUS yayınlarının kitabını aldım okumuştum resimlemesi baskı kalitesi güzeldi sonra kitap çocukların arkadaşlarında kayboldu sanırım. 3. sınfım 1. dönem de sınıfımızın okuma listesinde idi Can yayınlarının kini aldık sanırım, saman kağıda basım daha az resimli. 5 kişilik okuma grubumuzda en çok sevilen kitap oldu okuması diloglu olmasından dolayı akıcı idi. Ve çocukların hepsi bu kitaptaki duyguyu hissettiler en akılda kalıcı etkilendikleri kitap oldu..
Benimde kitabı araştırırken takıldığım en önemli nokta bu idi özellikle bu tarz yazarların kitaplarını alırken çeviri yayınevi ve resimlemesi bakımındna hangilerini almalı hangisi çocukta daha hoş tat bırakır bu konuya değinmeniz mutlu etti beni:) Ve Serap Deliorman çizimlerini en sevdiklerimizden bilgimiz yoktu kızım için bu sefer bakacağım özelikle çizimleri için almak isterim Teşekkürler:)

Reply

esra October 12, 2012 at 09:43

Bu arada biz kitabı okumadan çok önce oyunu izledik (bende dahil okumamıştım) kızım 2 yaş oğlum 6 yaş civarı idi sanırım . Pınar Kido sponsorluğunda ücretsiz sergilenen bir oyundu ve enfesti tekrar sergilense keşke .. Sonrasında kitabı aldık hala o oyundaki sahneleride hatırlarlar çocuk olunca nasıl kitabın tekrarını seviyorlarsa aynı oyunun tekrarını izlemekten de büyük keyif alıyorlar:)

Reply

Nihan Zubaroğlu October 12, 2012 at 10:43

Günaydın Banu Hanım, Yıldıray Bey… :)
Bizim Küçük Kara Balık maceramızın üzerinden çok çok uzun zaman geçti. Ama konu Küçük Kara Balık olunca, daha dün gibi anımsıyorum neler yaşadığımızı. :)

Bir zamanlar masal CD’lerimiz vardı. Bunlardan en güzeli, ünlü tiyatro ve seslendirme sanatçılarımızın seslendirdiği Sincap Kardeş Masal Dizisi idi. Dinlemeye doyamaz; tekrar tekrar başa dönerdik. İşte Küçük Kara Balık’la ilk karşılaşmamız orada olmuştu. Aniden bize doğru yüzmeye başladı. :) Birbirinden güzel masallar, lezzetli ses tonları, güzel müzikler ve zevkli okumalar eşliğinde… Kızım 2-3 yaşlarındaydı sanırım. Onun yaşına uygun, “insaflı” bir okumaydı aslında. Aklımda öyle kaldı. Ben ise –güya- şiddet ögeleriyle erkenden tanışmaması için çok özen gösteren bir anne…

Daha öykünün neredeyse başlarında, dudaklarını büzerek aniden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı kızım. Neye uğradığımı şaşırmıştım! Bir daha o masalı asla dinlemek istemedi. 6 ay- 1 yıl sonra bir daha denedim. Yine başaramadık. Birkaç yıl sonra bir daha?… olmadı. Olamadı… uzun sure sorguladım nedenini. Kayda değer bir ipucu bulamadım.

Yağmur çok duygusal bir çocuktu/r. Ben o zamanlar ona bağlamıştım. Örneğin, hiç sözsüz romantik, hüzünlü müziklerden bile etkilenirdi. “Bunlar beni üzüyor anne. Dinlemek istemiyorum!” derdi. Söze gerek yoktu, müziğin dili evrensel değil miydi zaten? :) Niye şaşırıyordum ki ben? Şaşırıyordum; çünkü benimkisi “öğrenilmiş kalıp bir bilgi”den ibaretti : “Müzik evrenseldir, nokta.” Oysa o, “yaşayarak, deneyimleyerek” edinmişti bu bilgiyi : “Bu müzikler beni üzüyor anne…” üzücü sözcüklere gerek yoktu… :) öğrenilmiş kalıp bilgilerimizin bir tür sağlamasını yapmak gibiymiş anne olmak. Öğreniyordum… öğreniyorum…

Belki de -içerik dışında- Küçük Kara Balık’daki “sözcüklerin müziği” de etkilemiş olabilir kızımı. Bir gün elbet kaldığımız yerden devam edeceğiz bu konuya. Ya da o büyüyünce yolu buralara düşerse, belki de bir gün gelir kendisi yazar nedenini :) Anımsattığınız için teşekkürler. :) Seni çok seviyorum canım Yağmur’um. :)
Bana gelince, çocukluğumda Küçük Kara Balık’la tanışma fırsatım olmamıştı. Bir Şeftali Bin Şeftali’yi tek geçerdim :) Hem başka bir kitabım olmadığı; hem de o biricik kitabımı “çok sevdiğim için” hep kırmızı elbiselerim(!) :) :) :)
Sevgiler…

Reply

Alkim October 12, 2012 at 11:01

Merhaba,
Benim en unutulmaz kitaplarım arasında yer alır Küçük Kara Balık.
Bu seneye kadar bekledim.7,5 yaşındaki oğluma benim seneler önce okuduğum yıllanmış baskısını okumak üzere vereceğim.
1975 basımı (sanırım)Arkadaş yayınlarına ait…

Reply

hija del sol October 12, 2012 at 11:28

ben okumayı öğrenir öğrenmez okumuştum Teyze’m sağolsun… da, acaba çok mu fazla etkilenmişim :S

Reply

Bernacan October 12, 2012 at 11:29

Küçük Kara Balık benim için gerçekten çok önemli bir kitap. Nedeni ise, çocukken ailece ziyaret ettiğimiz, o dönemde öğretmenlik yapmakta olan bir uzak akrabamızın evinde ilk gerçek “ev kitaplığını” görmem ile, bu kitapla tanışmamın aynı zamana denk gelmesi. Önce hayran hayran kitaplığı seyretmiş, sonra da bu kitabı “dişime göre” bularak okumaya başlamıştım. Hatta annemler derin bir sohbete dalmışken, onların oturduğu koltuğun arkasına sırtımı dayamış, yere oturmuş, adeta herkesten saklanarak bitirmiştim bu kitabı. Sonra uzak akrabamla sohbet etmiştik ve bana bu kitabı hediye etmişti. Kendime ait ilk kitabımdı bu.
Sonrasında pek çok versiyonunu okudum. Çevremdeki pek çok çocuğu ve oğlumu da tanıştırdım bu kitapla. Oğlumun okulunda da sıkça konu ediliyor bu kitap. Ne mutlu! :)

Reply

handan October 12, 2012 at 11:38

Bizde de versus yayınları’ndan çıkanı var, resimlerini beğenip, bildiğimi düşündüğüm bir kitap diye almıştım ama biraz okuyup, şimdi değil diye düşünüp daha sonrası için ayırmıştım. Yazınızı okuyunca tekrar çıkarıp başını okudum. Yazınızda aldığınız diyaloğa rastladım ve hoşlanmadım. Çocuk kitabında öldürmekten bahsedilmesi bence hoş değil.
Bir de sanırım kitaptaki anneden hoşlanmadığım için kitabı okurken sanki o rolde oluyormuşum gibi olmaktan da hoşlanmadım. Aynı duyguyu “El bebek gül bebek” kitabında da hissetmiştim. “Atla, koş, cesur ol, git keşfet” diye cesaretlendiren bir anne olduğumdan öyle olmayan annelerin olduğu kitaplar çekici gelmiyor. Hikayedeki büyüklere kendimi yakın bulmuyorsam o kitabı pek okuyasım olmuyor nedense.

Reply

Cigdem October 12, 2012 at 13:50

ben kendim icin almistim, kizim yoktu o zaman. henüz kizima da okumadim (biraz kücük oldugunu düsünüyorum simdilik), ama en sevdigim kitaplardan biridir.

Reply

muhal ikikardeş October 12, 2012 at 15:52

Samed Bahrengi ,kızlarımın sevdiği bir yazar.Küçük Kara Balık ve diğer kitaplarını -dilinden olsa gerek-severek okudular.fakat kitaplardan ziyade yazarın ölüm şekli-çünkü kitapların içerisinde yazarın hayatı da kısa bir şekilde anlatılıyor-onları etkiledi.Bir insanın yazdığı için başına kötü bir şey gelebileceği fikri onları çok üzdü.Biz ne yaparsak yapalım çocuklar şiddeti görüyor ve etkileniyorlar ne yazıkki.
Kısa bir not:Önceki iki öneriniz BALIK ve SATILAN GÜLÜŞ.Kesinlikle muhteşem.12 yaşındaki kızım elinden bırakmaksızın bir solukta okudu ve bitirdi.Özellikle satılan gülüş’ü yetişkinlerinde okuması tavsiyenize katılıyorum.Ben de çok etkilendim.
Kızım,önerilerinize çok önem verdiğimi biliyor.Sizden bir ricası var: Biraz daha fazla MACERA KİTABI önersinler”diyor.Sevgiler,selamlar..

Reply

Bilge October 13, 2012 at 14:53

Merhaba,
Türkçe öğretmeni annem ve babam sağ olsun, ben de bu kitabı çok erken okuyanlardanım. Bizdeki de Arkadaş yayınları baskısıydı galiba. Hala ara ara döndüğüm çocuk kitaplarından biridir (evet ara ara döndüğüm epeyce çocuk kitabı var :)
Ölüm, öldürmek konularına gelince, masallar söz konusu olduğunda “doğru” veya “yanlış” sözcükleri her zaman pek geçerli olmuyor bazı şeyleri tanımlamak için. Hansel ile Gretel de cadıyı fırına atıp yakarlar, açıkça söylenmese de bu bir öldürmedir. Peki doğru mudur? Değildir. Yanlış mıdır? O da değil. Ama masalın kendi kuralları içinde “uygun” bir eylemdir ve kabul edilir. Masallar için “uygun” sözcüğü sanki daha bir “uygun” :)

Reply

saricizmeli October 15, 2012 at 10:10

Merhaba,

Ben de Küçük Kara Balık’ı küçükken okumayan ya da okuyup anımsamayanlardanım. UE’ye hamileyken almıştım. Okuduğum da öldürmek kelimeleri beni de hayrete düşürmüştü. Zaten 4 yaşındaki oğlum için erken bir kitap. Bir Şeftali Bin Şeftali yazarın beni çocukluğumda derinden etkileyen kitabı.

İlknur Özdemir’in okuduğum kitaplardaki çevirilerini çok beğenmiştim bu arada.

Reply

Nurcan January 2, 2014 at 18:12

Bu kitap çok güzel.Türkçe öğretmenim S.Y. sayesinde okudum bu kitabı :D İnşallah tüm okuyanlar beğenmiştir…Yani umarım.Okuyanlarını sürükleyecek galiba.Ben bu kitabı çok sevdim yani :)

Reply

Leave a Comment

Yorumları takip et. Yorum bırakmadan da kayıt yapabilirsiniz. Kaydol!

Previous post:

Next post: