İlkokulun ya ilk yılıydı ya da ikinci yılı. Havalar iyice soğumaya başlarken, bana bir “anorak” alınmıştı. Aslında sözcüğün tam tanımını karşılayan bir giysi değildi bana alınan. Örneğin neredeyse suratımın tamamını kaplayan kenarları kürklü bir şapkası yoktu. Hatta o kadar pufidik bile değildi. Ama açık bir sütlü kahve renginin üstüne kayak sporuyla ilgili bir iki havalı yazı ve şekil kondurulmuştu. Satıcı, giysinin su geçirmez olduğunu söylemişti. Ayrıca “anorak” çok havalı, hatta bana gizemli gelen bir sözcüktü. Üstelik bu anorak, bir şeyler satın almanın bizim için hiç de kolay olmadığı o günlerde, bana alınmıştı. Bir buz çölünde bir ayıyı çıplak elleriyle avlamış ve postunu tulum çıkarıp kendine giysi yapmış bir eskimo kadar gururlanıyordum anorağımla. Elbette o anorağı kendim üretmediğim ve hatta satın alacak parayı kendim kazanmadığım için, benimki gurur değil de kibirdi. Belki de kendisi için bir anorak satın alınabileceğini hiç hayal etmemiş bir çocuğun bu olayın gerçekleştiğine kendini inandırma çabasıydı, bilmiyorum. Okula gittiğimde sıra arkadaşlarım Kerem ve Handan’a yepisyeni anorağımı gösterip hava attığımı anımsıyorum. Sınıfa girince üstümden çıkarmayıp doğruca oturduğum sıraya gitmiştim. Anorağımı göstermek için çıldırıyordum. “Hem su da geçirmiyor!” dediğimi anımsıyorum. Sonra fermuarının elimde kaldığını. Bir süre o muhteşem anorağımın fermuarının elimde kaldığına inanamamıştım. Ondan sonraki dersler boyunca ağlamıştım. Kerem ve Handan’ın “Kendini beğenmişin sonu budur işte,” diyerek belletilmiş bir dersin tekrarıyla bana nispet yaptıklarını da anımsıyorum. O kadar çok ağlamıştım ki, sonunda öğretmen de isyan etmişti.
Zaman makinasından yeni indim. Hâlâ şaşkınım. Beni zaman makinasına bindiren gibi yine bir kitap oldu. Redhouse Kidz’in yayımladığı “Devekuşu Dudu” adlı kitap.
Devekuşu Dudu’nun kuyruğu çok güzeldir. Kendisi de bunun farkındadır ve kuyruğunu göstermek için gün boyu salınıp durur. Hatta kuyruğu bozulmasın diye geceleri başını kuma gömüp poposu havada uyur. Günlerden bir gün, daha doğrusu bir sabah, Dudu uyanır ama kafasını kumdan çıkaramaz. Sıkışmıştır. Uzun süre kimse Dudu’nun sıkışıp kaldığını fark etmez. Her zamanki gösteriş budalası, komik devekuşudur işte. Neden sonra annesi Dudu’nun kafasını kumdan çıkaramadığını fark eder. Yavrusunun kuyruğuna asılır ama gücü yetmez. Dudu’nun babası da annesinin kuyruğuna asılır. Onun kuyruğuna antilop, antilopun kuyrğuna zebra, zebranın kuyruğuna bir kuş asılır. Sonunda Dudu’nun kafasını kumdan çıkar ama…
Kitap önce kendini beğenmişin komik hallerini ortaya koyuyor. Başını kuma, tüm ruhunu kendine, kuyruğunun güzelliğine gömen Dudu, sonunda girdiği o delikte mahsur kalıyor. Gerçek hayatta da böyle değil midir? Kendimizi dünyanın merkezine, kendi merkezimize de güzelliğimizi, işimizi, çocuğumuzu vs. koyunca gömülüp kalmıyor muyuz? Belki de varoluşumuzu göstermenin çok fazla yolunu bilmiyoruzdur da bulup bulabildiğimiz
tutunacak tek dala asılıp kalıyoruzdur. Her ne oluyorsa oluyor, sonunda kendimizi gömdüğümüz şeyin dışında bir şey göremez hale geliyoruz. O şeye sahip olmayanlara acıma, o şeyle bizim kadar ilgilenmeyen herkese de şaşkınlık ve hatta kınama dolu gözlerle bakıyoruz. Dudu’nun başına gelen bundan başka nedir ki? Neyse ki Dudu’nun annesi, babası, komşular kendisine kuyruğundan daha çok değer veriyorlardır da, Dudu’nun düştüğü durumun farkına varırlar. Neyse ki annesi, babası ve komşuları güçlerini birleştirmeyi, yardımlaşmayı biliyorlardır da, Dudu’yu kendi kazdığı kuyudan çıkarmayı başarabilirler. Neyse ki Dudu’nun annesi, babası, komşuları sağduyu sahibidir de, Dudu’yu kurtardıktan sonra ona bağırıp çağırmazlar, zaten korkmuş ve kendini kötü hissetmekte olan Dudu’nun daha da kötü hissetmesine neden olmazlar. Neyse ki Dudu akıllı bir devekuşudur da, önceden dinlemediği sözlerin kıymetini düştüğü durumdan kurtulunca anlayıverir.
Anlatıcımız Rachel Chaundler’in dili gibi, Bernardo Carvalho’nun resimleri de yalın ve komik. Resimlerde Afrika savanasının sert güneşi hafiften gözümüzü kamaştırıyor. Savanada yaşayan türlü çeşit hayvanla karşılaşıyoruz.
Kitabı Türkçeye Esin Güngör çevirmiş. Özgün metni okumadım ama, muhtemelen Rachel Chaundler da Esin Güngör’ün Türkçesi gibi melodik ve hafif kâfiyeli bir dil kullanmış olsa gerek.
Gelelim benim anorağa… Fermuar yerine takıldı takılmasına ama o saatten sonra anorağın pek bir büyüsü kalmadı. Beni soğuktan koruyordu ya, daha ne!
Hamiş: Bildiğiniz gibi Redhouse Kidz, Bir Dolap Kitap 2. E-Katalogu’nun sponsoruydu. Buyurun buıradan tıklayın.
Bu kitapları da okumak isteyebilirsiniz:
Devekuşu Dudu Özgün Adı: Mariluz Avestruz Yazan: Rachel Chaundler Resimleyen: Bernardo Carvalho Çeviren: Esin Güngör Yaş grubu: 3+ Redhouse Kidz, 32 sayfa, 2008, karton kapak ISBN: 978-975-8176-88-5










{ 4 comments… read them below or add one }
Çok sevdim bu kitabı…Fakat yazılanları okurken birşey geldi aklıma bu kitapların önce büyükler tarafından okunması lazım bence. Çocuklardan önce büyükleri eğitmek gerekiyor çünkü bu konuda…
“Anorak”konusuna gelince. Hepimizin benzer anısı var aslında. Bunları paylaşınca da hani ilköğretim hatta lisede kıyafet serbestisi getirilmesini isteyenler var ya onlar bunları hiç yaşamadı mı acaba diye düşünüyorum. Kaç yıl geçmesine rağmen hiç unutulmamış alınmış bir anorak ve onunla arkadaşlara hava atma isteği. Düşünsenize hergün başka bir kıyafetle okula gitme isteğini hangi veli karşılayabilir ve karşılanmamış arkadaşta görülen bir kıyafetin yıllarrrr geçse de unutulmayan yarasını kim iyileştirebilir. Selamlar…
ben bunu çok sevdim kazanmak isterim kıızm içinn
çok eğlenceli ve ikizler severek okuyorlar… mesajlar ise gizliden gizliye çok güzel veriliyor.
çok eğlenceli bir kitap ben de kızım için talibim