Son iki haftadır hoş olmayan günler geçirdim. Çok sevgilim, bir tanecik anneannem Cicoş bizi çok üzdü. Hastanede hoş olmayan günler, geceler geçirdik. Zamanın gerçekten göreceli olduğunu bir kez daha anladım. Günbatımından sonra hastanede zaman geçmiyormuş meğer. İyi ki kitaplar var. İzmit’e gidip gelirken yolda ve hastanede geçen sürede elimin altında güzel kitaplar olmasaydı, ne yapardım bilemiyorum.

Bu kitaplardan biri de neredeyse bir yıldır okunmayı bekleyen bir macera kitabıydı. “Gizli Kapı”yı ilk kez kitap fuarında görmüş ve daha kapağını görür görmez içinde karanlık bir şeyler olduğunu anlamıştım. Ancak okumaya bir türlü fırsat bulamadığım kitaplardan biri olmuştu. Sonunda okudum!

Kitabı açtığımda önce bir haritayla karşılaştım. Bu, ortasında adı bile insanı ürpertmeye yeten “Karabasan Ormanı”nı çevreleyen yerleşim yerlerini (Çakılbaşı, Akşar, Tekinsiz ve Okkaniye) gösteren bir haritaydı. Beni bir yol macerasının beklediğini hemen hissettim. Bayılırım yol maceralarına. Sayfayı çevirdim ve ilk bölümde bir rüyanın içine girdim. Her rüya gibi bu da oldukça gizemliydi. Hemen kafamın içinde sorular belirdi: Rüyayı kim görüyordu? Rüyadaki yeşil kaftanlı kimdi? Süslü ve heybetli kapının ardında ne vardı?

Okumaya devam edince bu rüyayı kitabın başkahramanı Ahmet’in gördüğünü öğrendim. Ahmet, kardeşi Ufuk’la birlikte yaz tatilini geçirmek üzere babaannesinin evine gelmiştir. On üç yaşındadır ve evinden uzakta, bu küçük kasabada can sıkıntısından patlamaktadır. Yine böyle sıkıntılı günlerden birinde kendisini sokağa atmış gezinirken, mahallenin haylaz çocuklarından birinin yaptığı eşek şakasına kurban gider. Kırılan bir dükkan camının kurbanı olan Ahmet, çareyi dükkan sahibinden kaçıp yıkık dökük bir köşke saklanmakta bulur.

Macera da işte tam bu köşkte başlar. Ahmet bir biçimde bizim dünyamıza paralel bir evren keşfeder. Üstelik orada hepimizin masallardan çok iyi tanıdığı bir arkadaş edinir: Keloğlan! Ahmet’in sıkıcı yaz tatili bir anda harika bir yaz tatiline dönüşür. Ne var ki Keloğlan’ın dünyasında güzel güzel geçen zaman, yine Keloğlan’ın çevirdiği işler yüzünden alt üst olur. Ahmet’in kardeşi Ufuk kendini masal dünyasında saray zindanlarında bulur. Ahmet de ölüm cezasına çarptırılan kardeşini kurtarmak için sonu bilinmeyen, tehlikeli bir yolculuğa atılır. Bu yolculukta ona lafebesi ve şaşkın arkadaşı Keloğlan, merakı sonucu Ahmet’in sırrını keşfeden zeki komşusu Özge, floris halkından Sardunya ve tepegözlere hükmeden Attila eşlik eder.

“Gizli Kapı”, hepimiz için çok tanıdık olan yerel masal motiflerinin günümüz dünyasıyla iç içe geçtiği, keyifli bir macera, bir modern masal. Macera, merak ve keşfetme dürtüsü asla bitmiyor. Üstelik bunlara yer yer komedi de dahil oluyor. Bu kitap bana çocukken okuduğum masalların tadını hatırlattı. Ancak bu kez daha canlı bir masal dünyasıyla karşılaştım. Keloğlan karakterineyse bayıldım. İki lafından biri “kardeş” olan, hazırcevap, fırlama, çokbilmiş bir keloğlan’la karşı karşıyayız. O bildiğimiz saftirik Keloğlanlar’a benzemiyor bu seferki. Saf ve temiz yürekli ama alabildiğine cinfikir. Sardunya’yı ise anlatmayacağım. Sürpriz olsun. Okuduğunuz zaman göreceksiniz; gerçekten alışılmadık bir canlı o. Peki kahramanlarımız çıktıkları yolculukta kime akıl danışıyor dersiniz? Nasrettin Hoca’ya!

Kitapla ilgili takıldığım ufak bir ayrıntı oldu sadece. Hani dedim ya, masal dünyası ile bizim dünyamız iç içe geçiyor diye. Bizim için sıradan sayılabilecek şeyler, diğer dünyada yok. Orada elektrik bile yok. Fenerler, meşaleler kullanılıyor daha. Kol saati bile orası için sıra dışı bir nesne. Hal böyleyken, “ışınlanma iksiri” diye bir iksirin olması bana tuhaf geldi. Tuhaf olan iksir değil de adı. “Işınlanma” fikri o dünyanın teknolojisi ile açıklanabilecek bir şey değil çünkü. İksir için başka bir adlandırma yapılabilirdi.

Kitap, mutlu sonla bitiyor; ama sonuçlanmıyor. Çünkü bu, bir dizinin ilk cildi. Tam adı “Gizli Kapı – Karabasan Ormanı” olan kitap, sona erdiğinde kafanızda yanıtlanmamış sorular, merak ettiğiniz kimi şeyler kalacak. Hani çok güzel bir macera filmi izlersiniz ve tam sonuna geldiğinizde, yönetmen “Devam edecek” yazısıyla sizi ağzınız beş karış açık halde bırakıp gider ya… Yazar Burcu Ünsal da “Gizli Kapı” ile bana tam olarak bunu yaptı. Şimdi merakla maceranın devamını bekliyorum.

Söz açılmışken, kitabın yazarından da söz edeyim. Burcu Ünsal, henüz yirmi iki yaşında, çok genç bir yazar. “Gizli Kapı” yazarın ilk kitabı. Bence Ünsal, ilk kitap için oldukça başarılı bir işe imza atmış. Ayağı yere basan karakterler, canlı ve inandırıcı mekanlar ve temposu düşmeyen bir macera ritmi yakalamış. Daha ilk kitapta böyleyse, sonraki yıllarda, sonraki kitaplarda karşımıza kim bilir neler çıkacak? Açıkçası ben şimdiden sabırsızlanıyorum.

Bu kitaplar da ilginizi çekebilir:

Gizli Kapı-Karabasan Ormanı
 Yazan: Burcu Ünsal
 Yaş grubu: 9+
 Mavibulut Yayıncılık, 2010, 362 sayfa, sert kapak
 ISBN: 978-975-310-110-3