Kitap okuma ödevi / Kitap okuma cezası

by YILDIRAY on 20/09/2011

Okulların açılması değil ama bir yorum aklımıza kimi düşüncelerin üşüşmesine neden oldu. Okulların açılması hususunda üzerimize düşeni yapmış ve de beğendiğimiz okul, okul yaşantısı temalı kitapları bir yazıda toplamıştık. Biz kendimizce konuyu kapatmışken, bizi düşüncelere salan bu yorum geldi. Bir süre Banu da ben de tepki veremedik. Bu yoruma ağlamalı mıydık, gülmeli mi? Yok mu saysaydık? Gelin görün ki, yok sayamadık. Bir tahmin yürüttük ve kendimizden emin bir tavırla altında gördüğünüz yorumu yazdık. Hâlâ da tahminimizden şüphe etmiyoruz.

Gelelim malum yorumun bizi gark ettiği düşüncelere. Yoruma yazdığımız yorumda da belirttiğimiz gibi, okullar tatile girerken verilen yaz tatili ödevinin yorum sahibi tarafından umursanmadığını, tam da tatilin biteceği gün, yani yumurta kapıdan neredeyse tamamen geçmişken akla geldiğini düşünüyoruz. Yorum sahibi, umarsız bir feveran içinde derdine (ki “dert” burada “kitap okuma ödevi” oluyor) çözüm ararken Bir Dolap Kitap’a denk gelmiş ve o yorumu bırakmış.

Biz yorum sahibinin çırpınışlarını ve çözüm arama biçimini haklı buluyoruz. Verdiğimiz karşılıktan sezilen tepkimiz, ödevini halletmek için seçtiği yöntemden çok, bunu bize ifade etme biçiminedir. Yoksa bize göre ödevini internet üzerinden halletmeye çalışması, internette sebil halde bulunan “kitap özeti” ve “ödev indirme” sitelerinden birine girerek ödevini tamamlamaya çalışması, verilen ödev bağlamında son derece tutarlıdır.

İyimser bir yaklaşımla; kitaplardan uzak duran öğrenciler, hiç değilse bu ödevler sayesinde bazı kitapların adını duymuş oluyorlar. Bazıları ödevi yapmak için interneti filan karıştırıp kitabın bir özetini buluyor ve belki o özeti okuma zahmetine katlanıyor. Hatta belki birkaç öğrenci ödev verilen kitabı okuyor bile! Ayrıca okuma ödevlerinin kitap satışlarını artırdığını da tahmin edebiliriz. Dolayısıyla yayınevleri açısından çeşitli okulların okuma listelerine, ödev listelerine kitap sokmanın önemli olduğunu söyleyebiliriz. Tıpkı orta öğretim ve üniversiteye giriş yöntemimizin (ve bu yöntemin devamlılığının, alternatifsizliğinin) dershane ve test kitabı sektörü için önemli olması gibi, okuma ödevleri de yayınevleri için önemlidir, diyebiliriz. Bu durum yayınevlerinin yeni kitaplar yapabilmesine de yardımcı oluyor.

İyimserliği bir kenara bırakacak olursak; kitap okuma ödevlerinin kitap okumayı sevdirmekten, kitap okuma alışkanlığı kazandırmaktan çok, kitaptan soğuttuğunu düşünüyorum. Kim mecbur bırakıldığı bir şeyden keyif alır ki? “Zamanla sen de beni sevmeyi öğreneceksin!” bir Türk filmi repliği değil mi? Ha, olmaz mı, olur. En nihayetinde Stockholm sendromu diye bir gerçek var insan psikolojisinde. Yine de “kitap okuma ödevi”, hedeflerini tutturamaz bence.

Sorunun bir de “yapıcı” olmaya çalışan ama eline yüzüne bulaştıran ebeveyn tarafı var. O tarafın adıysa şu: “Ceza olarak şu kadar sayfa kitap okuyacaksın! Doğru odana, okumadan gelme, soru soracam!”

Bu tür bir cezanın iki tarafı da, af edersiniz, köstebeğin halinden beterdir bence. Çünkü eğer Banu’nun çocukluğuna benzer bir çocuğunuz varsa, kitap okuma cezası almak için yapmadığı haylazlık kalmayacaktır. Ebeveyn açısından kaş yapayım derken göz çıkarmak bu oluyor. Eğer kitap sevmeyen bir çocuğunuz varsa, onunla kitap arasına üzerinde dikenli tel bulunan beton bir duvar çektiniz, bir de tüy kondurdunuz demektir. Tüh, kaş yaparken göz yine çıktı!

Her iki duruma da maruz kalan çocukların kitap değerlendirirken göz önünde bulundurdukları ortak kıstaslar olduğunu yakın çevremle ilişkilerim sırasında fark ettim. Bu kıstaslara göre kalın kitap kötü, ince kitap iyidir. Kalın görünen ama bol resimli ve iri yazılı kitaplar dışarıdan daha havalı görünür. Bir seferde yirmi sayfa okuyan çocuk okumakta sınır tanımıyor demektir. Düşünsenize, ceza olarak bile on beş sayfa veriliyor! Üstelik bu kıstaslara alıcı gözüyle bakacak olursanız, içerikle ilgili herhangi bir bahis olmadığını da hemen fark edersiniz.

“E o zaman sen ne öneriyorsun?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim.

Bakın, burada önerilmişi var. Tekrar etmekten kaçınmayayım. Çocuklarınıza kitap okumayı sevdirmek istiyorsanız;

• İster ebeveyn olun, ister öğretmen, çocukların sizi kitap okurken görmesini sağlayın.
• Çocuklarla birlikte kitap okuyacağınız (aynı mekânda süt ve kurabiye eşliğinde farklı kitaplar ya da bir kitabı sırayla sesli ya da siz çoğaltın işte) özel bir zaman belirleyin. Örneğin, her hafta cumartesi Bir Dolap Kitap radyo programından sonra bir saatinizi bu işe ayırın ve hiçbir şeyin bölmesine izin vermeyin.
• Çocuğunuza sadece kitap almak için harcayabileceği fazladan cep harçlığı verin.
• Kitap alış verişini çocuğunuzla birlikte geçirdiğiniz eğlenceli bir zamana dönüştürün. Örneğin kitapçıya gitmeden önce Bir Dolap Kitap E-Katalogu’nu açın, birlikte kitaplara bakın, onların dedikodularını yapın, kitapçıya birlikte gidin…
• Çocuğunuzun aldığı, okuduğu kitapları “Abuk sabuk kitaplar!” diye eleştirmeyin. Sizin daha nitelikli kitaplar okuduğunuz nerden belli ki?
• Kitap okuma ödevi vermeye külliyen karşı değiliz. Biz, çocukları belli bir kitabı okumaya, özetini çıkarmaya zorlamaya karşıyız. Bizim önerimiz, çocuklara birkaç kitap arasında seçim yapma hakkı sunmaktır. Seçmeleri için çocuklara sunulacak kitap listesi belli bir temaya göre hazırlanabilir. Böylece, olur da çocuklar seçtikleri kitabı okurlarsa, farklı kitaplardan edindikleri deneyim ve bilgiyi kullanarak aynı tema hakkında tartışabilirler. İnternetten özet indirmeye çalışmaktan daha eğlenceli ve öğretici bana göre.

Bu konuda eğitim bilimcilerin, öğretmenlerin ve sizin ne düşündüğünüzü merak ediyoruz. “Kitap okuma ödevi” sizce yararlı mıdır? Yazımızı hazırlarken gözden kaçırdığımız, ihmal ya da haksızlık ettiğimiz neler var? Ve son olarak, sizce o yorumun sahibi ödevini yetiştirebildi mi?

Share

{ 15 comments… read them below or add one }

Canan Bahadir September 20, 2011 at 08:52

Kitap okumanin odev olarak cocuklara verilmesine ben de tamamen karsiyim!Cunku isin icine ‘odev’ sozcugu girince,o is sevimsizlesmeye basliyor,kitap istedigi kadar cazip olsun!Size soyle bir ornek verebilirim:Ben kendimce kitap kurdu oldugumu dusunerek ve bol bol kitap okumaya calisarak hayatimi surduruyorum.Universite 1.sinifta turk dili ve edebiyati dersimiz vardi zorunlu,o derste de bize okuyup ozet cikarmamiz icin Cengiz Aytmatov’un bir kitabini vermislerdi,adini simdi hatirlamiyorum.O kadar sinur bozucu gelmisti ki bana o ozet cikarma odevi,zorla okuyup yaptim ama sonuc ne oldu dersiniz?O zamandan beri hala Cengiz Aytmatov okumaktan hoslanmam,kitaplarini elime bile almak istemem!
Cok uzattim biliyorum ama eger anne babalar cocuklarinin kitaplarinin kitap okumasini istiyorsa,biraz tv izlemeyi birakip,onlarla birlikte kitap okumalilar!Benim de oglum var,buyuyor ve ben de onun kitapsever olmasi icin elimden geleni yapacagim.Simdiden kitaplarini almaya basladim bile:)

