Yeğenlerimin en büyük ikisi doğduğunda, ben daha çocuktum. Hadi, ergenliğe geçiyordum, diyelim. Büyümesine en yakından tanıklık ettiğim iki bebek de onlardır. Diğerleri bizden uzakta doğup büyüdüler. Her neyse, bu iki bebe beni bazen çok şaşırttılar, bazen çok eğlendirdiler. “İki bebe” dediğime bakmayın, şu sırada biri fizikle ilgili bir konuda bir makale yetiştirmeye çalışıyor, diğeri ODTÜ’deki malzeme mühendisleri bilmem nesine gitmek üzere hazırlanıyor. Velhasıl, bu, beni bazen şaşırtan, bazen eğlendiren iki eski bebeden küçük olanı beni bir sefer omzumdan bir ısırdı ki, acısı hâlâ aklımdadır. Amanın, tazecik, porselen bıçaklar kadar keskin dişlerini omzuma bir geçirdi ki, sormayın. Peh! Az sonra hakkında yazacağım kitaplar için araştırma yaparken anladım ki, o ısırık bir merak ısırığıymış ve yeğenim de deneyici ısırganlardanmış.
Çocukların neden ısırdığına dair birkaç yazı okudum ama linklerini vermeyeceğim. Çünkü yazıların kaynakları açık değil ve birbirinin kopyası yazıları elesem de özgün kaynaklara ulaşamadım. Aklıma yatan kısımlarını aktarayım: Okuduklarıma göre, “ısırmak” çocuklar için o kadar da anormal bir davranış değilmiş. Özellikle dişlerinin yeni çıkmaya başladığı dönemde çocuklar, deneyim kazanmak için ısırırlarmış. Yani çocuklar merak ettikleri kişinin tadına bakarlarmış. Çocukların ısırmasının tek nedeni bu değilmiş elbette. Bazı canı sıkılan çocuklar ilgi çekmek ve duygularını ifade edebilmek için ısırırmış. Bazı çocuklar, kendilerini güvende hissetmeyince ısırırlarmış. Bir de başkalarına söz geçirmek, gücünü kabul ettirmek için ısıran çocuklar varmış. Yani ısıran her çocuk “saldırgan” olmuyor ama bu durum da ısırılmanın yarattığı hoşnutsuzluğu ortadan kaldırmıyor. Her şartta yapılması gereken, ısıran çocuğu kesin bir dille uyarmak, ısırmanın hoş bir davranış olmadığını ona hissettirmek.
Tekme atmak, hep saldırgan çocuklarla ilgili yazılarda geçiyor. Bu linkteki yazıda, saldırganlığın doğuştan gelen bir dürtü olduğu, başlangıçta içindeki saldırganlık dürtüsünü tüm çıplaklığıyla ortaya koyan çocuğun zamanla öfkesini ve saldırgan davranışlarını engellemeyi öğrendiği söyleniyor. Elbette bu saldırgan davranışlardan biri de tekme atmak. Yani çocuğun birkaç tekme atması, onun saldırgan olduğu anlamına gelmiyor. Yeter ki, tekme atmak bir alışkanlığa, bir ifade biçimine dönüşmesin.
Isıran ya da tekme atan çocukların bu davranıştan vazgeçmelerini sağlamak için, çoklukla davranışı olumlamayan bir tepki göstermek, bu tepkiyi tutarlı biçimde sürdürmek, olumlu davranışları ödüllendirmek vs. gibi öneriler yapılıyor. Biz bir de “Sıfır Lokmacıklar Isırmaz” ve “Sıfır Lokmacıklar Tekme Atmaz” adlı iki kitabı öneriyoruz.
Kitaplar “Sıfıraltı Yayıncılık” adlı yeni bir yayınevi tarafından yayımlandı. Kitaplar ciltleriyle, grafik tasarımlarıyla, baskı kalitesiyle, görselleriyle ve içeriğiyle hayli titiz çalışılmış. Buna rahatlıkla “İyi bir başlangıç,” diyebiliriz.
İki kitapta da konu benzer bir kurguyla ele alınmış. İlk sayfalarda dişlerimizle ve ayaklarımızla neler yapabileceğimizi görüyoruz. Dişlerimizle leziz yiyecekler yiyebiliriz, onları fırçalayabiliriz. Ayaklarımızla koşabiliriz, sek sek oynayabiliriz, ip atlayabiliriz, yağmurda yürüyebiliriz. Ardından bazen ayaklarımızın da, dişlerimizin de incitici olabileceği söyleniyor. Eğer birisi tekme atarak ya da ısırarak canımızı yakmak isterse, bir büyükten yardım isteyebileceğimiz anımsatılıyor ve ısırmanın ya da tekme atmanın duygularımızı ifade etmenin doğru yolu olmadığı söyleniyor. Kitaplar neşeli birer sona sahip.
Kitaplardaki yapıcı yaklaşımın bu sorunlarla uğraşan ebeveyn ve çocukların işini kolaylaştıracağını düşünüyorum. Ayaklarımızla ve dişlerimizle yapabileceğimiz birçok eğlenceli örneğin ardından olumsuz bir davranış örneğini görmek, durup bir düşünmek için iyi bir fırsat yaratacaktır. Bu noktada, çocuğunuzla konuşmanız ve davranışının nedenlerini anlamanız için zemin hazırlanmış oluyor. Kitaplardaki kısa cümlelerden oluşan ifadeler “öğrentici” ama kitapların işlevi bakımından tutarlı.
Konu anlatımı resimlerle de desteklenmiş. Eğlenceli örneklerde eğlenceyi gayet net görüyoruz. Olumsuz örneklerdeki ifadeler de son derece açıklayıcı. Çizimlerdeki çocukların ağız yapılarını biraz ürkütücü bulduğumu söylemeden edemeyeceğim.
Anımsarsanız, “Gönül Kuşu” hakkındaki yazıda, “Dil becerileri yetmediği için çocuklar bazı duygularını ya da duygularının konuşarak anlatamadıkları kısmını davranışlarıyla gösterirlermiş,” diye yazmıştık. Çocukların ısırmalarını, tekme atmalarını ya da hangi saldırgan davranışı gösteriyorsa onu “engellemek”, yalnızca sizin rahatsız olduğunuz davranışla karşılaşmamanıza yarar. Çocuğun neden böyle davrandığı, bu davranışlarıyla ne anlatmak istediği, neyi beceremediği ya da ifade edemediği ayrı bir konudur ve bence merak etmeye değer. Bakın, mesela benim yeğenim sadece meraklıymış, eksik olmasın.
Siz benzer bir durum yaşadınız mı? Yaşadınızsa, meseleyi nasıl çözdünüz?
Bu kitapları da okumak isteyebilirsiniz:
Sıfır Lokmacıklar Tekme Atmaz
Yazan: Tuğba Ermiş Arat
Resimleyen: Soner Girgin
Yaş grubu: 3+
Sıfıraltı Yayıncılık, 2011, 18 sayfa, sert kapak
ISBN: 978-605-88553-1-1
.
.
.
.
Sıfır Lokmacıklar Isırmaz
Yazan: Tuğba Ermiş Arat
Resimleyen: Soner Girgin
Yaş grubu: 3+
Sıfıraltı Yayıncılık, 2011, 18 sayfa, sert kapak
ISBN: 978-605-88553-0-4













{ 2 comments… read them below or add one }
Yağız’ın ısırmalarına hala çözüm bulamadık. Ve artık tepkisiz kalmakta çok zorlanıyoruz. Bu kitap işimize yarar mı dersiniz?
Fatoş, kitap denemeye değer, yardımcı olabilir. Ama Yağız’ın ısırma sorunu sizin önüne geçebileceğiniz sınırları aştıysa, bence en doğrusu bir uzmana danışmaktır. Yağız mutlaka bir şey söylemek istiyordur ama ne?