Deprem tüm doğallığıyla bizim düzgün yapmadığımız, düzgün yapılıp yapılmadığını denetlemediğimiz, parasını cebe indirip kendimizi adam sanmamızı sağlayan binaları yıktı. Biz bir kez daha “hazırlıksız” yakalandık, vergilerimizle kurulan kurumlar ve yetkilileri bir kez daha işi yüzlerine gözlerine bulaştırdılar, biz bir kez daha enkaz altında kaldık. Yetişkinler nasıl bilinçlenir bilmiyorum; belki de bir serum icat etmek gerekiyor ama o işle de biz ilgilenemeyiz. Bizim işimiz çocuklarla, biliyorsunuz.

Bugüne kadar Bir Dolap Kitap’ta çocukları deprem konusunda bilinçlendirmek için hazırlanmış, ulaşabildiğimiz kitaplara yer verdik. Biri şu linkte, diğeri de bu linkte yer alıyor. Bir de depremle ilgili çocuklara OKUNMAMASI gereken şu kitaba yer verdik, kaş yapayım derken göz çıkarmayalım diye. Yurtdışında daha çok sayıda ve iyi hazırlanmış kitap olduğunu biliyorduk. Van depremi gerçekleşince, durumun aciliyetini gördük ve Yavru Su’nun yazarı sevgili Evren’den bizim için yaşadığı yerdeki kütüphaneyi ziyaret etmesini rica ettik. Evren, onca işinin arasında bizi kırmadı ve kısa bir sürede aşağıdaki incelemeyi yaptı.

***


Çocukluğumun büyük bir kısmı İzmir’de geçtiği için depremler hep hayatımın içinde oldu. İlk kez depremle karşılaştığımda anneannemin evindeydim. Çok korkmuştum, ‘yer’ resmen ‘yerinden’ oynuyordu. Anneannemin evi birinci katta olduğu ve ben deprem konusunda son derece cahil olduğum için hemen pencereye koşmuştum. Tam atlamaya hazırlanırken annem ensemden yakalamıştı. Şimdi, o günü her düşündüğümde, korkudan çok, bilmememin getirdiği çaresizliğimi hatırlarım. Neyse ki artık çok güzel kitaplar var çocuklar için. Sağ olsun, Banu ve Yıldıray’ın önerisiyle, bugün işte yıllar sonra bu kitaplarla karşılaştım kütüphanede ve bir çırpıda okudum çoğunu. Hepsini demiyorum çünkü genel olarak afetlerle ilgili 102, yalnızca depremlerle ilgili 41 tane kitap vardı kütüphanenin çocuk bölümünde. İçlerinden seçtiğim 12 tanesini eve getirdim daha ayrıntılı incelemek üzere. Merak etmeyin, 12 kitabın hepsini yazmayacağım bir seferde. Belki 12 seferde. Tamam tamam Bir Dolap Kitap’a sızmışken güzel bir vesileyle, daha fazla uzatmadan Dolap’ın işlevini yerine getireyim.

Depremle ilgili incelediğim kitaplar, genelde, depremin ne demek olduğunu, nasıl meydana geldiğini, ne gibi sonuçları olduğunu, nasıl ölçüldüğünü ve dünyadaki büyük örneklerini anlatıyordu. Çoğunda 17 Ağustos 1999’da yaşanan Gölcük depreminden de bahsediliyordu. Hatta o zaman 13 yaşında olan Onur Ümit’in kurtarılma hikâyesine yer verilmişti, Heather Montgomery tarafından yazılmış olan “How to survive an earthquake” kitabında. Onur’un yaşadıklarından öğrendiğimize göre enkaz altında kalırsak, enerjimizi bağırarak yardım istemek için harcamamalıymışız. Onun yerine ses çıkarabilecek eşyaları birbirine vurmak, varsa düdük çalmak veya cep telefonumuzu kullanmak ve enerjimizi hayati faaliyetlerimiz için saklamak gerekiyormuş. Onur bir sandalyenin ayağı ile duvara vurarak yerini belli etmiş ve 27 saat sonra kurtarılmış. Bu kitapta, Onur’unki gibi, her çocuğun ve yetişkinin mutlaka bilmesi gereken farklı deprem senaryolarına ve canlı tanıklıklara yer verilmiş. Yatakta, eski bir binada, köprüde, denizde depreme yakalanırsanız, yangın çıktığında, etrafınızda kimyasallar olduğunda ve başka koşullarda ne yapmanız gerektiği anlatılıyor. “How to survive an earthquake” içerdiği bu tarz önemli bilgilerle bir başucu kitabı olmayı hakediyor. Bu kitabı almak şart değil tabii. Aslında ideali, belediyelerin bu tarz bilgiler içeren kitapçıklar hazırlayıp herkese dağıtması. Ama bunu bekleyene kadar internetten çeşitli kaynakları çocuklarınızla birlikte araştırıp edindiğiniz bilgiler üzerinden kendi senaryolarınızı yazabilir, deprem çantalarınızı hazırlayabilirsiniz. Hatta önerilerinizi belediyenize de iletip yaygınlaştırmaları konusunda baskı yapabilirsiniz.

Bir diğer önemli konu da, “Shattering Earthquakes” kitabında rastladığım ve Yıldıray’ın dünkü yazısında altını çizdiği bina konusu. İncelediğim kitapların hemen hepsinde örnek bina olarak San Francisco’da yapılan Transamerica Pyramid gösteriliyordu. 1972’de yapılmış bu bina depremin etkisini azaltacak özel bir tabana sahipmiş. Ancak ne yazık ki bu tarz binaların imalatı çok pahalı olduğu için her yerde inşa edilemiyor. Louise ve Richard Spilsbury’nin hazırladığı “Shattering Earthquakes” kitabında, farklı olarak, köylerde yaşayan veya ekonomik durumu iyi olmayan insanlar için de çözüm önerilerine yer verilmiş. Siz de bu konuda apartman komşularınızla veya oturduğunuz mahalledeki insanlarla birlikte binalarınızın depreme karşı dayanıklı olup olmadığını araştırabilir, binalarınızı ve çocuklarınızın okullarını güçlendirmek için harekete geçebilirsiniz.

Son olarak bir de deprem sonrasından bahsetmek istiyorum. İzmir’in depremlerinin şiddeti, Richter ölçeğine göre, genellikle 5 civarı olduğu için gündelik yaşamımızı pek etkilemezdi. Ancak bugün Van’da yaşananlardan, daha önce Gölcük’de yaşananlardan biliyoruz ki, depremlerin etkileri, başlangıç ve bitiş süreleriyle kısıtlı değil. Nazan Ürkmez çok güzel yazmış Bir Dolap Kitap’ta çocukların depremden nasıl etkilenebileceğini, bu çocuklara nasıl yardımcı olunabileceğini. Tam olarak deprem sonrasına yönelik bir çocuk kitabı bulamadım kütüphanede ancak küçük bir kızın 1906 San Francisco depreminde yaşadıklarını anlatan resimli bir kitap buldum. Kitabın adı “Lizzie Newton and the San Francisco Earthquake“. Deprem esnasında rüyasında kendisini trende gören Lizzie Newton da tıpkı benim depreme ilk kez yakalandığım günkü gibi anneannesinin evindedir. Uyanıp sallanan şeyin tren değil de kendi odası olduğunu görünce korkuyla anneannesinin yanına koşar ve bunun bir deprem olduğunu öğrenir. Anneannesi yaralanmıştır, onu hastaneye götürmeleri için bir ambulans vagonuna teslim eder ve kendisi annesini ve babasını aramaya gider. Jeremy Tugeau’nun yaptığı resimler eşliğinde mutlu sona sahip bir “arama hikayesi”ne tanık oluruz. Ve öğreniriz ki afet sonrası için önceden bir buluşma noktası belirlemek çok önemli. Kitabın sonuna bir de okuma tiyatrosu için senaryo dâhil edilmiş. Ancak kitaptan deprem sonrasına dair ayrıntılı bilgi edinmek pek mümkün değil.

Deprem sonrası yaşananlar çok önemli gerçekten. Çocukların hayatlarının da binalar gibi altüst olmaması için çok iyi plan ve program yapmak gerekiyor. Bu konuda kitaplar mutlaka yardımcı olacaktır. Kitapları araştırırken, kitaplarla doğrudan ilgili olmayan ama burada paylaşmanın önemli olduğunu düşündüğüm “Save the Children” adlı organizasyonun, Japonya depremi ve nükleer felaketinden sonra yaptıklarına rastladım ve hoşuma giden etkinliklerini fikir vermesi açısından kısaca paylaşmak istedim.

  • Depreminin hemen ardından, CFS (Child-friendly space) dedikleri çocuk dostu yerler açmışlar. Buralarda çocuklarla birlikte interaktif tiyatro gösterileri, palyaço gösterileri düzenlemişler, resim ve sanat etkinlikleri yapmışlar.
  • Gezici kütüphane servisi veren bir kurumla ortak olup resimli kitaplar getirtmişler çocuklar için.
  • Bir de deprem sonrası yeniden yapılanma konusunda çocukların fikirlerini almak için çocuk-forumları düzenlemişler. (‘Yetişkin’ aklının, akıllarımızı durduğu şu dönemde, çocuk aklıyla bir şeyler yapma fikrini çok sevdim gerçekten)

Evet, deprem bu dünyanın bir gerçeği. Bir daha olmamasını dilesek de her gün binlerce deprem oluyor irili ufaklı. Bize düşen çocuklarımızı, kendimizi ve çevremizi hem öncesine (yerleşim alanları, okullar, binalar gibi), hem deprem anına (deprem çantası, deprem senaryoları, vs.), hem de sonrasına (dayanışma, yeniden yapılanma gibi) hazırlamak olacaktır.

Yazımı ünlü Ermeni şair Hovannes Tumanyan’ın sözleri ile bitirmek istiyorum,

“…Çok yaşayın çocuklar
Ama, yaşamayın bizim gibi
Siz, çok yaşayın çocuklar!…”
Evren
yavrusu.blogspot.com