Reply

Burcu September 20, 2011 at 09:35

Kitabı bitirmek “zorunda olma” durumu işin bütün keyfini kaçırıyor. Ben ilkokuldayken sınıftakiler kitap okumayı o kadar sevmiyordu ki öğretmenimiz yaz ödevi olarak “Harry Potter – Felsefe Taşı”nı vermişti. Ödev olduğu için ilk başta Harry Potter’ı bile okuyasım gelmemişti. (Şimdi en sevdiğim kitaplardan biri.) Ödev olarak verilen kitaplar, hele de sınavda çıkacak olanlar, kitabın tadını çıkaramadığınız, bir yerlerde bir anafikir varmış da kaçıracakmışınız gibi gelen kitaplar olarak kaldı aklımda. (Hele bir de lisede zorla okutulan Mor Salkımlı Ev vardı ki ne zaman adını duysam tüylerim diken diken oluyor.)

Reply

Hanim September 20, 2011 at 09:46

Gecenlerde bir arkadasimla “okumayan Turkiye” hakkinda konusuyorduk. Ulke olarak kitaplara karsi bu mesafe, dokunulmazlik havasi; bazilarinca isteksizlik ile, bazilarinca sanki zormus, herkesin harci degilmis gibi uzak durmalar nedir diye dusunup durduk. Kendi kizini örnek verdi. Arkadasimin evinin her yani tiklim tiklim kitap dolu. Esi de kendisi de surekli okuyan, okuduklarini paylasan ve tartisan bir cift. Cocuklari cok kucuk yaslarindan beri turlu turlu kitaba ulasabilecek konumda. Ama 16 yasindaki kizlari okumuyor.

“Baktim olmuyor, sinirle ceza verdim, 20 sayfa okumadan odandan cikmak yok! dedim” dediginde sok oldum ve tabii zararli olabilecegini hatirlatarak tepki verdim. Kendisi de hayretler icinde devam etti:

“Ama ise yaradi biliyor musun? Epey bir sure odasindan cikmadigini görunce merak ettim; 20 sayfayi coktan gecmis. Kitap onu öyle cezbetmis ki tamamini 2 gunde bitirdi. Sonraki gunlerde de ayni yazarin elimizdeki diger kitaplarini okudu.”

Acikcasi hala ne dusunecegimi bilemiyorum. Biryandan cezayla/zorlamayla okutmanin verimli olabilecegi konusunda supheliyim. Ama öte yandan cocugun kendi iyiligi icin zorla icirilen ilac gibi birsey olmus diye dusundum. Annesi zorlamasa kizi senelerdir raflarinda, masalarinda yer alan, annenin okudugu ve nihayetinde kizin da begeniverdigi o yazari kesfetmiyordu. Bilemedim.

Reply

pinooo September 20, 2011 at 10:04

Arda’nin okumasi gereken 6 tane kitap vardi okul tarafindan liste olarak verilen. Tatilde kitapları aldık. Kütüphnesine yerlestirdik. 6 kitaptan sadece 2sini tam olarak okudu. ikisini 10 sayfa okuyup beğenmediğini söyledi ve yarım bıraktı. son ikisine de hiç dokunmadı. Geri kalan tüm vaktini çizgi roman okuyarak geçirdi. Baktım çizgi romana meraklı ona Yakari serisinden 2 kitap aldım. Tüm seriyi istedi:) Kızılderililere ilgisi arttı. Artık çizgi roman üzerinden gideceğim. Bende tüm klasikleri Milliyet Çocuğun çizgi hikayeleriyle döne döne yıllarca okuyarak hatmetmiştim:) Hala Çılgın Baron’un top üzerinde havada uçuşu gözlerimin önündedir:D
Kitap okumanın ödev ya da ceza olarak sunulması kitap okuma alışkanlığını kazandırmak yerine soğutma görevi görür diye düşünüyorum. Evde okuyan (ya da çizen :))anne baba görmek çocuğun ilgi duyması için çok daha etkili :)

Reply

Biranda September 20, 2011 at 10:05

80′li yılların ortalarında İtalyan Kız Ortaokulu’nda yazın süper bir defter hazırlama ödevimiz vardı; tüm yaz boyunca okuduğun kitaplardan istediğin kadar özet (en az 3) ve sana ne anlam ifade ettiği, o yazın önemli haberlerinden alıntılar (gazete küpürleri, vs), senin için önemli olaylardan derleyeceğin bir günlük ve senin seçeceğin birkaç konu daha. Böyle bir eğitim yaklaşımını ben başka bir yerde görmedim açıkçası. Bu şekilde istendiğinde hiç de zorlayıcı olmuyordu, aksine büyük keyifle hazırlanıyordunuz (ya da ben öyleydim, bilemiyorum:)).

Bir de ben okumayı söktüğümden beri tüm arkadaşlarıma doğumgünü hediyesi olarak kitap aldım…hala da kitap hediye etmeyi de almayı da çok severim. Deniz’i de buna alıştırmaya çalışıyorum, ne zaman bir arkadaşına kitap alacak olsa kendisine de alıyor neyse ki!:)))) İçine de Deniz’in D’si yapıyor ki onun ( ya da ondan) olduğu anlaşılsın.

Reply

handan September 20, 2011 at 10:26

Ödevi veren öğretmen, örnek olması gerekenlerin ise anne-baba olduğunu düşünürsek, öğretmen ödev vermeyip ne yapmalı diye düşününce aklıma ilk gelen şu oldu: derslerden birini müfredatı boşverip serbest formatta yapabilir ve öğrencilerin yaşına göre seçeceği en çekici, heyecanlı, eğlenceli vs bir kaç kitap seçip, okumaya başlar ve elden ele herkes okur kitabı o ders boyunca. Üzerinde konuşurlar, tamamen serbest ve heyecanlı bir ortam olur. Sonra kitapçı veya kütüphanelerden en beğendikleri kitapları seçip okumaları istenir. Arada da okunması gerekli kitaplar veya yazarlar diye bir liste varsa oradan yine çok iyi seçimler yapılıp dışarıdan çekici görünmese de, konu bizden uzak görünse de kitapla çok farklı dünyaları görmenin mümkün olduğu anlatılmaya çalışılır, yine arada beraber okumalar yapılır o kitaplardan da, örneğin kitapların en heyecanlı bölümleri seçilerek. Öğretmen kitabı örneğin zaten biliyordur, ders yerine kitabı anlatmaya başlar, çekici ve meark uyandırıcı yeri geldiğinde hep beraber okuma kısmı başlar vs vs.
Birşeyi sevdirmek çok emek ve yaratıcılık istiyor, o şey günlük hayatın içinde bolca yer almıyorsa (Türkiye’de maalesef kitap böyle birşey).
“Hanim”ın 16 yaş örneği çok ilginç, zorla böyle bir şeyin gerçekleşmiş olması mucize gibi. Belki her şekliyle ilgi görmüş olmak hoşuna gitmiştir. Psikoloji çok derin bir konu, kimbilir onu isyan ettirmeyen neden neydi?

Reply

Pratik Anne September 20, 2011 at 17:47

Ebeveynler kendileri de kitap okuyarak ornek olsalar, cocuklar da kendi kendilerine cok kitap okuyan bireyler olsalar, zaten okuma odevine gerek kalir miydi acaba?
Oglum 1. sinifta. Her gun bir kitap okumalari isteniyor. Istedikleri kitabi secebiliyorlar. Cok kolaya kacmasinlar diye bir olcek var. Kitapta kac bilmedigin kelime var diye bir olcek. Kitap gunlukleri var. Okuduklari kitaplari, sayfa sayisini, sureyi oraya not ediyorlar. Anne baba olarak bize sadece gozetmek dusuyor.
Belli bir zaman gelecek, hepsinin ayni kitabi okumasi gerekecek, okudugunu anlamasini ve de yazim kabiliyetini gelistirmek icin belki ozet veya konu ile ilgili kompozisyon yazmasi gerekecek. Bunlar ilerisi icin gerekli kabiliyetler. Bunlari evde anne baba vermedigine gore okuldan verilen odevlerle gelistirilecek seyler. Kendini ifade edemeyen, okudugunu anlayip bunu sozle veya yazili olarak karsisindakine aktayamayan nesiller istemiyorsak hem ogretmenler, hem de anne babalar olarak cocuklarimiza ister odev ister baska sey adi altinda, belki daha eglenceli metodlar ile bunlari yaptirmamiz gerek.

Reply

Fisun September 20, 2011 at 20:57

Bu yazın ortalarında size danışmıştım hatırlarsınız Eylül neden kitap okumuyor, nasıl sevmesini sağlayabilirim diye? Aslında sizin yazdıklarınızı birebir uyguladığım halde nerede yanlış yapıyordum? Okul açılmadan önce kitaplığı düzenlerken farkettimki bazı kitapları çok erken almışım. 9-15 yaş arası okuyacağı kitapları bile görünce almışım bir daha bulamazsam diye… Düşünsenize Samed behrengi’nin Küçük Kara Balık kitabından iki ayrı yaş grubu için birer tane var. Aynı şekilde de Küçük Prens :))) Şimdi daha bir uzlaşı içindeyiz Eylül’le Şirinler serisinden ona uygun bir Şirine’nin nasıl mavi olduğunu anlatan kitap aldım. Hooop bitirdi. Yani diyeceğim o ki sabır, uygun zaman, uygun şartlar… Yoksa hüsran

Reply

BAŞAK KÜÇÜK September 20, 2011 at 22:10

Ben sıkı bir BDK takipçisi, okumayı çok seven bir insan ve kitaplara bayılan bir çocuğun annesi olmanın yanında, aynı zamanda bir öğretmen olarak da kendi açımdan yorum yazmak istedim. Biz öğrencilerimize mutlaka okuma ödevleri veriyoruz. Bazen kısa paragraflar, bazen 1-2 sayfalık hikayeler, bazen de kitaplar. Elbette elimizden geldiğince ilgilerini çekecek metinler seçiyoruz, bu zaten olmazsa olmaz. Ama asıl önemlisi mutlaka ve mutlaka çocukların okuduklarını kişiselleştirebilecekleri bir proje ile birleşmesi. Örneğin dedektiflerle mi ilgili bir kitaptı, o halde kendisi kısa bir dedektif filmi senaryosu yazabilir,kısa filmini çekebilir. Kuşlarla mı ilgiliydi? Mini bir resimli kuş ansiklopedisi oluşturabilir. “Abuk sabuk” :-) ve/veya “büyülü müyülü” :-) bir kitap mıydı? O halde bir iki sihirbazlık numarası öğrenip, sınıfta arkadaşlarını şaşırtır. Yani ne okursa okusun, sonunda eğlenir ve diğerleri de onun çalışmasını hem sever, hem de okuduğu kitabı merak ederler. Hal böyle ise bence kitap ödevinin bir mahsuru yok. Sizce?

Reply

Evren September 20, 2011 at 22:27

Traji-komik bir yorum olmus. Bence o yorumun sahibi bir seyler karalayip vermistir. Buralara kadar gelip isteme cesareti gosterdigine gore, okumadigi kitapla ilgili yazma cesareti de gosterebilir. Ama malesef egitim sistemi gercek cesareti kiskirtmadigi icin, itiraz ve tartisma hakkini itinayla sakli tuttugu icin ogrencilerin isi de cok zor. Aslinda su herkesi ayni goren, aynilastirmaya calisan egitim modeli bastan yanlis ya neyse…

Ama katiliyorum, odev kelimesi isin icine girince ekstra sevimsiz oluyor. Ben de hic haz etmezdim. Kompozisyon dersini de hic sevmezdim, cok sinirlayici gelirdi. Alternatif oneriler cok guzel olmus! Burada da katildigim bir okuma grubu var. Her ay toplanip bir tur veya yazar seciliyor birlikte, sonra herkes onunla ilgili istedigi yazar(lari), istedigi kadar kitabi okuyor ve ertesi ay bir kafede bulusup digerlerine anlatiyor; toplanti sonunda da ertesi ayin turunu veya yazarini belirleniyor. Farkli farkli pek cok sey yapilabilir aslinda. Yeri gelir ayni kitap da okunabilir, ozet de cikarilabilir. Ama onemli olan bunu yapacak olan insanlarin soz sahibi olmasi ve okuyacaklari kitaplari kendilerinin secmesi, formata birlikte karar verilmesi.

Reply

Fatoş September 20, 2011 at 23:00

İlkokula giden yiğenime tatil ödevi olarak, bir liste verilmiyor. Ama en çok sayfa okuyan kişiye öğretmeni ödül veriyor. Ayrıca okul açıkken de bu sistem aylık olarak devam ediyor. Örneğin yiğenim bu tatilde 2850 sayfa okumuş. Sınıfında daha çok okuyanlarda varmış. Aslında sırf sayfa sayısına endeksli olunca da okuduğundan ne kadar keyif alıyor bilemiyorum. Bazen sıkıntıyla bitiriyor kitabı, bazen de “Charlie’nin Çikolata Fabrikası” gibi defalarca okuyor. Yani karar veremedim bu sistem iyi mi kötü mü…

Reply

taybiş September 21, 2011 at 10:58

Merhaba. Ben bir sınıf öğretmeniyim.Öğrencilerime ara ara okuma ödevi vermek zorundayım.Çünkü bir köy okulunda çalışıyorum ve öğrencilerimin büyük çoğunluğu eğer ödev olarak vermezsem okumuyor.Ama onların internet imkanı da yok maalesef.Yani kitaplarla ilgili daha sonra soru sorduğum için mecbur okuyorlar.Yalnız şunu belirtmek isterim ki ,işin öğretmen cephesi ve anne baba cephesi çok farklı.Benim iki tane kızım var.Biri ikinci sınıfta , diğeri ise ana sınıfında.Çok şükür ikisi de kitap kurdu.Öğrencilerime de kitap okumayı sevdirmede çok yol katettiğime inanıyorum.
Çocuklara kitap okumayı sevdirmede yukardakilere ek olarak naçizane önerilerim olacak.Öncelikle kesinlikle çocuklar okuyan bir anne baba görecek.Evlerde televizyon ve bilgisayar çok sınırlı kullanılacak.Kitap okuma saatleri yapılacak.Çocuklar muhakkak bir kütüphaneye üye olacak.Kitapçı ziyaretleri yapılıp çocuğun okuyacağı kitabı seçmesine imkan verilecek.Bence en ama en önemlisi okul öncesi çocuğa bol bol kitap okunacak.
Yukarıdakiler tam olarak uygulandığında çocuklar muhakkak okumayı seviyorlar bence.

Reply

Yıldıray September 22, 2011 at 10:47

Yorumlar için teşekkür ederim. Bu yazıyı yazarken amaçlarımdan biri sizden bu yorumları alabilmek, konuyu tartışmaya açabilmekti.
Öğretmenlerin “kitap okuma ödevi” vermesi elbette itiraz ettiğimiz bir şey değil. Bizim itiraz noktamız daha çok öğrencinin kişiselleştiremeyeceği biçimde ödev verilmesi (bu bağlamda yalnızca kitap okuma ödevlerini kast etmiyorum aslında). Yine de konunun düğüm noktası bu değil. Bence kitap okuyan anne babalar görmedikçe, kitap günlük yaşamlarının bir parçası olmadıkça, öğretmenlerinin, okul müdürlerinin, milli eğitim bakanının, başbakanın kitap okuduğundan emin olmadıkça, sevdiği futbolcunun, şarkıcının kitap okuduğunu duymadıkça, çocuk da kitap okumayacaktır. Şartlar böyle devam ettiği sürece kitap hep “ödev”, “sınav” başlığı altında anılacak, her tür kitap test kitabından sonra, daha kötüsü test kitabının altında bir başlık olarak kalacak. Bize her gün bir başka okulun bir başka öğretmeni çalıştığı okulda kütüphane olmadığını, okuyacak kitap bulunmadığını bildirerek kitap isteyen bir e-mail yazıyor. Devlet her öğrenciye tablet pc dağıtıp elektronik kitaplar verme fantezisiyle işine bakadururken, öğretmen ve öğrenciler okullarında ders kitabı dışında okuyacak kitap bulamıyor. Kısacası, sorun kitap okuma ödevi verilmesinde değil, o ödevin işe yarayacağı zeminin olmamasında, ki o zemini oluşturmak hepimizin sorumluğu.
Yazıya gelen yorumlarda ilgimi çeken bir durum var. Herkes işin eğitim-öğretim boyutuna eğilmiş ama “Hanım” dışında kimse ebeveynler ve “kitap okuma cezası” konusuna değinmemiş. Oysa bu her gün yaşanan bir tuhaflık. Hanım’ın verdiği örnekte işe yaramış ama genelde durum öyle mi? Ben kitapların cezayla anılmasını istemiyorum. Siz?

