Son birkaç haftamızı diken üstünde geçirdik. Nedeni “Taşınacak mıyız? Taşınmayacak mıyız?” derdine düşmemizdi. Uygun bir yer de bulduk. Ama oturduğumuz ev ve oturmayı planladığımız yeni ev arasında zihinsel olarak bin kez gittik, geldik. Buranın eksilerini düşünürken, oranın artılarını gördük. Oranın eksilerini fark edince buranın artılarını saydık. Anlayacağınız, terazinin kefeleri bir o yana, bir bu yana salınırken, biz de serseme döndük. Herkes başka bir şey dedi. Bizim de kafalarımız adeta içine mikser sokup çırpılmış gibi köpük köpük oldu. Köpükleri yatıştırmaya çalışıp, son kararımızı vermeye çalışırken bir kitap okudum. Adı “Denizi Düşleyen Prenses”ti, tek masaldan ibaret, 45 sayfalık mini mini bir kitaptı.

Dağlardaki şatosunda yaşayan Prenses Serena, hayatı boyunca hiç deniz görmemiştir. Günlerini denizi düşleyerek ve bir gün denizi görmeyi dileyerek geçirir. En yakın dostu dağların doruklarında yetişen alpyıldızı çiçeğidir. Sonunda düşlerindeki denizin çağrışına daha fazla dayanamayan Serena bir gece beyaz bir ata atlayıp, gizlice ülkesini terk eder ve denizi bulmak için yola çıkar.

Bir de deniz kıyısında yaşayan Prenses Federica vardır. En yakın dostu deniz yıldızına her gün dağlara olan özlemini anlatır. Hayatında dağ nedir bilmemiştir ve en büyük düşü bir gün dağları görebilmektir. Tam da Serena’nın yola çıktığı gece, Federica da siyah bir ata atlayarak dağları bulmak için yola çıkar.

İki prenses tam ortada, bir çölde karşı karşıya gelirler. Neredeyse kardeş kadar benzemektedirler. Hemen bir dostluk kurarlar. Kısa sohbetlerine çöldeki bir kaktüste yaşayan bir papağan da dahil olur. Papağan onlara bir şeyler söyler ama prensesler onu çok da ciddiye almazlar; vedalaşıp, yollarına devam ederler. Biri deniz kıyısındaki ülkeye, diğeri dağın tepesindeki ülkeye varır. Ülke halkları prensesleri geri döndüğü için çok sevinir; ama kimse aslında prenseslerin değiştiğini fark etmez. Prensesler düşlerine kavuşmanın mutluluğuyla yeni yaşamlarına uyum sağlarlar. Ne var ki, Serena en yakın dostu alpyıldızının, Federika’da deniz yıldızının özlemiyle huzur bulamaz. Günün birinde yeniden atlarına atlayıp yine yola koyulurlar. Çölde bir kez daha birbirleriyle ve kaktüsteki papağanla karşılaşırlar.

Papağan bu kez prenseslere ne mi diyor? Peki Serena ve Federika hangi yönlere gidiyor? Onu da kitaptan okuyun.

Can Çocuk tarafından yayımlanan “Denizi Düşleyen Prenses” masalını Stefano Bordiglioni yazmış, Octavia Monaco resimlemiş. Başta da dediğim gibi kısacık bir kitap bu. Rahatça okunuyor. Özellikle okumayı yeni sökmüş çocuklar için biçilmiş kaftan. Kitabın kısalığı bir yana, tasarımı da yeni okurların işini kolaylaştıtı nitelikte. Bir kere alıştığımız kitap ebatında değil; daha küçük. Yazı puntosu büyük. Yazılar zaman zaman renkleniyor; adeta resimlerin bir uzantısına dönüşüyor. Resimlerse sayfaların tamamına yayılmış, kimi zaman metnin fonu haline gelmiş. Renkleri masala daha da masalsı bir hava katıyor. En çok da prenseslerin saçlarını sevdim.

Kıssadan hisse… Bu masalı okuduktan sonra ait olduğum (en azından şimdilik ait olduğum) evin hangisi olduğuna karar verdim. Prensesler aradıkları mutluluğu buldular. Ben de öyle.

Denizi Düşleyen Prenses
Özgün Adı: La Principessa Che Sognava Il Mare
Yazan:Stefano Bordiglioni
Resimleyen: Octavia Monaco
Çeviren: Tülin Sadıkoğlu
Yaş grubu: 6+
Can Çocuk, 2012, karton kapak, 45 sayfa
ISBN: 978-975-07-1468-9