Aklımdan geçen kütüphane

by YILDIRAY on 28/03/2012

Geçen gece, 48. Kütüphane Haftası’nın ilk günü tamamlanmadan önce, Twitter semalarında ciddi mücadeleler gerçekleşti. Amaç #kütüphanehaftası hashtagini TT yapmaktı. Bunun Türkçesi şu: İnsanların dikkatini Kütüphane Haftası’na çekmek ve Twitter gibi önemli bir sosyal mecrada “en çok konuşulan konu” yapmak için uğraştık. Niye mi? Çünkü günümüzde bir şeyin sadece iyi, nitelikli, içerikli olması yetmiyor; sosyal medya eşikleri fazlasıyla belirleyici de ondan. Neyse, ben yine gevezeliğime kapılıp konuyu dağıtmayayım. Yukarıda belirttiğim amaç için yüz bilmem kaç karakterlik laflar hazırlamaya uğraşırken kütüphaneye gittiğim ilk seferi anımsamaya çalıştım. O zamanlar Bostancı’da yaşıyordum.

Baskın renk gri. Kendine has bir kokusu var. Sessiz olmam gerektiğini iliklerime kadar hissediyorum ama bu bana öğretildiği için mi böyle, yoksa ortamın baskısı mı, anımsamıyorum. Kütüphaneci kadın mıydı, erkek mi? Hatırlamıyorum ama zihnimde kalmış olan izde belli belirsiz bir erkeksilik var. Sıkılıyorum biraz. Ödev yapmak için mi oradayım? Sanmıyorum, ellerim boş galiba. Ödev yapacak olsam çantam olurdu. Hatta mevsimlerden yaz diyebilirim. Sanırım meraktan oradayım. Acaba okulda kütüphanelerle ilgili bir konu mu işledik? Üzerimde belirsiz bir görev duygusu var. Ne yapacağımı bilmemekten kaynaklanan hafif bir korku hissediyorum. İstediğim kitabı nasıl bulacağım, nasıl alacağım? Çok da keyif almıyorum sanki orada olmaktan. Sanırım oradan nasıl keyif alacağımı henüz keşfedememişim. Raflar gri ve metal soğuğu. Kitaplar pek de albenili değil. Kısa süre sonra oradan çıkıyorum ve doğruca “bizim maalle” dediğim sokağa, arkadaşlarımla top oynamaya koşuyorum.

Bunu yaşadığımda on yaşındaydım galiba. Pek de iyi anımsamıyorum. İlkokulda olduğumdan eminim. Biraz geç değil mi? Bilmem. Kitap sevmeme, okumama engel olacak bir durum yokmuş. Yine de düşünmeden edemiyorum; belki de bu kadar devlet dairesi havasında düzenlenmiş olmasaydı, kütüphane biraz daha çocuk dostu olsaydı, orada daha çok zaman geçirebilirdim.

Nasıl bir kütüphane olsaydı mesela? Mesela, oyun oynar gibi kitap okuyabildiğim bir kütüphane olsaydı. Raflarında yumuşak bir his olsaydı, boyları boyuma uysaydı. Kitap okurken yerlerde yuvarlanabilseydim. Tamam, gürültü etmeseydim ama kitap komik olunca da kahkaha atabilseydim. Saati gelince bir teyze ya da amca bizi etrafına toplayıp kitap okusaydı. Kukla gösteri de olsaydı bir köşesinde. Film izleyebilseydim mesela. Kütüphane deyince kitap düşünüyoruz hep; bu, oyuncak kütüphanesi de olsaydı aynı zamanda.

Şu yüz bilmem kaç karakterlik lafları düşünürken, zihnim beni başka yerlere de götürdü elbette. Neden çocuk bahçelerinde minik birer çocuk kütüphanesi yok? Tamam, her çocuk parkında olamaz ama belli başlı parklarda olabilir, değil mi? Hem yetişkin kitapları da olur biraz, çocuklar oynarken analar babalar cep telefonuyla oynayacaklarına iki satır okurlar belki.

E, hazır çocuk parklarına kadar götürmüşken kütüphaneleri, başka yerler bulamaz mıydık? Bulurduk elbette! Eğitim meselesinde de nevi şahsına münhasır bir ülke olduğumuzdan, her sabah çocukları neredeyse şehirlerarası yolculuklara uğurlamıyor muyuz? Çocuklar sabahın köründe okul servislerine binip, büyük şehirlerde artık mahalle arasında bile tıkanan güzide trafiğimizde helak olmuyorlar mı? Oluyorlar. E, o zaman neden okul servislerinde içeriği okul tarafından belirlenmiş minik bir kitaplık yok? Bunu yapmak ne kadar zor olabilir? Okul servislerinde takoz, çekme halatı, reflektör, yangın söndürücü, ilk yardım çantası ve bir de mini kitaplık zorunlu olsun. Şimdi diyeceksiniz ki, “Yahu Dolap Kapağı, menteşelerini mi yedin sen? Hangi çocuk serviste kitap okur? Zaten bangır bangır müzik çalıyor.” Ben okurdum. Bakarsınız başka okuyanlar da çıkar. Göle maya çalmakla övünen bir millet değil miyiz biz yahu? Ne oldu da birden mantık kumkuması kesildik?

Neyse, lafı uzatmayayım daha fazla. Velhasıl kelam, şu yüz bilmem kaç karakterlik iletilerin gücünü küçümsememek gerektiğini bir kez daha gördüm. Bana neler düşündürttüler. Aklıma gelenlerin hepsini yazmıyorum. Bazılarını yapmak niyetindeyim çünkü. Ama görürsünüz, yakında “Servislerimizde kitaplık da var,” diyen okullar çıkacaktır mutlaka. Dediydi dersiniz.

Şimdi sıra sizde: Ne zaman gittiniz ilk defa kütüphaneye? Kütüphaneden ödünç aldığınız ilk kitabı anımsıyor musunuz? Hayalinizdeki çocuk kütüphanesi nasıl bir yer?

Bu yazıları da okumak isteyebilirsiniz:

Share

{ 25 comments… read them below or add one }

EG March 28, 2012 at 08:58

Mesela yerlerde rengarenk minderler olsaydı; divanlar ya da…Onların üstüne yayılıp çocuklarına kitap okuyabilseydi anne&babalar… ;) Fena mı olurdu yani??? :)

Reply

esra March 28, 2012 at 09:35

Oğlum kitap fuarından aldığı ilk kitabıdır Kütüphanedeki aslan ya 4 ya 5 yaşında idi.. Şu an 9 yaşında hala çocuklarımı alıp kütüphaneye gitmedim belkide sizin bahsettiğiniz gri hava var benimde aklımda:)Kütphane haftası sebebi ilede 22 ye kadar açık olduğunu okuduğumda içim kıpırdandı hadi dedim hatta aradım telefonla teyit ettim açıksınız ve çocuk böpümünüz var dimi diye ama çocuğlarımın ilk yaşacakları kütüphane deneyimi için özel bir kütüphane olmalı diye düşündüm denenmiş önerilmiş çocuk için olan özel bir yer değilse hatıralarında bizimki gibi gri tozlu bir yer oluşsun istemedim o yüzden yine tarihi belli olmayan bir zamana ertelendi kütüphane işi bizde..Burda İstanbul için öneriler olursa belki orası ile başlarız.

Reply

handan March 28, 2012 at 09:53

Ne zamandır okuyamıyordum yazılarınızı yoğunluktan, bugünkü konu da çok güzel geldi. Kesinlikle daha önce de anlattığınız, burada da değindiğiniz şekilde güleryüzlü kütüphaneler ve orada olduğuna bin pişman olmayan kütüphaneciler istiyoruz. Büyük kütüphanelere ek olarak heryerde (çocuk parklarında, çay bahçelerinde, otobüs duraklarında, resmi binalarda, site yönetim odalarında, mahalle muhtarlarında hatta özel araba bagajlarında-okuduğumuz kitapları bagajda gezdirsek, cama bir not iliştirsek, isteyen gelip bizden alsa gibi biraz küçük yerde yaşamanın akla getirdiği fikirler bunlar) mini kütüphaneler olabilir, mini kütüphaneler sadece bağış ve serbest al-oku-getir ya da getirme, başka getir gibi bir sistemle bile işleyebilir, kütüphaneciye gerek olmadan.
Bu konuda çevrenizde uygulayacağınız her türlü kitap paylaşım sistemini ben de çevreme yaymak ve gönüllü uygulamak isterim.

Reply

Berna March 28, 2012 at 10:03

Ben ödev için gitmiştim ilk kez kütüphaneye. Kitapsever bir çocuk olmama rağmen hiç keyif almadığımı hatırlıyorum. Mekan boğucu ve sıkıcıydı, insanlar asık yüzlüydü, renkler soluk ve çirkindi. Böyle olmak zorunda değil oysa. O zamandan beri kütüphaneler bana cazip gelmez, evimde ya da açıkhavada okumayı tercih ederim.

Kütüphanedeki Aslan kitabını bu yüzden de çok severim. Çocuklar da o kütüphanenin bir parçası ve önemli bir parçası. Umarım çocuklarımızı götürebileceğimiz ve hatıralarında güzel bir yer edinecek kütüphanelerimiz olur, en yakın zamanda. Yoksa evlerimiz birer kütüphaneye dönecek bu gidişle :)

Reply

Bernacan March 28, 2012 at 10:08

Bizim evin/bahçenin hemen bitişiğinde ilçe kütüphanesi vardı. Ben ilk ne zaman gittiğimi hatırlamıyorum bu nedenle :) Nedense hep olabildiğince ciddi ve kasvetli yerler kütüphaneler, kütüphaneciler de fazlasıyla suratsız. Ama inanılmaz bir düzen vardı, ödünç alındıktan sonra iade edilen kitaplar tam tamına aynı yerlere konurdu. Bazı kitaplar, inanılmaz popülerdi(Jules Verne’nin 80 Günde Devr-i Alem’i mesela), onları ödünç alabilmek için her gün orayı ziyaret ederdik ki geldiğinde kaçırmadan alabilelim.
Benim hayalimdeki kütüphanede, öncelikle görevlilerin güleryüzlü olması gerek. Ve mutlak ışık alan kocaman pencereleri olmalı. Ben kitaplığın her yerde ve her şekilde olabileceğini düşünmekle birlikte “kütüphane”lerin daha formal olmaları gerektiğini düşünen eski kafalılardanım sanırım. Formal derken, illa kasvetli ve ciddi değil ama, ayrı bir düzeni ve havası olmalı. Kitap kitap kokmalı.

Reply

Fatoş March 28, 2012 at 10:11

Ben kütüphaneci bir babanın kızı olarak ilk ne zaman gittiğimi hatırlamıyorum. Ama babamın işyerine gitmek beni çok mutlu ederdi. Üst raflarda duran ve sadece görüntü olarak gösterilip çocukların eline verilmeyen üç boyutlu kitapları verirlerdi bana. Bayılırdım onlara bakmaya. Herkes tanırdı babamı, kütüphanedeki sinirli amca olarak :-) Gerçekten sürekli bir uğultu olurdu ve bu rahatsız ediciydi. İlk hangi kitabı aldığımı da hatırlamıyorum aslında. Ama babam sürekli yeni kitaplar getirirdi ve gününde bitiremezsem de alıp götürürdü :-( Hayalimdeki kütüphane elbette Kütüphanedeki Aslan’ın kütüphanesi :-) Bir yıl kadar önce Yağız için gittik yeniden o kütüphaneye. Bir köşeye oyuncaklar konmuş. Kitaplar ulaşılabilir yerlede, meraklı minik gibi süreli yayınlar var. Ortalık biraz karışıktı ama olsun. Ben bir kitap seöçip okumaya başladım Yağız’a. Birazdan etraftaki çocuklarda dinlemeye koyuldular :-) İnternet sitelerinden sonra gördüğüm kadarıyla masal okuma saatleride düzenliyorlarmış. Adresi burada http://www.kirikkalekutup.gov.tr/

Reply

Muhal İkikardeş March 28, 2012 at 10:23

Merhaba,

Abim yurt dışında yaşıyor.Bazen çocuklarının aktivitelerini anlatır bana.Kütüphanelerden bahsederken bambaşka bir dünyadan basettiğini zannedersiniz.Çünkü onun da dediği gibi “burDAKİ KÜTÜPHANELER BİZİM ORADAKİLER GİBİ DEĞİL KIZIM.!”Mutlaka farklı aktiviteler oluyormuş.Çocukların katıldığı,içinde olduğu şeyler.Tabi yayınlar çok çeşitli ve etkileyici imiş.Mekan tabiki renkli,canlı ve temiz.
Bize bakarsak,şehrimin “İL HALK KÜTÜPHANESİ”(adı bile biraz iticilik barındırıyor)ödev zamanı araştırma yapmak için gittiğim yerdi.Genellikle araştırdığım konu ile ilgili sayfayı “YIRTILMIŞ”bulurdum.Bu da bizim “araştırmacı ruhumuzun güzel bir örneği olsun”.yayınlar çok eski olurdu.İstediğimiz her kitap bulunmazdı vs……
Bu kadar olumsuz,nasıl olumlu hale getirilir?Soru bu.
NOT:Yaşadığım şehirde bu hafta için yalnız “iki yerde afiş gördüm”.Slogan:Bilgi TOPLUMU ÇOĞULLAŞTIRIR.(oldu).
Sevgilerimle.

Reply

NURAY March 28, 2012 at 10:53

Ben ilk okulda gitmiştim ilk kütüphaneye,9 lu yaslarımda falandım.
o kadar mutlu olmus ve sevmiştim ki sonraki günler gitmeye ara vermeden hep devam ettim..oradaki sukunet tüm kitapların düzenle yerleşmiş olması ileride benim nasıl bir insan olacagımın sinyallerini de vermiş olmustu (titiz,düzenli)
oradan ödünc aldıgım ilk kitap neydi şimdilerde hatırlamak zor ..ama gününe yetiştirmek için cok cabaladıgımı hiç unutamadım..
cocuklara göre olan kitapların sayısının azlıgı nedeniyle zamanla diger kitaplara göz atmaya basladım derken 12 li yaslarımda ilk dostoyevski ile tanısmıs oldum..
o yılları takip eden zamanlarda dostoyevski nin neredeyse ulasabildiigm tüm kitaplarını okumustum..onu okurken adeta bir hayal dünyasına girerdim..onun stenografı oldugumu hayal ederdim cocukca işte :)
kısaca en mutlu oldugum zamanlardı kitap okudugum kütüphanede gecirdigim zamanlar…
şimdilerde 30 yasımdayım 5 yasında peri öykü adında bir kızım var..
evimiz ona kütüphane gibi evin istisnasız her yerinde kitapla karsılasıyor..
kendi odasında da hatrı sayılır sayıda kitabı dergisi görseli var..kitap kurdu bir insanın evladının da kendisi gibi olması öylesine haz veren bir duygu ki ..anlatamam..
uyku öncesi düzenli bi şekilde okunan hikayeler ile cocuklugumda okuyamadıgım pek cok cocuk kitabını da onunla okumus oluyorum..
benim hayalimde ki cocuk kütüphanesi rahat temiz ve herseyin gercektende cocuklara göre ayarlandıgı bir kütüphane..
örnegin hafta 2 kez masal saatlerinin ,daha küçükler için kuklalı hikaye anlatımları ,emekleyenler için yer minderi ve oyuncaklar …
dilerim bunu benim yapma imkanım olabilir :))
sevgilerimle
nuray öykü

Reply

Nil March 28, 2012 at 11:26

İlkokulda gitmiştim ilk kez kütüphaneye ve aklımda kalan “şıışşşttt” ses çıkarmayın, sessiz olmalıyızdan ibaret.
Toplu halde kitap okumaya dair hep yüzümde gülümseme ile hatırladığım anlar ise yazlara ve Sina teyzeme ait.
On evden ibaret sitenin biz çocuklarına yazın kitap okutabilmek için bir mini yazlık ev kütüphanesi düzenlemişti. Onun evindeki yaşımıza uygun çocuk kitaplarından seçip, ister arkadaşımızla sereserpe çimlere uzanıp (o zamanlar çimler bir hapşırma ve kaşınma nedeni değilmiş demek benim için), ister sevimsiz öğle uykularına yatmaktansa arkadaşlarımızla yataklarımızda, ister şezlonglarımıza uzanıp, istersek de ağacımızın tepesinde, bütün çocuklar kitap okuyorduk.
Kriterleri neydi hatırlayamıyorum şimdi (muhtemelen her hafta birerimiz olacak şekilde) her hafta için bir de el yapımı hatta galiba anne yapımı ödüller de kazanırdık okuduklarımız için. İlk mutfak önlüğümü (galiba son da oldu) kazanmıştım ben, önü kırmızı işlemeli sevimli mi sevimli bir önlük. Ve hala sakladığım bir minik seramik heykelcik.
Şimdi kızım “Şişkolarla Sıskalar”, “Pippi Uzunçorap”, “Çocuk Kalbi” gibi gibi daha bir dolu kitabı okurken, mutlulukla hatırlıyorum ben o kitapları okuduğum/uz günleri.
Çocuk kütüphanesi deyince, aklıma ilk gelen renk, aydınlık ve rahatlık. Aslında yapmak isteyince heryer kütüphane o da ayrı.

Reply

Pelin March 28, 2012 at 12:29

benim ilk kütüphane deneyimim, ilkokulda sınıfımızın içindeki iki gözlü dolaptı.
kitaplık koluydum ve o dolaptan sorumluydum :) üstelik yukarıda olduğundan sıranın üzerine çıkar, ordan isteyene kitap verir, sonra deftere işlerdim alınan kitabı, kişiyi vs. ordaki tüm kitapları okuyup bitirmiştim. ta ki ortaokula geçtim ve yine kitaplık kolunu seçtim, okulumuzda kilitli duran bir kütüphane odası olduğunu öğrendim. aynı okuldaydım ilk ve orta kısmında. yine kütüphane kolu oldum ama odaya boş ders ve tenefüslerde müdür yardımcılarından ısrarla anahtar alarak girebiliyorduk ve kitap da ödünç alamıyorduk. ne fena! içerisi, yerlerde halılar, 2-3 masa, tahta kitaplıklar şeklinde, evi andırıyordu. beni ne çekiyordu, ne itiyordu atmosfer. ama kitaplar çekiyordu, hele o sınıftaki dolap kitaplıktan sonra! ilçemizde kütüphane yoktu. bunlar dışında ilk kez yine ortaokulda kadıköyde oturan teyzemin evine yakın bir kütüphane keşfetmiş, oraya gitmiştim. çok ıssız, kimsesiz bir kütüphaneydi. bir kere gittim, bir daha da gitmedim. lise ve üniversitede şanslıydım, ikisinin de güzel kütüphaneleri vardı. lisede de kitaplık kolu olmaya devam ettim 4 sene. bir kez de atatürk kitaplığına gitmişliğim var, orada da işler çok zordu. şimdilerde merkezi olması sebebiyle bahçeşehir üniversitesinin kütüphanesine gidiyorum ama epey gürültülü.
ben de ahşap kitaplıklar, rahat masa ve koltukları hatta minderleri olan, sessiz, huzurlu, hem ışıklı hem loş köşeleri olan kütüphaneler isterim. ve 7 gün 24 saat açık olsunlar.. çocuklar için de birçok şey sayılmış zaten, mutlu olacakları, ilgilerini çeken ve ilgilerini canlı tutmayı da başarabilen aktivite, oyuncak, mobilyalı yerler olsun isterim…

Reply

BANU March 28, 2012 at 21:54

Ben de ilkokulda birkaç defa kütüphane kolu olmuştum. O dolabın kapaklarını açmak ne haz verirdi bana. Sonraki yıllardaysa okul kütüphanelerinden pek hayır göremedim. Mimar Sinan Üniversitesi’nde nispeten güzel bir kütüphanemiz vardı; ama orası da saat 17.00 oldu muydu kapanırdı. Ee biz de o saate kadar derslerde olurduk. Kısıtlı saatlerde gidebiliyorduk kütüphaneye. Bir de sonradan raflar arasına öğrenci almayı da yasakladılar, iyice keyfi kaçtı.
Peki Bahçeşehir Üniversitesi’nin kütüphanesi herkese açık mı peki?

Reply

Pelin March 30, 2012 at 09:31

evet banu açık, kimliğini bırakıp girebiliyorsun içeri…

Reply

fatma March 28, 2012 at 13:04

Her zaman gittim kütüphanelere ne olursa olsun.İlk okuldaydım kütüphana memurunu hiç unutmuyorum.Bonus çok kıvırcık şaçları,piti kareli bazen gri eteği elinde daima örgü,suratsız,işim var sonra gelin kelimeleri ama diğer amca kapının arasından gizlice bakıp amca varsa kitap alırdık,o bayanı hiç unutmuyorum.Lisede yeni memur daima kütüphanenin kapısını kilitli tutar,kitapların yerleri değişiyor diye dokundurmazdı,öğretmenlerde kilitli kapının arkasında kalınca olan oldu.Oğluma kütüphaneden kitap alıp okuyabileceğini söyledim iki kez aldı sonrası yok almak için ben gidiyorum benzer memur o kitap yok, o yazar yok,siz bakın ama kitaplar orada dışarı çıkarmısınız namaz kılacağım 10 dakika sonra gelin seçtiğim kitabı aldım yine gideceğim.Şimdi çocukların niye kütüphaneye gitmediğini anlıyorum.28 yıl sonra bile aynılar herşey değişmiş ama insanlar aynı üstelik kütüphane haftasında…ilçe kütüphanesi güler yüzle karşılıyorlar,küçükler için balon, şeker büyükler için çay ikramı ama en güzeli gülen yüzler istediğimiz herşey kitap özgürlüğü olmayan kitaplar istediğimiz kitaplar listesi temin etmeye çalışacaklarmış.her zaman çocuklarımla kütüphaneye gidiyorum 3 yaşındaki kızım biraz zaman geçince kütüphaneye gidelim diyor,parka,bahçeye gitmek gibi…Normal hayattaki gibi çalışanlar gülüyor,kütüphane gülüyor bina eski olsa dahi…Bu arada Simav İlçe Kütüphanesi çalışanlarına sonsuz sevgi…

Reply

Evren March 28, 2012 at 13:41

Harika! Burada bir tane var desem :) Hatta şimdi onunla ilgili yazdım desem: http://yavrusu.blogspot.com/2012/03/kutuphaneleri-seviyorum.html
Maalesef ben de ilk kez ilkokulda gitmiştim. Buradaki bebeler 1 aylıkken başlıyorlar.

Reply

Elif İzbırak Yavuz March 28, 2012 at 18:58

bu güzel yazıyı burada paylaştığınız için çok teşekkürler. bir dolap kitap’a hayalimdeki kütüphaneyi anlatmak üzere bir yorum yazacaktım ama siz zaten hayalimdeki kütüphaneyi yazmışsınız yazınızda :)

Reply

Evren March 28, 2012 at 19:24

Elif, ben tesekkur ederim! Kutuphane haftamiz kutlu olsun :)

Reply

BANU March 28, 2012 at 21:56

Evren muhteşem bir kütüphane orası. Bulunmaz nimet!

Reply

feza March 28, 2012 at 22:35

kütüphanenin fotoğraflarına baktım da.. kıskançlıktan ağlayacaktım :). nasıl ferah nasıl iç açıcı offff. tabi ardından malum soru.. niye bizim böyle kütüphanelerimiz yok. Neden sıkıcı, boğucu ve bu kadar ciddi olmak zorunda kütüphaneler? çok fena kıskandım çoook

Reply

Fatoş March 28, 2012 at 15:49

Evrencim yazın çok güzel olmuş. Keşke buralarda da böyle kütüphaneler olsa, ben gönülllü olarak çalışırım. Şuan üniversite kütüphanesine bir çocuk bölümü açsanız nasıl olur diye duygu sömürüsü yapıyorum :-) Yorumu neden buraya yazıyorum ? Çünkü birkaç gündür senin yazılarına yorum yazamıyorum. Yorum bölümü kapalı mı, ben mi beceremiyorum?

Reply

Evren March 28, 2012 at 19:26

Fatos’cum, sagol uyarin icin. Duzeltmeye calistim, umarim olmustur. Ben de sana yazacaktim, babanin kutuphaneci oldugunu bilmiyordum. Ne guzelmis! Sendeki kitap aski da oradan geliyor sanirim. Size yakin boyle bir kutuphane olmasi da harika! Kutuphane haftaniz kutlu olsun! Sevgiler…

Reply

esra March 28, 2012 at 16:15

ilkokulumuzun yanındaki kahvehanenin üst katındaydı kütüphanemiz.dikdörtgen küçük bir masa sadece bir duvarda birçok ansiklopedinin ve birkaç kitabın olduğu kütüphaneydi ilk girdiğim kütüphane.Küçük olmasına rağmen benim en çok sevdiğim yerdi.Çünkü küçük bir kasabada araştırma yapabileceğim tek hazinemdi.hayal ettiğim kütüphane ise bir kısmında yüksek duvarları olan ,duvarlarında her türlü kitabın bulunduğu okuma yapılan yerlerde ise kır havasını yaşatan bir kütüphane var…

Reply

Işıl Karababa March 28, 2012 at 17:00

benim favori kütüphanem çocukken annemin arkadaşı kamuran teyzeyi görmeye gittiği (kamuran teyze o kütüphanenin kütüphanecisi idi) bakırköy’deki bir dükkandan müteşekkül çocuk kütüphanesidir. o kütüphanenin ortasında büyük döküm bir soba vardı, sıcaktan camları buğulanırdı. biz ne zaman gittiysek boş olurdu, annemle kamuran teyze saatlerce sohbet edebilirlerdi bölünmeden. ben de özgürce dükkanın duvarlarına dizilmiş raflarda boyumun yettiği yere kadar bakardım kitaplara. kalın ciltli, içinde az ve siyah beyaz resimleri olan kitapları gözümde yücelttiğimi, ama sayıları daha az olan resimli kitapları daha çok sevdiğimi hatırlıyorum. bu kütüphanede renkli parlak kağıda basılı uçan fil dumboyu okumuş, bakmış ( o zaman okumam yoktu) ve çok sevmiştim. kitabı ödünç de aldık. bana ablam okumuştu. çok beğenmiştim.

Reply

BANU March 28, 2012 at 21:58

Bir dükkan mı? Yani özel bir girişim miydi? Peki sonra ne oldu orası? Hâlâ duruyor mu?

Reply

Işıl Karababa March 28, 2012 at 17:48

kütüphanelerle ilgili biraz daha fikrim var burada:
http://salincakta.blogspot.com/2012/03/kutuphane-haftas.html

Reply

BANU March 28, 2012 at 22:01

Paylaştığınız için teşekkürler.

Reply

Leave a Comment

Yorumları takip et. Yorum bırakmadan da kayıt yapabilirsiniz. Kaydol!

{ 1 trackback }

Previous post:

Next post: