101 Deyim, 101 Atasözü

by YILDIRAY on 10/06/2011

Eskiden, ulaşım için bisikleti değil de minibüsü kullandığım ve Yeşilçam’ın eski filmlerini izleyecek kadar zamanımın olduğu ezik çağlarda, filmlerde duyduğum ya da minibüslerde okuduğum tuhaf sözleri defterime yazardım. Sizi temin ederim, bu, çok eğlenceli ve öğretici bir uğraştır. Örneğin, Sadri Alışık’ın o her zamanki bıçkın tiplerinden biri, İstanbul’un henüz “boş” olduğu ve her yerinden tramvayların geçtiği bir tarihte çekilmiş siyah beyaz bir filmde, “Biz de aslandık amaaa kuyruğu tramvaya kaptırdık,” der. Fatma Girik’le Göksel Arsoy’un birlikte oynadıkları bir filmde, bugün hâlâ söylemekten bıkmadığım enfes bir replik vardır. Yanlış anımsamıyorsam, filmin adı “Kiralık Koca” olmalı. Fatma Girik zengin, ünlü ama bekar bir iş kadınını canlandırıyor. Bekârlığı fazla göze battığı için, erkek cinsinden hiç hazzetmediği halde, gazeteye uygun bir ilan vererek kendine bir koca simülasyonu arıyor. İlana Göksel Arsoy’un canlandırdığı yakışıklı genç yanıt veriyor. Kolpa bir aşk evliliği yapıyorlar, dolayısıyla ele güne karşı birbirine çok âşık bir çift görüntüsü vermerleri gerekiyor. Fakat Fatma Girik’in canlandırdığı karakter o kadar huysuz ki, sürekli sorun çıkıyor. İşte böyle zamanlardan birinde, bir eğlencede dans ederlerken, Göksel Arsoy Fatma Girik’e, “Aşk izdivacı yapmış bir kadından çok, beton bir direğe sarılır gibisiniz,” diyor. Amanın!

Minibüslerde okuduklarım ayrı bir âlem! Belli ki, birileri oturup bu özlü sözleri yazmayı iş edinmiş. İşte birkaç örnek: “Yalnızlığı nasıl ben yaratmadıysam, tadacağın bensizlik de benim eserim olmayacaktır!”,  “Havan kime güzelim?”, “Gülü soluncaya seni ölünceye kadar seveceğim.” Benim favori minibüs edebiyatı eserimse şudur: “İstersen yeşiller giyer çayır olurum, istersen maviler giyer deniz olurum, belli mi olur, bir de bakarsın damatlık giyer senin olurum!”

Yeşilçam ya da minibüs edebiyatı (ve benzerleri) gülünç ama bir o kadar da değerli aslında. Bu sözler, toplumu oluşturan farklı kesimlerin dünyayı nasıl gördüğünü, beklentilerini, kendilerini ifade etme biçimlerini kavramaya yarayan birer araç gibi geliyor bana. Elbette bir de genele yayılmış özlü sözler var: Deyimler ve atasözleri.

Tudem Yayınları’ndan taze çıkan iki kitap var önümde: “101 Deyim” ve “101 Atasözü”. Her iki kitap da Süleyman Bulut tarafından derlenmiş ve “Mavi Kuyruk” kitabından tanıdığımız Sait Munzur tarafından resimlendirilmiş. Kitapların en ilgi çekici özelliğiyse, ele alınan her deyim ve atasözünün bir öyküyle anlatılıyor oluşu. Yani elimizde toplam 202 kısa öykü var.

Deyimleri de, atasözlerini de belli bir olay sonucunda, bir biçimde o olayla ilişkili birileri tarafından söylenmiş sözler olarak kabul edebiliriz. Söylenen o özlü söz, ağızdan ağza geçerken, toplumun kolektif bilinciyle, bilinçdışıyla, bakış açısıyla ve dil kıvraklığıyla yoğrulur, yontulur ve son halini alır. Süleyman Bulut, kendine 101 atasözü, 101 de deyim seçmiş ve bunların çıkış öykülerini derlemiş. O kuru deyimler ve atasözleri sözlükleri yerine, ortaya eğlenceli, ilgi çekici ve kavraması çok daha kolay açıklamaları olan bir çalışma çıkmış.

Kitapların tadına bakabilmeniz için, her birinden bir örnek seçtim.

“Bir dirhem bal için, bir çeki odun yenmez” atasözünün öyküsü şöyle: Padişahın biri adamlarının keçiboynuzu diye bir şeyden söz ettiklerini duymuş. Meraklanmış, “Nedir o?” diye sormuş. Adamları da hemen başlamış keçiboynuzunu övmeye. Keçiboynuzu kara kuruymuş ama çok tatlıymış, bal ağacıymış o bal, yiyenin ağzı hemen tatlanırmış. Padişah iyice meraklanmış, keçiboynuzu getirtmiş. Hemen birini alıp yemeye başlamış. Bir süre sonra, “Götürün bunları, bir dirhem bal için, bir çeki odun yenmez,” demiş.

Sizin için seçtiğim deyim, yıllardır bildiğim, ne anlama geldiğini anladığım ama açıklayamadığım bir deyim: “Bana da mı lo lo?” Bu deyimle ilgili Süleyman Bulut’un anlattığı hikâye şöyle: Adamın biri tefeciden aldığı borcu ödeyemiyormuş. Tefeci adamı mahkemeye verince, adam avukatına koşar. Avukat adama mahkemeye çıktıklarında dilsiz taklidi yapmasını, hâkim ne derse “Lo lo lo,” diye cevaplamasını söyler. Adam da öyle yapar. Avukat, hâkim karşısındaki savunmasını bunu üzerine kurmuştur: “Efendim, müvekkilimin böyle bir borcu yoktur. Dilsiz olduğu ve durumu anlatamadığı için onu dolandırmaya çalışıyorlar.” Plan tutar. Mahkemeden sonra, avukat müvekkilinden avukatlık ücretini ister. Adam “Lo lo lo,” der başka şey demez. Bunu üzerine avukat “Bana da mı lo lo?” der.

İşte bu kitaplar da böyle. Haydi, bana müsaade. Bir televizyon bulup eski Yeşilçam filmi izleyeceğim. O arada siz de sevdiğiniz deyim ve atasözlerini, Yeşilçam film repliklerini ve minibüs edebiyatının en nadide örneklerini yorumlara yazın, e mi?

101 Deyim
Derleyen: Süleyman Bulut
Resimleyen: Sait Munzur
Yaş grubu: 8+
Tudem, 2011, 204 sayfa, karton kapak
ISBN: 978-9944-69-576-3
.
.
.
.
.
.
101 Atasözü
Derleyen: Süleyman Bulut
Resimleyen: Sait Munzur
Yaş grubu: 8+
Tudem, 2011, 180 sayfa, karton kapak
ISBN: 978-9944-69-575-6

Share

{ 13 comments… read them below or add one }

pinooo June 10, 2011 at 09:24

“Çilemse çekerim, kaderimse gülerim” işte bu benim wacom’umun arkasına yazdıracağım kamyoncu edebiyatından nadide bir parça:D

Reply

senem June 10, 2011 at 10:16

bayıldımmmm… hem sözlerin nereden çıktığının anlatılmasına (her atasözü veya deyim duyduğunda, bu ne demek, nerden çıkmış diye nehir beni sıkıştırıp duruyordu), hem de senin anlatımına. burda kendi kendime güldürdün beni. sayenizde mahallenin deli kitapçı teyzesi ünvanını almam kesinleşti :) olsun, hemen buna özlü bir söz yazarım: “deli diye yerme, sen de dene, maksat kahkaha atmaksa, eğlence bedava herkese !!!”

Reply

Umut June 10, 2011 at 10:32

Yollar sürüsüme, kizlar gülüsüme hayran :) ) bende de var galiba bu minibüscü kültürü. Nerede seyrediyorsun yesilcam filmlerini benim de seyredesim geldi. :)

Reply

Yıldıray June 10, 2011 at 10:43

Umut, nerede denk gelirsem orada izliyorum. İzliyordum daha doğrusu. Bir gün televizyonu ilk geçen eskiciye verip kurtulduk. Artık nadiren izliyorum.

Reply

Yıldıray June 10, 2011 at 10:47

pinooo, senem ve Umut, özlü sözler için teşekkürler. Bir tane de ben ekleyeyim: kula bela gelmez allah yazmamışsa, allah bela yazmaz kul azmamışsa!

