Geçen gece, 48. Kütüphane Haftası’nın ilk günü tamamlanmadan önce, Twitter semalarında ciddi mücadeleler gerçekleşti. Amaç #kütüphanehaftası hashtagini TT yapmaktı. Bunun Türkçesi şu: İnsanların dikkatini Kütüphane Haftası’na çekmek ve Twitter gibi önemli bir sosyal mecrada “en çok konuşulan konu” yapmak için uğraştık. Niye mi? Çünkü günümüzde bir şeyin sadece iyi, nitelikli, içerikli olması yetmiyor; sosyal medya eşikleri fazlasıyla belirleyici de ondan. Neyse, ben yine gevezeliğime kapılıp konuyu dağıtmayayım. Yukarıda belirttiğim amaç için yüz bilmem kaç karakterlik laflar hazırlamaya uğraşırken kütüphaneye gittiğim ilk seferi anımsamaya çalıştım. O zamanlar Bostancı’da yaşıyordum.

Baskın renk gri. Kendine has bir kokusu var. Sessiz olmam gerektiğini iliklerime kadar hissediyorum ama bu bana öğretildiği için mi böyle, yoksa ortamın baskısı mı, anımsamıyorum. Kütüphaneci kadın mıydı, erkek mi? Hatırlamıyorum ama zihnimde kalmış olan izde belli belirsiz bir erkeksilik var. Sıkılıyorum biraz. Ödev yapmak için mi oradayım? Sanmıyorum, ellerim boş galiba. Ödev yapacak olsam çantam olurdu. Hatta mevsimlerden yaz diyebilirim. Sanırım meraktan oradayım. Acaba okulda kütüphanelerle ilgili bir konu mu işledik? Üzerimde belirsiz bir görev duygusu var. Ne yapacağımı bilmemekten kaynaklanan hafif bir korku hissediyorum. İstediğim kitabı nasıl bulacağım, nasıl alacağım? Çok da keyif almıyorum sanki orada olmaktan. Sanırım oradan nasıl keyif alacağımı henüz keşfedememişim. Raflar gri ve metal soğuğu. Kitaplar pek de albenili değil. Kısa süre sonra oradan çıkıyorum ve doğruca “bizim maalle” dediğim sokağa, arkadaşlarımla top oynamaya koşuyorum.

Bunu yaşadığımda on yaşındaydım galiba. Pek de iyi anımsamıyorum. İlkokulda olduğumdan eminim. Biraz geç değil mi? Bilmem. Kitap sevmeme, okumama engel olacak bir durum yokmuş. Yine de düşünmeden edemiyorum; belki de bu kadar devlet dairesi havasında düzenlenmiş olmasaydı, kütüphane biraz daha çocuk dostu olsaydı, orada daha çok zaman geçirebilirdim.

Nasıl bir kütüphane olsaydı mesela? Mesela, oyun oynar gibi kitap okuyabildiğim bir kütüphane olsaydı. Raflarında yumuşak bir his olsaydı, boyları boyuma uysaydı. Kitap okurken yerlerde yuvarlanabilseydim. Tamam, gürültü etmeseydim ama kitap komik olunca da kahkaha atabilseydim. Saati gelince bir teyze ya da amca bizi etrafına toplayıp kitap okusaydı. Kukla gösteri de olsaydı bir köşesinde. Film izleyebilseydim mesela. Kütüphane deyince kitap düşünüyoruz hep; bu, oyuncak kütüphanesi de olsaydı aynı zamanda.

Şu yüz bilmem kaç karakterlik lafları düşünürken, zihnim beni başka yerlere de götürdü elbette. Neden çocuk bahçelerinde minik birer çocuk kütüphanesi yok? Tamam, her çocuk parkında olamaz ama belli başlı parklarda olabilir, değil mi? Hem yetişkin kitapları da olur biraz, çocuklar oynarken analar babalar cep telefonuyla oynayacaklarına iki satır okurlar belki.

E, hazır çocuk parklarına kadar götürmüşken kütüphaneleri, başka yerler bulamaz mıydık? Bulurduk elbette! Eğitim meselesinde de nevi şahsına münhasır bir ülke olduğumuzdan, her sabah çocukları neredeyse şehirlerarası yolculuklara uğurlamıyor muyuz? Çocuklar sabahın köründe okul servislerine binip, büyük şehirlerde artık mahalle arasında bile tıkanan güzide trafiğimizde helak olmuyorlar mı? Oluyorlar. E, o zaman neden okul servislerinde içeriği okul tarafından belirlenmiş minik bir kitaplık yok? Bunu yapmak ne kadar zor olabilir? Okul servislerinde takoz, çekme halatı, reflektör, yangın söndürücü, ilk yardım çantası ve bir de mini kitaplık zorunlu olsun. Şimdi diyeceksiniz ki, “Yahu Dolap Kapağı, menteşelerini mi yedin sen? Hangi çocuk serviste kitap okur? Zaten bangır bangır müzik çalıyor.” Ben okurdum. Bakarsınız başka okuyanlar da çıkar. Göle maya çalmakla övünen bir millet değil miyiz biz yahu? Ne oldu da birden mantık kumkuması kesildik?

Neyse, lafı uzatmayayım daha fazla. Velhasıl kelam, şu yüz bilmem kaç karakterlik iletilerin gücünü küçümsememek gerektiğini bir kez daha gördüm. Bana neler düşündürttüler. Aklıma gelenlerin hepsini yazmıyorum. Bazılarını yapmak niyetindeyim çünkü. Ama görürsünüz, yakında “Servislerimizde kitaplık da var,” diyen okullar çıkacaktır mutlaka. Dediydi dersiniz.

Şimdi sıra sizde: Ne zaman gittiniz ilk defa kütüphaneye? Kütüphaneden ödünç aldığınız ilk kitabı anımsıyor musunuz? Hayalinizdeki çocuk kütüphanesi nasıl bir yer?

Bu yazıları da okumak isteyebilirsiniz: