Okulların açılması değil ama bir yorum aklımıza kimi düşüncelerin üşüşmesine neden oldu. Okulların açılması hususunda üzerimize düşeni yapmış ve de beğendiğimiz okul, okul yaşantısı temalı kitapları bir yazıda toplamıştık. Biz kendimizce konuyu kapatmışken, bizi düşüncelere salan bu yorum geldi. Bir süre Banu da ben de tepki veremedik. Bu yoruma ağlamalı mıydık, gülmeli mi? Yok mu saysaydık? Gelin görün ki, yok sayamadık. Bir tahmin yürüttük ve kendimizden emin bir tavırla altında gördüğünüz yorumu yazdık. Hâlâ da tahminimizden şüphe etmiyoruz.

Gelelim malum yorumun bizi gark ettiği düşüncelere. Yoruma yazdığımız yorumda da belirttiğimiz gibi, okullar tatile girerken verilen yaz tatili ödevinin yorum sahibi tarafından umursanmadığını, tam da tatilin biteceği gün, yani yumurta kapıdan neredeyse tamamen geçmişken akla geldiğini düşünüyoruz. Yorum sahibi, umarsız bir feveran içinde derdine (ki “dert” burada “kitap okuma ödevi” oluyor) çözüm ararken Bir Dolap Kitap’a denk gelmiş ve o yorumu bırakmış.

Biz yorum sahibinin çırpınışlarını ve çözüm arama biçimini haklı buluyoruz. Verdiğimiz karşılıktan sezilen tepkimiz, ödevini halletmek için seçtiği yöntemden çok, bunu bize ifade etme biçiminedir. Yoksa bize göre ödevini internet üzerinden halletmeye çalışması, internette sebil halde bulunan “kitap özeti” ve “ödev indirme” sitelerinden birine girerek ödevini tamamlamaya çalışması, verilen ödev bağlamında son derece tutarlıdır.

İyimser bir yaklaşımla; kitaplardan uzak duran öğrenciler, hiç değilse bu ödevler sayesinde bazı kitapların adını duymuş oluyorlar. Bazıları ödevi yapmak için interneti filan karıştırıp kitabın bir özetini buluyor ve belki o özeti okuma zahmetine katlanıyor. Hatta belki birkaç öğrenci ödev verilen kitabı okuyor bile! Ayrıca okuma ödevlerinin kitap satışlarını artırdığını da tahmin edebiliriz. Dolayısıyla yayınevleri açısından çeşitli okulların okuma listelerine, ödev listelerine kitap sokmanın önemli olduğunu söyleyebiliriz. Tıpkı orta öğretim ve üniversiteye giriş yöntemimizin (ve bu yöntemin devamlılığının, alternatifsizliğinin) dershane ve test kitabı sektörü için önemli olması gibi, okuma ödevleri de yayınevleri için önemlidir, diyebiliriz. Bu durum yayınevlerinin yeni kitaplar yapabilmesine de yardımcı oluyor.

İyimserliği bir kenara bırakacak olursak; kitap okuma ödevlerinin kitap okumayı sevdirmekten, kitap okuma alışkanlığı kazandırmaktan çok, kitaptan soğuttuğunu düşünüyorum. Kim mecbur bırakıldığı bir şeyden keyif alır ki? “Zamanla sen de beni sevmeyi öğreneceksin!” bir Türk filmi repliği değil mi? Ha, olmaz mı, olur. En nihayetinde Stockholm sendromu diye bir gerçek var insan psikolojisinde. Yine de “kitap okuma ödevi”, hedeflerini tutturamaz bence.

Sorunun bir de “yapıcı” olmaya çalışan ama eline yüzüne bulaştıran ebeveyn tarafı var. O tarafın adıysa şu: “Ceza olarak şu kadar sayfa kitap okuyacaksın! Doğru odana, okumadan gelme, soru soracam!”

Bu tür bir cezanın iki tarafı da, af edersiniz, köstebeğin halinden beterdir bence. Çünkü eğer Banu’nun çocukluğuna benzer bir çocuğunuz varsa, kitap okuma cezası almak için yapmadığı haylazlık kalmayacaktır. Ebeveyn açısından kaş yapayım derken göz çıkarmak bu oluyor. Eğer kitap sevmeyen bir çocuğunuz varsa, onunla kitap arasına üzerinde dikenli tel bulunan beton bir duvar çektiniz, bir de tüy kondurdunuz demektir. Tüh, kaş yaparken göz yine çıktı!

Her iki duruma da maruz kalan çocukların kitap değerlendirirken göz önünde bulundurdukları ortak kıstaslar olduğunu yakın çevremle ilişkilerim sırasında fark ettim. Bu kıstaslara göre kalın kitap kötü, ince kitap iyidir. Kalın görünen ama bol resimli ve iri yazılı kitaplar dışarıdan daha havalı görünür. Bir seferde yirmi sayfa okuyan çocuk okumakta sınır tanımıyor demektir. Düşünsenize, ceza olarak bile on beş sayfa veriliyor! Üstelik bu kıstaslara alıcı gözüyle bakacak olursanız, içerikle ilgili herhangi bir bahis olmadığını da hemen fark edersiniz.

“E o zaman sen ne öneriyorsun?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim.

Bakın, burada önerilmişi var. Tekrar etmekten kaçınmayayım. Çocuklarınıza kitap okumayı sevdirmek istiyorsanız;

• İster ebeveyn olun, ister öğretmen, çocukların sizi kitap okurken görmesini sağlayın.
• Çocuklarla birlikte kitap okuyacağınız (aynı mekânda süt ve kurabiye eşliğinde farklı kitaplar ya da bir kitabı sırayla sesli ya da siz çoğaltın işte) özel bir zaman belirleyin. Örneğin, her hafta cumartesi Bir Dolap Kitap radyo programından sonra bir saatinizi bu işe ayırın ve hiçbir şeyin bölmesine izin vermeyin.
• Çocuğunuza sadece kitap almak için harcayabileceği fazladan cep harçlığı verin.
• Kitap alış verişini çocuğunuzla birlikte geçirdiğiniz eğlenceli bir zamana dönüştürün. Örneğin kitapçıya gitmeden önce Bir Dolap Kitap E-Katalogu’nu açın, birlikte kitaplara bakın, onların dedikodularını yapın, kitapçıya birlikte gidin…
• Çocuğunuzun aldığı, okuduğu kitapları “Abuk sabuk kitaplar!” diye eleştirmeyin. Sizin daha nitelikli kitaplar okuduğunuz nerden belli ki?
• Kitap okuma ödevi vermeye külliyen karşı değiliz. Biz, çocukları belli bir kitabı okumaya, özetini çıkarmaya zorlamaya karşıyız. Bizim önerimiz, çocuklara birkaç kitap arasında seçim yapma hakkı sunmaktır. Seçmeleri için çocuklara sunulacak kitap listesi belli bir temaya göre hazırlanabilir. Böylece, olur da çocuklar seçtikleri kitabı okurlarsa, farklı kitaplardan edindikleri deneyim ve bilgiyi kullanarak aynı tema hakkında tartışabilirler. İnternetten özet indirmeye çalışmaktan daha eğlenceli ve öğretici bana göre.

Bu konuda eğitim bilimcilerin, öğretmenlerin ve sizin ne düşündüğünüzü merak ediyoruz. “Kitap okuma ödevi” sizce yararlı mıdır? Yazımızı hazırlarken gözden kaçırdığımız, ihmal ya da haksızlık ettiğimiz neler var? Ve son olarak, sizce o yorumun sahibi ödevini yetiştirebildi mi?