Reply

firarperest June 10, 2011 at 13:14

Ne güzel anlatmışsınız. Çok keyifli oldu okumak. Ben de bu sözleri hiç es geçmeyenlerden ve not tutanlardanım. Yasaklanınca pek göremez olduk bilhassa kamyon arkası yazılarını. Trafikte önümde kamyon, tır varsa didik didik aranırım. Otobüste, minübüste her tarafı tavaf eder gözlerim.

• Yollar gidişime kızlar duruşuma hasta.
• Gönlünde yer yoksa bana güzelim; fark etmez ben ayakta da giderim.
• Bir sana, bir de sabah uykusuna hastayım.
• Karayollarında değil, senin kollarında öleyim.

Aşağıdakiler de bir yarışmada seçilen kamyon arkası yazıları:
• Hayatımı yazsam duble yol olur.
• Araman için illa hata mı yapmam gerekir?
• Küresel ısınmaya karşı su tankerlerine geçiş üstünlüğü verilsin.
• İyi mazot selülit yapmaz.

Sabah sınav görevim vardı. Sınıfta birkaç öğrenci kalınca gezinmeye başladım. Sıralardaki yazıları okudum tek tek. Neler var neler : İsyan, umutsuzluk, pişmanlık, aşk…
Aklımda kalan: Sil kızım sil aklındaki eseri en kralından üstündür bu gördüğün serseri!

Reply

Yıldıray June 10, 2011 at 20:53

Eh, böylece küllüyat tamamlanmış:)

Reply

Bilgin Adalı June 10, 2011 at 13:46

Öncelikle, o iki kitabın da kapağı yanlış. “Atasözü” ve “Deyim” sözcükleri öne çıkmış iki kitapta da. Bu doğal olarak sizin yazınıza, yazınızın sonunda verdiğiniz künyeye de yansımış. “101 Deyim” ve “101 Atasözü” olarak veriyorsunuz kitapların adını. Öyküler havaya uçuveriyor.
Süleyman Bulut bir derlemeci değil, çocuk öyküleri yazarıdır. Bence kitabın özgün yanı, deyimler ve atasözleri değil, onları anlatan öykülerdir. Yoksa, ortalıkta pek çok “sözde” deyimler ve atasözleri kitapları var. Süleyman Bulut’a “derleyen” mi yoksa “yazan” mı demek daha doğru bilemiyorum. Örneğin yukarıda verdiğiniz “keçiboynuzu” öyküsü, aslında bir Nasrettin Hoca öyküsüdür. Yazar kendince yorumlayıp başka türlü yazmış öyküyü. Yani yeniden üretmiş.
Bir Dolep Kitap’ta bu tür yanlışları da gözden kaçırmamanız dileğiyle…
Sevgiler
ba

Reply

Yıldıray June 10, 2011 at 20:52

Bilgin Bey, uyarınız ve verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz. Doğrusu bu kitaplar hakkında yazmaya karar vermemizin asıl nedeni çocuklara o sıkıcı deyim ve atasözleri kitaplarından başka bir seçeneğin olduğunu duyurabilmekti. Öykülerin tek tek kökenine, Süleyman Bulut’un bunları yeniden işleyip işlemediğine bakmadık. Sizin yorumunuzda bu konulara dikkat çekmeniz iyi oldu. Teşekkür ederiz.

Reply

Cigdem ( Oglakkizlari) June 10, 2011 at 20:38

Hiç bana göre diil. Size kolay gelsin.

Ukala anne Çiğdem

Reply

Yıldıray June 10, 2011 at 20:52
ercüment June 11, 2011 at 12:58

Kitap da güzel, tanıtım da…

Reply

Evren June 12, 2011 at 16:38

Hahaha, cok guzel :) Boyle alternatif kitaplari seviyorum! Benim de en sevdigim ‘modern’ is araci yazisi su: “Hatalıysam lütfen Hatalı yaz 1212′ye mesaj gönder Orhan Gencebay’dan Hatasız Kul Olmaz melodisi cebine gelsin.”:))

Reply

Leave a Comment

Yorumları takip et. Yorum bırakmadan da kayıt yapabilirsiniz. Kaydol!

Previous post:

Next post: