Geçenlerde internette bir habere rastladım. Her ne kadar eski bir haber olsa da, verdiği mesajla her daim insanın kafasına koca bir yumruk indirebilecek güçteydi. Haberde, Hırvatistan’ın başkenti Zagrep’teki hayvanat bahçesine bir kafes kurulduğu, içine de insan konduğu yazıyordu. Hayvanların çektiği acıyı daha iyi algılayabilmek isteyen ziyaretçilerin kafese girmesine izin veren yetkililer, kafesin dışına şöyle bir yazı yerleştirmişlerdi: “Homo sapiens – Gezegenimizin en vahşi yaratığı.”

Tam da bu haberi okuduğum günlerde, elime Yalvaç Ural’ın yazdığı “La Fonten Orman Mahkemesinde” isimli kitap geçti. La Fontain’i bilirsiniz. Hani şu ünlü hayvan fabllarını yazan, Fransız yazar… Hatta biz de La Fontaine masallarına yer vermiştik Dolabımızda.  İşte o La Fontaine günün birinde ormanda hayvanların eline geçer. Hayvanlar da onu karga tulumba yakalayıp mahkemeye çıkarırlar. Yargıç aslan yazara sorar:

La Fonten,
ne istiyorsun bizlerden?
Neden bizleri
iyiler kötüler,
aptallar akıllılar,
güzeller çirkinler,
tembeller çalışkanlar, diye;
ikiye bölüp
birbirimize düşürüyorsun?
Hem sen bu öyküleri
yazmadan önce
hiçbir insan bizim için
böyle düşünmez,
hiçbir hayvan da bu denli
birbirine
düşman kesilmezdi.
Sen yazmadan önce
eşek eşek değildi;
daha bürünmemişti benim postuma,
taşımazdı insanların yükünü.
Karınca da bu denli cimri değildi…
Ve yaz günleri çalışırken
türküler söylediği için kendisine,
her zaman yardım ederdi
ağustosböceğine.
Bizlerden ne kötülük gördün ki,
hepimize böyle kendince
ön adlar takıyor
büyükleri, çocukları
bize güldürüyorsun?

La Fonten itiraz edip kendini savunmaya başlar. Ama o hayvanlar hakkında konuştukça, söz konusu hayvanlar da söz hakkı isteyip kendilerini savunurlar. Ayı, tavşan, yılan, kedi, ağustosböceği (Bay Ağustos), karga, tilki tek tek kürüye çıkıp konuşurlar. Bazen başka hayvanların, bazen la Fonten’in itirazlarıyla konuşmalar bölünse de, bir noktada La Fonten bile diyecek söz bulamaz. Sonunda La Fonten’e “İnsanat Bahçesi”ne konup para karşılığı gösterilmesi yönünde karar çıksa da, yazar, daha önce hayvanat bahçesinde kalmış hayvanların itirazlarıyla bu cezadan kurtulur.

Üstüne bir şey söylemeye gerek var mı? Kitabın ne anlatmak istediği, bu kısacık özetten bile anlaşılıyor. Benim bunun üzerine ekleyebileceğim tek şey, Yalvaç Ural’ın üslubu. Ural, orman mahkemesini, upuzun bir şiirle anlatmayı tercih etmiş. Düzyazı şiirle karışmış, cümlelerin kısa, ritmik ve rahat okunduğu bir şiir-masal ortaya çıkmış. Okuma konusunda ısınma turları atan bir çocuğa kitap okumayı sevdirmek istiyorsanız, bu kitapla başlayabilirsiniz.

Kitapta Yalvaç Ural’ın sözcüklerine Haslet Soyöz çok güzel desenlerle eşlik etmiş. Desenlerde sadece siyah, beyaz ve kırmızı kullanılmış. Az renkle yapılmış desenleri severim. Daha doğrusu siyah-beyazın başka bir renkle vurgulanmasını severim. Burada da kırmızı, üzerine düşen görevi yerine getirmiş ve ortaya çok yalın ama bir o kadar öçarpıcı resimler ortaya çıkmış. Hayvanların öfkesiyle kırmızı rengin cuk oturduğunu söylemeyeyse gerek yok…

Kitap boyunca hayvanların anlattığı, kızdığı, yakındığı her şeyde insanın aslında gezegenin en vahşi yaratığı olduğu gerçeğini bir kez daha anladım. Bunu anlamak için hayvanların orman mahkemesi kurmasına da gerek yok ki… Sadece şu son günlerde olup biten olaylara bir göz atmamız bile bize bu gerçeği zaten çok acı bir biçimde göstermiyor mu?

Homo sapiens’in bir gün ıslah olması dileğiyle…

La Fonten Orman Mahkemesinde
Yazan: Yalvaç Ural
Resimleyen: Haslet Soyöz
Yaş grubu: 8+
Marsık Kitap, 80 sayfa, basım yılı belirtilmemiş, karton kapak
ISBN: 978-905-5674-14-4