Siz de benim gibi eski Türk filmlerini sever misiniz? Hani şu içinde Münir Özkul’un, Adile Naşit’in olduğu, eski mahallelerin birinde geçen filmleri… Eski evlerin olduğu, “mahalleli” denen o harika türün yaşadığı, herkesin birbirinin çocuğunu bildiği, koruyup kolladığı, insanların evlerini, sofralarını paylaştığı yerler olur o filmlerde. Çocukluğumdan bir şeyler vardır içinde; görünce saniyelik bir zaman sıçraması yaşatır bana.

Geçenlerde öyle bir kitap okudum ki, nedendir bilinmez, bana bu hisleri yaşattı. Üstelik ne tam olarak o filmler gibiydi, ne de benim çocukluğuma benziyordu. Nasıl tanımlayacağımı bilemiyorum işte, anlayın. Okusanız, eminim aranızdan bazıları da benzer hisler yaşayacak. “Ah, evet, tam da Münir Özkul’un turşucu dükkanının olduğu, tam da Adile Naşit’in bahçesine çamaşır astığı o evin olduğu sokakta geçiyordu sanki!” diyeceksiniz. Fondan da Melih Kibar’ın bestelediğine emin olduğunuz bir müzik duyar gibi olacaksınız. Bakın, “Banu dediydi,” dersiniz. Okuyup bitirince de son sayfada belki tıpkı benim gibi sulugözleşip bir yandan da şapşal şapsal sırıtacaksınız.

Adı “Sırlarla Dolu Konak”. Filiz Özdem’in yazdığı kitap, on üç yaşındaki Yiğit’in geçmiş anılarını, bugününü ve gelecek anılarını, rüyalarını, dostluklarını ve ailesini anlatıyor. “Gelecekteki anılar” sözü, kitabın kahramanlarından Arif Dede’ye ait. Kitabın en etkileyici sahnelerinden birinden alıntı. Ne güzel söz…

     “Evlat! Bir hayatı yaşanır, kıymetli kılan hatıralardır. İnsan geçmişteki hatıralarından vazgeçince hayatından da vazgeçmiş olur. Ama geçmişteki hatıraların kıymeti, gelecekteki hatıraların kıymetini artırır…”
…..Hafifçe gülümsedim.
…..“Gelecekteki hatıralar mı! Olmamış şeye hatıra mı denir?”
…..“Evet, gelecekteki hatıralar! Henüz olmamış, lakin olmasını arzu edersen, o güçle hatıra olacak şeyler! İşte o gücü de yaşama isteğinden alırsın. Şimdi ben de, sayende gelecekteki hatıralarımı istiyorum.”

Yiğit’in babası ve dedesi, o daha yedi yaşındayken bir tren kazasında yaşamlarını yitirmişlerdir. Yiğit, annesi ve kızkardeşi ile babaannesinin İstanbul’daki evine yerleşmiştir. Aile kendisine yeni bir yaşam kurup hayata devam ederken, Yiğit kendini bir biçimde hep biraz eksik hisseder. Evet, babasının ve dedesinin kaybına alışmıştır aslında ama işte eksik, adlandırılamayan bir şeyler vardır hep. Yiğit’in en büyük tutkusu mahalledeki terk edilmiş konaktır. En yakın arkadaşı Mehmet’i de bu meraka ortak edip günün birinde yüksek duvarların, kilitli kapıların ardındaki bu konağın içine girmeyi başarır. Orada hiç tanımadığı insanların fotoğraflarına, geride terk edilip kalmış eşyalarına, dolaplarda çürüyen giysilerine bakıp, bir zamanlar orada süren hayata dair hayaller kurup durur. Yine böyle bir gün konağa girdiğinde hiç ummadığı bir süprizle karşılaşır. Konağın içinden çıkıp Yiğit’in hayatının tam ortasına giriveren bu sürprizle birlikte her şey değişir. En güzeli de her şeyin sonunda Yiğit tamamlandığını, bütün olduğunu hisseder. Sadece o değil, diğer herkes değişir, tamamlanır. Mutlu son!

“Sırlarla Dolu Konak”ın en çok nesini beğendim? Yiğit’in aklının içinde olmayı, onun yaşamı sorgulayıp ölçüp tartış biçimini, olgunlaşmasına tanık oluşumu, Yiğit’in, Arif Dede’nin kendini buluşunu görmeyi beğendim sanırım. Bir de dedim ya hani Türk filmlerinin tadı var bu kitapta diye… İşte tıpkı o Türk filmleri gibi mutlu biten, herşeyin tatlıya, ama çoook tatlıya bağlandığı finalini sevdim bir de. En çok da buram buram kokan yerelliğini, buraya aitliğini sevdim.

Filiz Özdem‘in daha önce başka kitaplarını da okudum. Hatta hayvanlar alemine dair birbirinden ilginç bilgileri, deyişleri, öyküleri bir araya getirdiği “Kitap Kurtları İçin” dizisine radyo programlarımızdan birinde de yer vermiştik. O diziyi de çok severim; fakat ne yalan söyleyeyim, “Sırlarla Dolu Konak” benim gönlümde bambaşka bir yere dokunuverdi. Bakalım, siz okuyunca neler düşüneceksiniz?

Bu kitaplar da ilginizi çekebilir:

 

Sırlarla Dolu Konak
Yazan: Filiz Özdem
Yaş grubu: 10+
Yapı Kredi yayınları, 2012, karton kapak, 118 sayfa
ISBN: 978-975-08-2303-9