Tek bir ses bile duymadığınızı hayal edebiliyor musunuz? Ben edemiyorum. Bugüne kadar bulunduğum en sessiz ortamda bile mutlaka ufak tefek bazı sesler vardı. Hiç olmazsa, ben bazı sesler çıkarıyordum. Tek bir ses bile duymamanın nasıl bir şey olabileceğini hayal edemiyorum. Suyun altı? Belki de suyun altındaki durum benziyordur biraz? Suyun altındayken daha çok bir uğultuya benzer sesler, duyulanları tanımlamak zor olur hani, o bakımdan benziyordur belki. Bilmiyorum.
Duymak nasıl bir şey? Örneğin ben bisikletin tepesindeyken, arkamdan gelen ve geçmek isteyen kibar sürücüler ki bunlar çoklukla kadın sürücüler oluyor, minicik bir korna sesiyle beni uyarıyorlar. Bu minik uyarı benim güvenliğim için ciddi önem taşıyor. Müzik dinliyorum. Daha güzeli, Banu’yu dinliyorum. Sonra kuşları, dalgaları, arkadaşlarımı dinliyorum. Tüm aile bir araya geldiğimizde biraz gürültülü oluyor ama ailemi dinliyorum. Telefonda konuşuyorum. Çirkin şeyler de duyuyorum. Bazen sokaktan geçen biri genzini temizleyiveriyor mesela. Komşuların kavgasını duyuyorum bazen. Önemli maçlardan sonra, silah sahibi iktidarsız insan müsveddelerinin atışlarını duyuyorum. Güzel şeyleri mi saysam tekrar? Neyse, söylemek istediğim şu, ben duyuyorum. Duyamayan insanlar var.
Duyabildiğim için konuşmayı öğrenmekte hiçbir zorluk yaşamadım. Peki doğuştan işitme engelli bir çocuk konuşmayı nasıl öğrenir? Duyabildiğim için takım oyunlarında hiçbir zorluk çekmedim. Peki işitme engelli çocuklar nasıl oyun oynar? “Ellerimdeki Kelimeler” bu sorulara yanıt veren bir kitap, bir çizgi roman.
Ali altı yaşındadır. Annesi onu bakkala gönderince koşa koşa gidip gelmektedir. Elbette yolda rastladığı kedileri sevmeyi de ihmal etmemektedir. Herkes gibi görünmektedir; yalnızca dikkatli gözlerin seçebileceği bir fark dışında. Ali’nin kulaklarında, saçlarla gizlenmiş bir işitme cihazı vardır. Ali, doğuştan işitme engellidir. O yüzden evde işaret diliyle, yani elleriyle konuşmaktadırlar. Okuldaki arkadaşları işaret dilini bilmezler ama Ali dudak okumayı da bilmektedir. Hem zaten en yakın arkadaşı Can’la anlaşmak kolaydır çünkü Can konuşurken hep mimikler yapar. Ali o gün okula bir futbol topu götürür. Can sevinçten havalara uçar. Hemen takımlar kurulur. Çekişmeli bir maçtır. Takımlar 1-1 beraberedir. Top Can’dadır. Ali ileri çıkar. Can arkasında top sürmektedir. Ali rakip kaleye doğru koşarken Can’ın attığı pası “duymaz”. Topu rakip kapar ve Ali’nin takımı gol yer. Can bu yenilgiyi sindiremez ve Ali’ye çok kızar. Derse girerler. Öğretmen resim yapmalarını ister. Ali, golü kaçırdığı, maçı yitirmelerine neden olduğu ve arkadaşı Can’ın öfkelenmesine neden olduğunu düşünerek üzülür ve bir resim yapar. Daha doğrusu bir tür resim yapar. Sonra da işaretle neler anlatılabileceğini arkadaşlarına bir güzel gösterir. İşitme engeli, Ali için, her engel gibi aşılacak bir şeydir.
“Ellerimdeki Kelimeler” en az iki işe birden yarayan bir kitap. Kitap, işitme ya da başka bir engel yüzünden kendini ayrık, başka, öteki, çaresiz, mahrum hisseden çocukları yüreklendirmeye, onları “engelle” yüzleşmeye, engele takılmayacakları bir yol bulmaya teşvik etmeye yarıyor. Ayrıca kitap, engelli olanların olmayanlar tarafından anlaşılmasını kolaylaştırıyor. Sadece bu iki işe bakarak diyebilirim ki, “Ellerimdeki Kelimeler” her çocuğun okuması gereken bir kitap. Belki böylece, gelecekte üst geçitten daha gelişmiş bir ulaşım teknolojisi üretebiliriz. Belki böylece kaldırımlara, kaldırımlara çıkıp inmeyi kolaylaştıran rampaların önüne otomobillerini büyük bir rahatlıkla park edebilen bencil, cahil ve kötü yürekli sürücülerden kurtulabiliriz. Belki böylece insanların engellerini önlerine bir “özür” olarak koymaktan vazgeçer, aşmalarına yardımcı oluruz.
“Ellerimdeki Kelimeler” bir çizgi roman. Baştan sona hareketli, hatta hızlı sahneler manga üslubuyla ele alınmış. Kompozisyonlar, bakış açıları ve ifadeler anlatımı çok daha keyifli hale getiriyor. Ali işitme engelli ama kendisiyle barışık, sorunun farkında, yaşama bağlı ve neşeli bir çocuk. Bunları anlamak için metni okumak şart değil.
Bu kitabı okuduktan sonra yapabileceğiniz bazı etkinlikler geliyor aklıma. Eğer sizin ya da çocuğunuzun herhangi bir engeliniz yoksa, engelli olmanın neye benzediğini deneyerek anlamaya çalışabilirsiniz.
- Çocuğunuzla sessiz sinema oynayın. Çocuğunuza işitmemenin nasıl bir durum olduğunu anlamak için bir oyun oynayacağınızı açıklayın. Önce siz 10 dakika boyunca çocuğunuzun söylediklerini duymayın. Çocuğunuzun sesli ifadelerine hiçbir tepki vermeyin. Bırakın çocuğunuz size meramını işaretlerle anlatmaya çalışsın. Sonra 10 dakika boyunca çocuğunuz sizi duymasın. Siz derdinizi ona işaretle anlatmaya çalışın. Oyun bitince, işitmemenin nasıl bir durum olduğu hakkında konuşun.
- Çocuğunuzla körebe oynayın. Çocuğunuza görmemenin nasıl bir durum olduğunu anlamak için bir oyun oynayacağınızı açıklayın. Sırayla gözlerinizi bağlayın ve birlikte çocuğunuzun en sevdiği çizgi filmi izleyin. Ardından pencereden sokağı izleyin. Sırayla gözlerinizi bağlayın ve birbirinizin gözleri olup sokakta olup bitenleri birbirinize anlatın. Oyun bitince, görmemenin nasıl bir durum olduğu hakkında konuşun.
- Çocuğunuzla ittirmece oynayın. Çocuğunuza yürüyememenin nasıl bir durum olduğunu anlamak için bir oyun oynayacağınızı açıklayın. Sırayla tekerlekli bir koltuğa, örneğin bir ofis koltuğuna oturun. Ayakta kalan diğerini iterek evde dolaştırsın. Yolunuzun üzerine rahatça geçmenizi engelleyecek nesneler koyun. Oyun bitince, yürüyememenin nasıl bir durum olduğu hakkında konuşun.
Geçenlerde radyoda sevgili Zeynep Cemali’nin işitme engelli bir kızı anlattığı “Patenli Kız” adlı kitabı hakkında konuşurken özellikle üzerinde durmuştuk: Eğer insanlara özürlü dersek ya da insanlar kendilerini özürlü olarak tanımlarlarsa, bu onların hazır bir bahaneye sarıldıkları anlamına gelebilir. Oysa engel aşılmak içindir.
Bu kitapları da okumak isteyebilirsiniz:
Ellerimdeki Kelimeler
Özgün Adı: Des Mots Dans Les Mains
Yazan: Bénédict Gourdon
Resimleyen: Malica Fouchier
Renklendiren: Le Gohan
Çeviren: Özden Tuna
Yaş grubu: 6+
Desen, 2011, 32 sayfa, karton kapak
ISBN: 978-605-5678-29-6










{ 3 comments… read them below or add one }
Bu kitap dün bana da geldi ve bir solukta okudum. Fakat kafama takılan birkaç şey de olmadı değil. İlki, annenin Ali’nin bu durumundan üzüldüğünün sık sık altı çizilmesi. Tabii ki bir anne olarak kızım duyma engelli olsa ben de onun karşılaştığı ve karşılaşacağı zorluklar adına üzülürdüm, ama bunu 6 yaşında bir çocuğun net olarak farkedebileceği şekilde dışa vurmak ve bu engelinin üzüntü yaratabileceğini hissettirmek bana ters geldi.
İkincisi de Ali’nin normal bir okula gitmesi oldu. Türkiye’de bu durumda olan çocuklar için özel okullar var bildiğim kadarıyla, çünkü duymayan tek kişinin olduğu bir sınıf çok mantıklı gelmedi bana. Öğretmen ne kadar dikkatli olursa olsun, sınıf dışında da kolay bir hayatı olacağını sanmıyorum.
Tabii ki bu sadece bir öykü ve duyanlar arasında yaşayan ve duymayan bir çocuğun hayatını örneklemek, örneklerken de en belirgin şekilde farkları veya zorlukları ortaya koymak için yazılmış, ama yine de bana bu yönü gerçekçi gelmedi.
Yine de kitabı sevmedim anlamına gelmiyor, çünkü beni de içine hemen alan ve bittiğinde gözümün ucunda bir damla yaşla gülümsediğim bir öykü oldu (evet ben duygusalım o doğru!)
Senem, kitaptan seçtiğim ikinci görsel tam da annenin üzülme meselesiyle ilgili olan sahne. Özellikle o sahneyi göstermek istedim. Çünkü bu öyküdekine benzer bir durum yaşayan tüm anneler üzülüyordur. Bunu saklamanın bir yararı olacağını sanmıyorum. Zaten durumla ilgili açıklama da hemen annenin üzüldüğünü gördüğümüz kareden sonra geliyor.
Ali’nin işitme engelli bir çocuk olarak normal bir okula gitmesi olmayacak şey değil. En azından bu öykü için gerekli de üstelik. Böylece işitme engelli Ali ve benzer sorunları olmayan çocukların ilişkisi anlatılabiliyor. Çocukların acımasızlığını göz önünde bulundurduğumda, bu yöntemle ortaya konmuş ilişki ve durum örneklerinin gerçeğin bir parça idealize edilmiş hali olduğunu düşünüyorum.
ve evet, kitap biterken o tek damla yaş hadisesi de son derece gerçek:)
Ali’nin annesinin üzülmesi çok doğal belki, ama kitabın sayfalarında birden fazla kere Ali’nin bunu farketmesi ve dile getirmesi bana dokunan. Bunu okuyan çocuğun da böyle bir engeli “üzülünecek birşey” olarak görmesinin altını çiziyor bence. Oysa engelli kişilere üzülmekten ziyade onları anlamaya çalışmak (ki verdiğin etkinlik örnekleri çok anlamlı) ve destek olmak gerektiğini düşünüyorum. Bu destek üzüntü içerse de, bir çocuğa engellilerin varlığını tanıtan, hatırlatan bir kitapta üzüntü kısmının altının bu denli çizilmesi (hele de en yakını, annesi tarafından) bana doğru gelmiyor.
Okul konusunda da, yazdığım gibi zorlukları daha çarpıcı hale getirmek için bu örnek kullanılmış olabilir. Yazdıklarına katılıyorum.