Reply

BAŞAK KÜÇÜK September 22, 2011 at 23:01

Ben de kesinlikle ceza olarak “kitap” verilmesine kesinlikle karşıyım. Daha önce bir yazınız vardı, bayılmıştık biz. “Çocuğunuzu tam bir kitapsevmez yapmanın 15 altın kuralı” İşte oradaki 13. madde neydi? “Ona “Kitap oku!” diye baskı yapın. Emin olun, baskı işe yarayacak ve çocuğunuz zamanla tam bir kitapsevmeze dönüşecektir.” Kitap cezası da kesinlikle bunu yapar. KİTAPSEVMEZ! Ben çocukken de kitap okumayı çok severdim. Neden, nasıl oldu diye düşünüyorum. Annem de babam da sürekli kitap okurlardı, evimiz kitap doluydu. Hatta annemlerin salonunda hala büfe bile bardak çanakla değil, kitapla doludur. Bana hiç bir zaman ” Bu kitabı al oku, gel anlat” gibi şeyler söylenmedi. “Bak bunları okuyabilirsin, sevebilirsin, burada duruyorlar.” denildi. Hatta kitaba sadece okumak için dokunmadım ben. Kitap kaplamayı öğretti babam. Kitapları listelemeyi, düzenlemeyi… Yani kitaplara dokunmayı. Sonra da kitapların içindeydim. İlkokul birinci sınıfı bitirdiğim yaz bir sabah “Küçük Kara Balık” ı elime alıp, o gün kitabı bitirdiğimi ve akşam babam geldiğinde Kara Balık’ın haline üzüldüğüm için babama ağladığımı hatırlıyorum. Ben aynı şeyleri oğluma yaptım. Alışveriş merkezine gittiğimiz zaman hemen bizi kitapçıya doğru sürükler. En az bir saat çıkmaz, kendisi seçer, bakar, inceler ve okutur bize. Çünkü çok seviyor o da kitapları. Ben şimdi bu çocuğa “Yaramazlık yaptın, televizyon yok bugün sana” der gibi “Ceza sana, git kitap oku” dersem tam bir kitapsevmezim olmaz da neyim olur şimdi?

Reply

Mücahit December 26, 2011 at 00:22

Söylenecek çok şey kalmamış gerçi. Ben de yaptığım uygulamayı paylaşayım. Ben Sınıf Öğretmeniyim. Öğrencilerime verdiğim kitap okuma ödevini şartlı veriyorum. şartım televizyonu kapatıp ailece kitap okumaları. bunu ailelerinden de rica ettim. ve Müdür beyin de desteğiyle bunu bütün okula yaydık. veli toplantısında okuldaki velilerimizin yarıdan çoğunun iştirak ettiği bir toplantıda (yaklaşık 300 kişi) velilerimizden 20:00 ve 20:30 saatleri arasında TELEVİZYONU KAPATIP AİLECE KİTAP OKUMALARINI İSTEDİK. Tabi hepimizin bildiği ailenin çocuğa örnek olması gerektiğini anlatmaya çalıştıktan sonra isteğimzi olumlu karşılandı ve dahası uygulanıyor. şimdilik öğrencilerden aldığımız dönütlere göre okulumzun 1/3′üne yakını uygulamaya başlamış. (henüz 2 hafta oldu).. Ben kendi öğrencilerime verdiğim kitap okuma ödevini ailece verdiğim için ve çoğu buna riayet ettiği için ödevin çok faydasını gördüm, görmeye devam edeceğim. Tavsiye ederim….

Reply

Leave a Comment

Yorumları takip et. Yorum bırakmadan da kayıt yapabilirsiniz. Kaydol!

Previous post:

Next post: