“Büyü” denince aklınıza ilk ne geliyor? Ben denedim, bu soruyu Banu’ya sordum. Banu hemen Harry Potter’dan öğrendiği bir takım büyü sözlerini sıralamaya başladı. Hiçbir etkisi olmadı neyse ki. “Büyü” denince benim de aklıma ilk gelen, “Abra kadabra!” türünden tılsımlı sözler oluyor. Oysa kemikle ya da saç bağlayarak yapılan sözsüz büyüler olduğunu da biliyorum. Bir önceki cümleye bakarak cadılardan oluşan bir arkadaş çevrem olduğunu zannetmeyin sakın, benim hayatımdaki tek cadı Banu’dur, o da tatlı cadıdır. Ben okuduğum kitaplardan, izlediğim filmlerden, dinlediğim masallardan söz ediyorum.
Uzun lafın kısası, “büyü” denilince, aklıma önce “söz” geliyor. Büyünün kendisini değil ama aklıma önce sözün gelmesini büyüleyici buluyorum. Bana çocukken sahip olduğumuz o muhteşem gücü hatırlatıyor. Siz de öyle değil miydiniz? Çocukken elimize bir tahta parçası alırdık ve ona, “Sen şimdi benim uzay aracımmışsın,” derdik, olurdu. Bundan daha güçlü bir büyü duydunuz mu? “Ol,” derdik, olurdu. “Büyü” denince aklımıza önce sözün gelmesinin nedeni bu sanırım.
Yetişkin olduğumuzda da sözün gücü sürüyor aslında. Size ihtiyacınız olmayan şeyleri de satan bir satıcıyla karşılaştıysanız, ne demek istediğimi anlarsınız. Söz, bir olaya, bir nesneye, bir duruma bakış açımızı toptan değiştirebilir; söz, davranışlarımızı değiştirebilir. Üniversitedeyken “Arkeoloji ve Sanat Tarihi” kulübüyle uğraşıyorduk. Ulusal bir öğrenci sempozyumu düzenlemek istedik. Sempozyumu planlarken, öğrencileri sunum yapmaya teşvik etmek için bir yol bulmamız gerektiğini düşündük. Ortaya sempozyum sonunda dağıtılacak para ödülü fikri çıktı. Dağıtılacak şey “ödül” olunca herkes fikre karşı çıktı. Tek başıma kalmıştım. Günlerce bu meseleyi tartıştık. Nuh diyor, peygamber demiyorlardı. “Akademik bir çalışma para ödülü için yapılmaz,” diye bir düşünce vardı karşımda. Bir gün tartışmanın bir yerinde, “Peki o zaman, ödül vermeyelim,” dedim. Bir anda hepimiz aynı fikirde olmuştuk. “Parayı burs olarak vermeye ne dersiniz?” Aynı fikirde olmaya devam ettik.
Eh, herhalde her deyimler ve atasözleri kitabında, “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” diye bir madde vardır. Sözün, anlatma biçiminin gücüne inanıyorum. İşte size İskandinav halk masallarından bir örnek: “Çivi Çorbası”
Ormanda ilerleyen Seyyah, “Acaba bu gece nerede uyacağım?” diye düşünüyormuş. Bir yatak bulamazsa, pelerinine sarılıp bir ağaç kovuğunda uyuyacağını biliyormuş. Neyse ki karşısına bir kulübe çıkmış. Kulübede iri yarı, somurtuk bir kadın yaşıyormuş. Seyyah kadından geceyi geçirebileceği bir yatak istemiş. Kadın adamı evine almaya yanaşmamış. Seyyah kadını ikna etmiş. Sonunda kadın adama yerde uyuyabileceğini söylemiş. Seyyah bir kere şöminenin önüne geçince, meselesi aç karnını doyurmak olmuş. Kadından yiyecek istemiş ama kadın yiyeceği olmadığını söylemiş. O zaman Seyyah, “Sahip olduğum her şeyi seninle paylaşacağım,” demiş. Kadından bir kazan su istemiş, suyu ateşe koymuş ve yelek cebinden çıkardığı çiviyi kazana atmış. Kadın da bizim gibi şaşırınca, adam “Çivi çorbası yapıyorum,” demiş. Kadın pek meraklanmış. Adam çivi çorbasını karıştırırken biraz unla çorbasının kıvamının çok
daha iyi olacağını söylemiş ve eklemiş: “Ama… böyle idare etmek zorundayız, ne kadar istesek de yoktan yaratamayız!” Böylece kadın biraz un bulmuş. Seyyah biraz patatesle etin de çorbayı lezzetlendirebileceğini söylemiş ve eklemiş: “Ama… böyle idare etmek zorundayız, ne kadar istesek de yoktan yaratamayız!” Böylece kadın biraz patatesle et bulmuş. Sonunda krallara layık bir yemek yemişler. Peki, sizce Seyyah yerde mi yatmış yoksa bir yatakta mı?
Bu masala bayıldım! Sözün, ifade gücünün, kıvrak zekânın enfes bir ifadesi. Masal hakkında çok da uzun konuşmak niyetinde değilim. Benim kaba özetimden bile ne kadar iyi bir masal olduğunu çıkarabilirsiniz.
Eric Maddern tarafından yeniden anlatılan “Çivi Çorbası” masalını, Paul Hess resimlemiş. Resimler masalın kendisi kadar etkileyici. Tek başına Seyyah’ın pelerini bile etkileyici. Resim yüzeyi fazla doldurulmamış, buna karşılık yoğun ayrıntılarla sadelik hissi hiç bozulmadan keyifli bir zenginlik üretilmiş. Hess, resimlerindeki oranlarla oynamış ve tatlı bir kıvam yakalamış. Yakın plan ya da belli bir ayrıntıya odaklanmış resimlerde çok hissedilmiyor ama genel plan resimlerde çarpıcı bir perspektif kullanımı var. Hess, resimlediği kitaplara imza atmak yerine “üç kör fare” çizermiş. Ben fareleri buldum ama size yerini söylemem. Kendiniz bulun.
Sözün büyülü bir yanı var. Belki de “büyü” dediğimiz, ilk defa konuşmaya başlayan insanların söylediklerinden duydukları şaşkınlığın bizdeki yansımasıdır. İyi de, büyüde biraz da kandırmaca yok mu? Ne dersiniz, sizce Seyyah kadını kandırdı mı?
Bu kitapları da okumak isteyebilirsiniz:
Çivi Çorbası
Özgün Adı: Nail Soup
Yazan: Eric Maddern
Resimleyen: Paul Hess
Çeviren: Arzu Sarı
Yaş grubu: 4+
Mandolin Yayınları, 2011, 32 sayfa, karton kapak
ISBN: 978-975-10-3028-3









{ 6 comments… read them below or add one }
Merhaba,
yayınız keşke görselleri gösterecek şekilde, çocuk programı olarak TV kanalında da yayınlanabilse, daha önce sözünü ettiğim Reading Rainbow programı benzeri. Tanıtımını yaptığınız kitapları öyle canlı anlatıyorsunuzki, yaş grubundan bağımsız hepsini almak istiyor insan, belki bu kitap çekilişte çıkar.
Gülizar hnm bugün çok güzel yorum bırakmış. Kendisine aynen katılıyorum.
Ada kız ve ben nihayet geçtiğimiz Cumartesi sizi canlı dinledik. Ada yine şarkıya bayıldı, aaa babababa neverland şarkısı bu diye bağırdı. Hafızaları müthiş bu çocukların.
Geveze anne Çiğdem
“benim hayatımdaki tek cadı Banu’dur, o da tatlı cadıdır” bayıldım bu söze
Bahsettiğiniz söz büyüsüyle ilgili son zamanlarda sıkça rastladığım bir kısa film geldi aklıma . Teneke kutusunda üç beş kuruş birikmiş kör bir dilencinin levhasında yazan “i’m blind please help”(körüm lutfen yardım edin) yazılı levhayı oradan geçen bir kadının “this is a beutiful day but i cant see it”(bugün çok güzel bir gün ama ben bunu göremiyorum) olarak değiştirdiğinde adamın teneke kutusunun dolup taşmasıyla ilgili bir filmdi. Ama nedense aklıma benim de kandırmaca gelmişti. Kitabı hemen sipariş edeceğim.Çok merak ettim.Bir kere daha teşekkürler:)
Ayni yayin evinin “Persephone” isimli kitabini da oneriyorum.Oglumla her ikisine de bayildik.
Kızım en çok seyyahın “nineciğim” ifadesine bayıldı tekrar tekrar okutturuyor. “Anne demekki herşeyi varmış ama mutsuz olduğu için yapmayı bilmiyomuş ” ana fikri çok hoşuma gitti. Tekrar tekrar okuyoruz. Sevgiler..