Ben çocukken, Filipinli bir hanımla tanışmıştım. Benim çocukluğum “lavaşkiri (la vache qui rit)” adlı gülen inekli peynirin süper star Ajda Pekkan’ın tahtını salladığı yıllara denk geliyor. Türkiye’nin birçok ilkle tanıştığı bu yıllarda, zengin aileler çocuklarına Filipinli bakıcı tutardı. Benim tanıştığım Filipinli Hanım da, işte bu bakıcılardan biriydi. Nasıl olup da küçücük çocukken onunla tanıştığım ayrı ve tamamen konumuzun dışında bir hikâye. Filipinli Hanım’la tanıştığım gün, İstanbul’da kar yağıyordu. Hem de ne kar! Şimdiki gibi, “İstanbul kara teslim!” haberlerine neden olduğu halde AKOM’un halkla ilişkilerinden ve reklamından başka işe yaramayan uyduruk serpintilerden değil; kâh Balkanlar, kâh Sibirya üzerinden delikanlı gibi bastıran harbi soğuk hava dalgalarının savurduğu, düştüğü yerden günlerce kalkmayan, sahici kar! Ben alışıktım tabii. Meğer o Filipinli Hanım değilmiş. Gökten düşen kar tanelerine ne büyük bir şaşkınlık içinde baktığını, adını bildiği ama kendisiyle ilk defa karşılaştığı karın soğuk dokunuşlarını nasıl da yadırgadığını anlatamam. Benim yaşıma uygun ebatlardaki zihnimse hayatında hiç kar görmemiş insanlar olduğu gerçeğine uyum sağlamaya çalışıyordu. O yaşlarda öyle oluyor insan; Dünya’nın sadece kendi bildiği kadar olduğunu sanıyor. Belki bu anım yüzünden, hakkında yazmak üzere olduğum kitabın adının “Kar Taciri” olması bana çarpıcı geliyor.
Lettie Karabiber, bir sahil kasabasında, sütunlar üzerinde yükselen bir han işletmektedir. Hepi topu on iki yaşındadır, annesi bir gün pencereden çıkıp gitmiştir ve babası biraz dağıtıp kendini meyhaneye atmıştır. Lettie, annesinin bıraktığı nottaki talimatlara uyarak ayağını asla yaşadığı kasabaya değdirmemektedir. Yani handan hiç çıkmamaktadır. Hatta han o nedenle
sütunların üzerindedir. Lettie Karabiber, Mors ve Faltaşı lakaplı iki müşteriyle uğraşır, hanın işlerine koştururken, hana Kar Taciri gelir. Karın ne olduğu hakkında ne Lettie’nin, ne gıcık müşterilerinin fikri vardır. Derken Kar Taciri’nin peşinden bir omzundan bir ağaç dalı çıkan yeşil gözlü bir oğlan gelir. Kar Taciri’nin simya kullanarak kar yapmasının ardından olaylar başlar. Lettie annesini bulabilecek midir?
“Kar Taciri” simya, hırs, çaresizlik, arkadaşlık, sevgi, güven ve mücadele hakkında bir fantastik roman. Sanırım kitabın yazarı Sam Gayton da yarattığı kahramanlar gibi bir simyager. İlk kitabı olmasına rağmen, Gayton, sözcükleri karakterlerle, karakterleri olaylarla, olayları kurguyla karıştırarak (kurşunu altına çeviremese de), enfes bir düş macunu hazırlamış.
Kitabın ilk paragrafı şöyle:
Şömine ateşlerinin bile donduğu soğuk ve karanlık bir kış gecesinde, Albion’a kar geldi. Hem de bir yabancının bavulunun içinde. Yabancıyı, ilk Lettie gördü.
Bu paragrafı okuduktan sonra kitabın gerisini okumamak için uydurabileceğim herhangi geçerli bir bahanem kalmadı. İyi ki de öyle olmuş. Böylece omzundan çıkan dalında sevinince çiçekler açan, üzülünce yapraklar döken, içecek sıcak bir şeyler gerekince çay yaprakları ve hatta tarçın çıkaran Noah’yla tanışamazdım.
“Kar Taciri”, güçlü ve (simyanın da yardımıyla) değişken karakterleriyle ilgi çekici bir kitap. Örneğin Lettie’nin babası, canlıyı en son yediği ya da içtiği şeye çeviren bir iksir yüzünden öykünün neredeyse tamamında bir bira şişesi olarak boy gösterir. Kitabın bundan daha ilgi çekici olan yanıysa, Lettie’nin mücadele azmi ile Noah’nın arkadaşına duyduğu güven ve verdiği desteğin kitap boyunca içimizi ferahlatıyor oluşu. Kar Taciri, Mors ve Faltaşı kitap boyunca “hırs” kavramı üzerine düşünmemizi sağlarken; Lettie ve Noah engellerin aşılmak için var olduğunu tekrar tekrar gösteriyor.
“Kar Taciri”, yazdığı kitaplardan da tanıdığımız Gökçe Ateş Aytuğ tarafından Türkçeye çevrildi ve İthaki Yayınları tarafından basıldı. İyi de oldu.
Benim şu Filipinli Hanım’a dönecek olursak, şimdi torunlarına nasıl da ballandırarak anlatıyordur ilk gördüğü kar tanesini, kim bilir…
Bu kitapları da okumak isteyebilirsiniz:
Kar Taciri
Özgün adı: The Snow Merchant
Yazan: Sam Gayton
Resimleyen: Tomislav Tomic
Çeviren: Gökçe Ateş Aytuğ
Yaş grubu: 10+
İthaki Yayınları, 2012, 280 sayfa, sert kapak
ISBN: 978-605-375-164-9









{ 12 comments… read them below or add one }
İlginç bir kitaba benziyor,denemek,okumak lazım
bu kitabı mutlaka alacağım.kızımla okuruz
İlgimi çekti doğrusu..
bol şans lar
“Benim çocukluğum “lavaşkiri (la vache qui rit)” adlı gülen inekli peynirin süper star Ajda Pekkan’ın tahtını salladığı yıllara denk geliyor” Bu cümleye bayıldım çünkü benim çocukluğumda aynı zamanlara denk geliyor
Biz de okumak istiyoruz bu kitabı .
çocuklarımız fantastik kitapları seviyor. Bu kitaplada tanışmalarını isteriz. kolay gelsin, teşekkürler..
ilginç bir kitaba benziyor resimleri çok hoşuma gitti
omuzundan dal cikan cocuk mu, bavuldaki kar mi, simyaci mi daha etkili derken,
hikayedeki sise karakter fena celdi aklimi.
hikayenin dili de yorumu kadar keyifli mi okuyup bakmak lazim tezinden
Konu ilgi çekici…
Bir kere daha kazanmak istiyorum, çok keyifli oluyor
Çizimler guzel. Renkli olmaması gizem katmış:)