(Ya da kitaplardan ne öğrendim?)

Arada sırada aklıma şu soru geliyor: “Çocukken en sevdiğim kitap hangisiydi?”

Şimdi piyasada o kadar çok güzel kitap var ki, aralarından seçim yapıp favorileri belirlemek zor. Ama benim çocukluğumda öyle değildi ki! Resimli kitaplar zaten bir elin parmaklarını geçmezdi. Olanlar da zaten öyle ahım şahım kitaplar değildi. Bir kısmı klasik masallardan uyarlamalar olurdu, geri kalanı da öylesine kitaplardı. Ah, ah Tostoraman‘lar, Elmer‘lar ben küçükken de olsaydı ya… “Aç Tırtıl”, “Canavarlar Ülkesinin Kralı” o günlerde çevrilmiş olsaydı ya…

İlkokul çağı kitapları daha çoktu. Yine de bugüne oranla azlardı. Okuyup sevdiğim kitapları evirip çevirip yeniden okurdum. İşte o kitapları düşündüm, nelerdi diye… Aşağıdaki liste çıktı.

İşte benim çocukluğumun ilk 10 kitabı:

1. Afacan Beşler dizisi. (Yazan: Enid Blyton). Eskiden nedense “Afacan Beşler” hakkıyla yayımlanmamıştı. İsimler garip uyarlamalara maruz kalır, bölümler kısaltılıp kuşa çevrilir, üstüne bir de çok sayıda dizgi hatasıyla basılırdı. Çok özensiz basılmalarına rağmen Afacan Beşler’i okumaya doyamazdım. Dört çocuk, bir de köpek, canları istedikçe tası tarağı toplayıp kamp yapmaya giderlerdi ya, ben de aralarına katılmak, onlarla Kepçe Adası’na gitmek, al yanaklı aşçının leziz keklerinden yemek için çıldırırdım. Tüm bunların üzerine birkaç esrarlı durum, kötü adamlar ve olmazsa olmaz gizli geçitler Afacan Beşler’i favori listemin başında tutardı. Keşif duygumu Afacan Beşler’e borçluyum.

2. Gizli Yediler dizisi. (Yazan: Enid Blyton). Afacan Beşler’deki baskı hataları ne yazık ki Gizli Yediler’de de çok vardı. Mesela Çakı ve Cinci’nin cinsiyeti her kitapta değişirdi! (Bu arada isimlere dikkat çekerim.) Bu kadar köklü bir çeviri faciasına rağmen, Gizli Yediler’in gizli toplantılarından müthiş zevk alırdım. Zencefilli kurabiye ve limonata eşliğinde, özel parolalar söylenerek yapılan bu gizli toplantılarda çocuklar burunlarını ne tür gizemli olaylara sokmaları gerektiğini (ya da hali hazırda gizemli bir durum varsa onu) tartışırlardı. Görev paylaşımı, kılık değiştirmeler, adam takip etmeler, geceleri gizli gizli buluşmalar derken, bunları okuya okuya, biz de üç arkadaş “Kayıp Bürosu” diye bir dedektif çetesi kurmuştuk. Burnumu her türlü deliğe sokacak kadar meraklı oluşumu Gizli Yediler’e borçluyum.

3. Mary Poppins (Yazan: P.L. Travers). Kendi halindeki bir sokaktaki, kendi halinde bir evde yaşayan kendi halinde bir aileye günün birinde bir dadı gelmişti. Öylece çıkagelmişti. Hem de şemsiyesiyle uçarak. “Adım Mary Poppins,” demişti, “yeni dadıyım.” Böylece ailenin iki büyük çocuğu Jane ve Michael için bol büyülü bir süreç başlamıştı. Mary Poppins’i sevmemin nedenlerini net bir biçimde sıralayamıyorum. Bir kere çok müthiş bir kadın olduğu için seviyorum. Elinin altında hep tuhaf eşyalar barındırdığı için… En önemlisi de yaşamın her anında büyülü ve gizemli pek çok şeyin olabileceğini bana gösterdiği için… (Aaa, bir de bana biraz ablamı anımsattığı için seviyorum onu!) Tanık olduğum her tür sihri Mary Poppins’e borçluyum.

4. Issız Derenin Kurtları (Yazan: Joan Aiken). Eskiden Milliyet Yayınları’nın küçücük mavi ciltli kitapları olurdu, hatırlar mısınız? İşte bu kitap da onlardan biriydi. On santimlik boyuyla ellerimin arasına öyle güzel otururdu ki. Kuzen Slyvia ve Bonnie ile arkadaşları kaz çobanı Simon, zalim mürebbiye Bayan Simpson ve yardakçısı Bay Grimshaw’a karşı! (Bayan Simpson’ın özgün kitaptaki asıl adının Letitia Slighcarp olduğunu yıllar sonra öğrenmiştim. Yabancı bir ismi başka bir yabancı isme çevirme – çevirinin böylesi!) Kuzenlerin tek başlarına zorlu ve aylar süren mücadelesinde başlarına gelmeyen kalmamıştı. Simpson beni çileden çıkarırken, Simon’ın kaz yumurtası ve kestane unuyla yaptığı keklerle kendimden geçerdim. Günün birinde kestaneleri toz haline getirip kek yaptıysam, nedeni bunu Issız Derenin Kurtları’ndan öğrenmemdir.

5. Gizli Bahçe (Yazan: F. H. Burnett). Hindistan’dan İngiltere’ye gelen öksüz ve şımarık bir kız, İngiltere’de bolluğun içinde ama kapalı kapılar ardında yaşayan yalnız ve hasta kuzeni ve bir de yaşam dolu, gürbüz bir oğlan çocuğu: Sara, Colin ve Dickon. Sara yeni yaşamında çevreye uyum sağlamaya çalışırken önce Dickon’la arkadaşlığı keşfetmişti; ardından, ölmüş yengesine ait olan, sarmaşıklı duvarlar ardında saklanan gizli bahçeyi. En tuhaf keşfiyse, kasvetli evin içinde garip bir kuzeninin olduğunu öğrenmesiydi. Tüm çocukluğum boyunca, gizli bir bahçeye keşfetme hayaliyle yaşadım. Kitabı her okuyuşumdaysa gizli bahçeden yayılan gül kokularını duydum. Toprağı ve bitkilerle uğraşmayı çok severim; bunu Gizli Bahçe’ye borçluyum.

6. Örümcek Dede (Yazan: Jean Webster) Bir öksüz-yetim öyküsü daha. (Niyeyse çocukken hep öksüzlü kitaplara denk gelmişim!) Judy Abbot, on sekiz yaşına gelince gizemli bir beyefendi tarafından üniversiteye gönderilir. Bu bey, ondan karşılık olarak her ay bir mektup ister. Kendisi ise kimliğini asla açıklamayacaktır. Judy dörtyıl boyunca karşılıksız mektuplar yazar. Biz de onun dört yıl boyunca nasıl değiştiğini izler dururuz. Bu kitap bana mektup yazmanın ne kadar özel ve keyifli bir şey olduğunu öğretmişti. Mektup yazmayı çok severim; bunu Örümcek Dede’ye borçluyum.

7. Demiryolu Çocukları (Yazan: Edith Nesbit). Bu da o küçük mavi kitaplardandı. Roberta, Peter and Phyllis’in babaları tutuklanınca, çocuklar anneleriyle birlikte şehirden ayrılıp kırsal kesimdeki bir eve yerleşiyorlardı. Alışık oldukları yaşam elbette tepe taklak oluyordu. Ama yaşama çok güzel uyum sağlıyorlardı. Hayatta her tür zorluğun üstesinden gelinebileceğini Demiryolu Çocukları’ndan öğrendim.

8. İki Yıl Okul Tatili (Yazan: Jules Verne). Hangi çocuğun hayali değildir ki upuzun bir tatil? Bir gemi kazasıyla ıssız bir adaya düşen çocuklar, bir tür Robinson Crusoe hayatı sürmeye başlamışlardı. Bir yandan büyük bir felaket yaşadıkları halde, orada o adada olmayı çok hayal etmiştim. Hayatta kalma becerilerinin önemini İki Yıl Okul Tatili’nden öğrendim.

9. Cincin Hanım (Yazan: Alf Pröysen). Cincin Hanım, zaman zaman çay kaşığı boyuna inen, “kendi halinde” bir hanımdır. Kitabın her bölümünde Cincin Hanım’ın küçülerek yaşadığı komik maceralar anlatılıyordu. (Küçül de cebime gir!) Ben de çok eğleniyordum. Kitapların sadece eğlenmek için de okunabileceğini Cincin Hanım’dan öğrendim.

10. Küçük Prenses (Yazan: F. H. Burnett). Gelelim son kitaba. Burada da bir öksüzle karşılaştığıma neden hiç şaşırmadım? Neyse ki bu kitabın kahramanı Sarah, sonunda babasına kavuşuyordu da, yetimhanedeki feci yaşamdan kurtuluyordu. Babası öldü sanılınca, okulun müdiresi tarafından hizmetçi yapılan Sarah, tavan arasında yalnız başına yaşıyordu. Bir gece Ramdas adlı bir Hintli tarafından müthiş bir sürprizle karşılanmıştı. Kitabın aklımda en parıltılı kalan kısmı bu: Ramdas odayı bir ziyafetle donatıyordu. İnsanın kendi kendine yetebileceğini Küçük Prenses’ten öğrendim.

Ben böyle kendimce bir nostalji yaşadım. Peki sizin çocukken en sevdiğiniz kitaplar hangileriydi? Niye? Paylaşırsanız sevinirim. Belki unuttuğum kitapları da bu şekilde anımsamış olurum.