Bugüne kadar burada pek çok kitap hakkında yazdım. Bunların hepsi de sevdiğim, okurken keyif aldığım kitaplardı. Yazdıklarımın hiçbirinde objektif değildim. Ortada bir beğeni vardı. Beğenmiştim, anlatmalıydım ki başkalarının da haberi olsun; onlar da alıp okusundu. Bugün yazdığım bu yazıdaysa kesinlikle bambaşka bir durum var. Sanırım az sonra Dolap’taki en öznel yazımı yazacağım. :)

Önce size kısa bir hikaye anlatayım. Bundan yaklaşık dört yıl önceydi. Bir gün Yıldıray bir şeyler yazdı; sonra da bunu bana okuttu. Bu, küçük bir kız çocuğu ve bir üçteker hakkındaydı. Kızın adı Şuşu’ydu, yerden bitme bir veletti ve kendisine doğum gününde bir üçteker alındıktan sonra üçteker üzerinden inmeyen bir velete dönüşmüştü. Sonra bir grup arkadaşımızla bizim evde toplandık. Aralarında animasyoncu da vardı, ressam da, dekor tasarımcısı da… Yıldıray, üçtekerli Şuşu’yu onlarla paylaştı. Hep birlikte bu küçük kızı nasıl canlandırırız diye konuştuk. Pek çok beyin fırtınası sürecinden sonra Şuşu fikri demlenmeye çekildi. Zaman zaman saklandığı çekmeceden çıktı, tekrar kayboldu. Şuşu farklı arkadaşlarımızın kaleminden birkaç ayrı defa çizildi ve her seferinde tekrar çekmecesine döndü. (Hatta bir defasında ben bile denedim Şuşu çizmeyi!)

Sonunda iyi cadılardan olduğu kuşku götürmeyecek birinin, Başak’ın eline geçti. Başak, Yıldıray’ın sözcüklerini renklere dönüştürdü. Bir gece Başak’tan bir e-posta aldık. Posta ekinde tıpkı Başak’ın çocukluğu gibi bir kız çocuğu bize sırıtıyordu. Şuşu gelmişti işte!

Size bir kitaptan söz etmek yerine anılarımdan bahsediyorum. Birkaç gündür ben pek heyecanlıyım. Redhouse Kidz’in bastığı, editörlüğünü Burcu Ünsal‘ın yaptığı, Yıldıray Karakiya‘nın yazdığı ve Başak Günaçan‘ın resimlediği “Şuşu ve Üçtekeri” isimli kitabı alıp alıp elimde evirip çeviriyorum. Yıldıray ve Başak’tan daha bile heyecanlıyım. Düşünsenize eşiniz bir kitap yazsa, sonra çok sevgili bir arkadaşınız resimlese, sizin de kalbiniz pır pır etmez mi?

Gelelim “Şuşu ve Üçteker”e… O gün Şuşu’nun doğum günündür. Odasını talan eden, çekmecelerin altını üstüne getiren Şuşu, sonunda dayısıyla gezmeye gitmeye hazır hale gelir. Dayısı onu önce sakızlı muhallebi yedirmeye, sonra da oyuncakçıya götürür. Gittikleri dükkanda Şuşu hayallerinin oyuncağıyla karşılaşır: Pırıl pırıl bir üçteker! O saatten sonra Şuşu’yu üçtekerin üzerinden indirebilene aşk olsun. Eve dönene kadar dayısına üçtekeriyle kök söktüren küçük yaramaz, evde de üçtekere binmeye devam edince, varın o evin halini siz düşünün.

Kısa metniyle okuru hiç yormayan “Şuşu ve Üçtekeri”, içinde barındırdığı çeşitli kültürel unsurlarla dikkat çekiyor. Şuşu’nun çok kalabalık bir ailesi var. Bugün unutur gibi olduğumuz bir aile modeli bu. Dayının Şuşu’yu hamburgerciye değil de muhallebiciye (hem de sakızlı muhallebi yapan bir muhallebiciye!) götürmesi, oyuncakçıda ruhsuz elektronik oyuncaklar yerine “oyuncak gibi oyuncakların” satılıyor oluşu, bir çocuğun bisiklet kavramıyla tanışması benim için değerli ayrıntılar…

Metnin yalınlığı, kalabalık resimlerle dengeleniyor. Resimlerde ayrıntılarla dakikalarca meşgul oluyorsunuz. Metinde ve resimlerdeki ortak özellikse her ikisinin toplamda çok eğlenceli ve hareketli bir kitap ortaya çıkarmış olması. Her sayfada (özellike oyuncakçı sahnelerinde) bakacağınız o kadar çok ayrıntı var ki. Bir de Başak’ın oraya buraya serpiştirdi komik tipler var. Oyuncakçıda Şuşu ve dayısına musallat olan küçük yaratıklar, yol boyu onları takip edip, akşam Şuşu’nun evine yerleşiyor. (Ayıptır söylemesi, o ufak yaratıkların ortaya çıkmasında parmağım var.) Oyuncakçının benim için en büyük sürpriziyse bir köşeden bana bakan Moli ve Olaf ile Kedimiyo oldu.

Evet Sevgili Dolap okuru dostlarımız, bugün size benim için çok özel bir kitaptan söz ettim. Bundan yıllar önce bir fikir tohumu olarak ortaya çıkan, geçirdiği tüm evrimlerin sonunda sevimli bir kitaba dönüşen “Şuşu ve Üçtekeri”ni az biraz anlatmaya çalıştım. Bunu da hayri öznel bir biçimde yaptım. Ama olsun, hakkım değil mi? Ne dersiniz? “Şuşu ve Üçtekeri”ni alıp okumanızı çok isterim. Kitabı satın almak isterseniz buraya tıklamanız yeterli. Okuduktan sonra, görüşlerinizi bizimle paylaşırsanız çok mutlu oluruz.

Aa bir de, eğer çocuğunuz bu kitaptan sonra evde üçtekerle gezmeye kalkarsa sakın kızmayın. Ben bücürken bunu çok yapmıştım; kesinlikle bunun tadı bir başka güzel oluyor!

Hamiş 1: Başak’ın çalışmalarına göz atmak isterseniz Moncarot adlı sitesine göz atabailirsiniz. Yıldıray’ı nerede bulacağınızı ise zaten biliyorsunuz.

Hamiş 2: Bu da Şuşu ve Üçtekeri hakkında konuştuğumuz radyo programı kaydı.

Şuşu ve Üçtekeri
Yazan:Yıldıray Karakiya
Resimleyen: Başak Günaçan
Yaş grubu: 3+
Redhouse Kidz, 2012, karton kapak, 32 sayfa
ISBN: 978-605-4119-16-5