Mavi Kuyruk

by YILDIRAY on 24/05/2011

“Evladım, okulunu güzelce oku, geçerli bir meslek sahibi ol. Düzgün bir işe gir, maaşın, sigortan garanti olsun.” Kim bilir kaç kere duymuşuzdur bu sözleri büyüklerimizden. Bazılarımız ikna olmuş, önerilenlerin peşine düşmüştür. Dolgun bir maaş, sigorta ve bilumum “garantiler”… Oysa yaşam bizim “garanti” dediğimiz şeyleri pek de takmıyor. Yine de böyle bir inanç var, evet. Dolayısıyla, “Ben sana yapma demiyorum, sen hobi olarak yine resim yap.”

Şu yukarıdaki paragrafta anlatmaya çalıştığım duruma muhalefet eden okul öncesi bir kitapla karşılaşınca şaşırdım doğrusu. Sait Munzur tarafından kaleme alınmış ve 2010 yılında “Tudem Edebiyat Ödülleri Yaz, Çiz, Boya Kitaba Merhaba! Yarışması” üçüncüsü olan “Mavi Kuyruk” adlı kitaptan söz ediyorum.

Küçük bir sahil kasabasında yaşayan yaşlı ressam, yaptığı resimleri satarak ekmeğini kazanırmış. Bir gün ressam resimlerinin eskisi kadar satılmadığını fark etmiş. O, resim yapmaya devam etmiş. Ama öyle bir zaman gelmiş ki, ekmek almak için bisikletini bile eskiciye satmak zorunda kalmış. Günlerden bir gün, kendi sarı, üzerinde koca yıldızlar olan kuyruğu mavi bir kediye rastlamış. Birbirlerinden pek hoşlanmışlar. Kedi bizim ressamın evine yerleşmiş. Ressam az da olsa yiyeceklerini mavi kuyruklu kediyle paylaşmış. Ertesi sabah, ressam bir de bakmış ki, buzdolabı ağzına kadar dolu. Kediyle birlikte tıka basa yemişler. Derken ressam bir bakmış, bisikleti kapının önünde duruyor. Meğer kedi, mavi kuyruğuyla ne isterse çiziyor, çizdiği gerçek oluyormuş. Ressam bunu keşfedince aklına her geleni istemeye başlamış. Ne isterse olmuş ama yaşamı giderek daha keyifsiz bir hal almaya başlamış. Zaten resim yapmayı da, satmayı da artık bırakmışmış. Sonunda ressam bu durumdan o kadar sıkılmış ki, kediyle bir anlaşma yapmış: Artık Mavi Kuyruk büyü yapmayacakmış. Böylece ressam yeniden resim yapıp satmaya başlamış. Mavi Kuyruk’la birlikte mutluluk içinde yaşayıp gitmişler.

Öykü hüzünlü biraz. Yaşlı ressamın bisikletini sattığı sahne beni üzüyor. Olmayacak iş değil. Ben de bisikletimi satmak zorunda kalabilirim. Peki, yaşlı ressam gibi yaptığımı yapmaya devam eder miyim? Şüphesiz, ederim. Bu öyküyü sevmemin nedeni tam da bu işte! Yaşlı ressamın yaptığını yapmaya devam etmesi beni yüreklendiriyor.

Sizce insan işsiz kalır mı? Bence kalmaz. Belki yanıtımı ayakları yere basmayan, dünya gerçeklerinden, yaşam şartlarından uzak bulacaksınız. Fakat bu dediğime sonuna kadar inanıyorum: İnsan, işsiz kalmaz. İnsan parasız kalır ama işsiz kalamaz, tıpkı yaşlı ressam gibi.

Sarı kedinin sihirli ve yıldızlı mavi kuyruğuyla istediği her şeyi yoktan var edebilme gücüne sahip olması, öykünün önemli bir başka yönünü oluşturuyor. Bu sihirli ve yıldızlı kuyrukla ilgili iki önemli durum var. İlki, yaşlı ressamın bir ara kuyruğun büyüsüne kapılmış olsa da kendini toparlayıp ondan faydalanmaktan vazgeçmesi. Öyle ya, istediğimiz her şey istediğimiz zaman olursa yaşam hiç de kolay olmazdı. Ya isteklerimizin sonu gelmezdi, tatmin olamazdık, ya isteklerimizin sonu gelirdi ve yaşamak için neden kalmazdı. Önemsediğim ikinci durum şu: Mavi Kuyruk sihirli ve yıldızlı kuyruğuyla dilediği her şeye sahip olabiliyor ama o kuyruk yoktan bir dost yaratmasına yetmiyor. Mavi Kuyruk da herkes gibi dostunu kazanmak, onunla uzlaşmak zorunda.

Öykünün yazarı Sait Munzur, ödüllü bir karikatürist. Dolayısıyla öyküsünün resimlerini de kendisi yapmış. Ortaya çıkan iş, bence, “resimli kitap” değil de, “resimlerle bezenmiş kitap” olmuş. Bu güzel ve sevimli resimler, anlatılan sahneleri göstermek dışında öyküye büyük bir katkıda bulunmuyor. Öykü gibi resimler de doğrudan.

Ne dersiniz, sizce insan işsiz kalır mı? Ben size yazmayın demiyorum, siz hobi olarak yine yorum yazın.

Bu kitapları da okumak isteyebilirsiniz:

Mavi Kuyruk
Yazan ve resimleyen: Sait Munzur
Yaş grubu: 4+
Tudem, 2011, 24 sayfa, karton kapak
ISBN: 978-9944-69-530-5

Share

{ 11 comments… read them below or add one }

pinooo May 24, 2011 at 09:41

Garanti olsun diye istatistik bölümünü bitirmiş bir insan olarak hiç işsiz kalmadım:) Annemleri dinleseydim şu an bir bankada çalışıyor olacaktım:D (garanti ya:) Bankacı olsaydım sonrasında gerçekten işsiz kalabilirdim o ayrı mesele:)
İyi ki hobi olarak nitelendirilen işleri yaparak yoluma devam etmişim… İyi ki içimdeki kedileri, kuşları, kuzuları, filleri, balıkları, kör fareleri, köstebekleri, keçileri, ördekleri, atları, zebraları, tapirleri, tukanları, böcekleri ortada bırakmamışım:D

Reply

handan May 24, 2011 at 10:53

Hayat sürprizlerle dolu, garantide olmak mümkün değil zaten, peşinden gitmeye gerek yok. Herşeyi kontrol altına almak üzerine uğraşıp dururken hayat bitiyor. Çok korktuğumuz değişimler ne kapılar açıyor, ne güzellikler getiriyor! Bisikletini satma durumunu yaşamak hiç hoş değil tabi, onun simgelediği hoş olmayan bir sürü şey var ama belki başka bir bisikletin ve bisikletli günlerin tadını arttırdığı için de değerli bir deneyim. Çarkı bizi yiyip bitirmeden kırmak müthiş zevkli!
Bu hikayeye bir açıdan benzeyen bir masal Yapı Kredi Yayınları Güz Masalları kitabında var sanıyorum, doymamaya ve mutlu olamamaya gönderme yönüyle.
Bu kitabı görmemiştim, ilk fırsatta okuyacağım.

Reply

ÇiğdemleÇağla May 24, 2011 at 11:05

Tıpkı bu hikayede olduğu gibi; hayat aslında çoğu yönüyle kontrolümüzün çok dışında…Yıllar yılı yaşadıklarımı hep sadece kendimi ve yaptıklarımı sorgulayarak çözümlemeye çalıştım. İstediklerim ve istemediklerim, yaptıklarım ve yapamadıklarım, bunların tüm sorumlusu ben oldum ancak şimdi şimdi anlıyorum ki bazı şeyler aslında öyle olması gerektiği için oluveriyor, yaşım 33 ve artık ben kendimi eskisi kadar suçlamıyorum, bunları buraya niye yazdım onu da bilmiyorum.Hey Allahım ya!!

Reply

ÇiğdemleÇağla May 24, 2011 at 11:08

“Önemsediğim ikinci durum şu: Mavi Kuyruk sihirli ve yıldızlı kuyruğuyla dilediği her şeye sahip olabiliyor ama o kuyruk yoktan bir dost yaratmasına yetmiyor. Mavi Kuyruk da herkes gibi dostunu kazanmak, onunla uzlaşmak zorunda.”
Bu çözümlemen harika Yıldıray, bu kitabı çocuğuna okuyanlar bunu mutlaka çocuğa belirtmeli.

Reply

Fatoş May 24, 2011 at 12:15

Pinoo bende senin gibi garanti olsun diye istatistikçi oldum ama takıldım kaldım. Resimse hobim olarak kalmaya mahkum oldu ne yazık ki :-(

Reply

Taner May 24, 2011 at 12:27

Çocukluk ve gençlik yıllarımız hep mücadele içinde geçti. O yüzden bizde çocuklarımızın iyi yerlerde ve mutlu yaşamasını arzuluyoruz.
Onlarda herzaman büyüklerimizin dediğini yaparız demiyorlar, onların günümüzdeki görüş açıları bizlerden daha farklı. Her zaman çocuklarımızın yanındayız. Onlarda bunun farkında.

Reply

senem May 24, 2011 at 12:48

sanırım bu dolapta istatistikçiler yoğunlukta! galiba fazla matemetikle uğraşıp sonrasında özümüzdeki edebiyatın çatısı altında toplandık :)
kitabın çizimleri bana behiç ak’ın tarzını çağrıştırdı, o yüzden de çok sevimli göründü.
işsizlik konusunda sana katılmıyorum yıldıray. benim işsiz olarak, “bitki gibi” yaşadığım bir 3 sene oldu. çalışmadım, söylendim, şikayet ettim ve sonunda patlayıp hayalimi gerçeğe döktüm. ama bu dönem zarfında en büyük şikayetim bir hobimin, kitap okumak dışında beni mutlu edip ayakta tutacak birşeyin olmamasıydı. o yüzden de derim ki bir hobisi, sarılabileceği bir zevki olan kişi işsiz kalmaz, yoksa “bitki gibi” yaşar gidersin!

Reply

fevzi May 24, 2011 at 13:38

Sevigili Yıldıray,
İnsanın mesleği olabilir ama işi olmayabilir, işi olabilir ama mesleği olmayabilir. Aslında sizin söylediğiniz meslek olarak tam da rehberlik ve psikolojik danışmanların uygulama alanlarının yani mesleklerinin içeriği. Bu mesleğin temel birkaç uğraşı alanından biri de mesleki rehberlik. Ben epey zamandır mesleki rehberlik ve çocuk edebiyatı alanıyla ilgiliyim. Şu ana kadar edindiğim izlenim bu alanla doğrudan olmasada dolaylı kitapların olduğudur. Keşke bu konu bir yarışma, şenlik ya da üretme atölyesinin konusu olsa ve secçiciler arasında alan uzmanları da olsa. Alanın temel doğrularından biri her meslek önemlidir, hiçbir meslek diğerinden daha iyi ya da kötü değildir. Önemli olan kişi ile meslek arasındaki uyumdur. Ve biliyoruz ki, severek yapılan şeyin tadı başka hiç bir şeyde yoktur. Bence de insan en iyi yaptığı, yapabildiği mesleği yapmalı. Tabiki bu çok geniş bir alan, şimdilik bu kadar. Birde bu konuyla ilgili makale ve kitap listelerini ilkin sizinle paylaşmayı düşünüyorum. Sevgi ve saygılarımla. hoşcakalın.

Reply

fevzi May 24, 2011 at 13:41

Birde şimdi bir banka reklamı var “hani kobiniz hobiniz değil ” diye. Oysa keşke hobilerimiz işlerimiz, mesleğimiz olsaydı, ya da işlerimiz, mesleklerimiz hobilerimiz olabilseydi. Böyle bir dünyanın şimdikinden çok daha farklı olaçağı kesin değil mi?

Reply

Evren May 24, 2011 at 18:50

Ah ah, yarami destin sevgili Yildiray. Ben de muzik okumak istemis ama ‘garanti’ olsun diye matematik bolumune girmis, sonrasinda muzik okumus ama kafasindaki garantici sesden kurtulamadigi icin matematige geri donmus, fakat yine yapamamis, simdi alakasiz bir bolumde hayati, yasami, kulturu, sistemi sorgulamaya devam eden bir ‘arastirmaci’/(muzikci) oldum :)

Sanirim bir sorun da dunya-kapitalist sisteminin getirdigi tuketim ve bolunme kulturunden kaynaklaniyor. Eskiden usta-cirak iliskisinin oldugu donemde insanlar ilgileri dogrultusunda bir ustanin yanina gidip konuyu derinlemesine ogrenebiliyorlardi. Ud calmak icin 7 sene ud ustasini izlemek gerekir denir ya, tabii ki sadece teknik olarak ud calmayi ogrenmek degildi amac. O muzigin ciktigi kulturu butunuyle ogrenmek ve yasamakti ki bu kultur gelecek kusaklara aktarilabilsin, cunku muzigin yeniden uretilmesi bu kosula bagliydi. Ben latin flamenko ve klasik gitar calistim ve takdir edersin ki bu alanlarda herhangi bir uretim yapamadim. Cunku yalnizca teknik olarak ogrendim, flamenkonun ciktigi kulturu yasamadim ornegin. Icinde yasadigim kulturun muzigini de uzun yillar dinlemedim. Cunku bizim zamanimizda rock muzik dinlemek havaliydi. Tabii ki bu da ayri bir kulturu dogurdu ve tum bunlarin teknigim uzerine bir etkisi oldu ama bir alanda yogunlasip derinlesemedigim icin cok fazla yaratici da olamadim. Dolayisiyla bir nevi issiz kaldim:(

Simdi modern ogrenme sistemiyle bir ogretmenin karsisina dizdigi 20-70 ogrenciyle bir konu ne kadar derinlemesine ogrenilir bir tartisma konusu. Bir de tuketim kulturuyle paralel kurs sistemi var. Olayin ozunu, felsefesini kavrayamadan o kurs senin bu kurs benim dolastirilan cocuklar… Zaten kurs sistemiyle olayin ozu ne kadar kavranir o da ayri bir sorun.

Fazla uzun ve sorunlu bir youm oldu pardon. Uzun lafin kisasi onemli bir konu da ‘is’ bulmakta. Kimsenin once issiz sonra parasiz kalmamasi dilegiyle…

Reply

Yıldıray May 29, 2011 at 09:23

pinooo, iyi ki yoluna devam etmişsin:)
handan, bence de bisikleti satmak zorunda kalmak keyifsiz. Ama çok kazançlı olabilir. Böyle bir deneyimde para sadece günü kurtarır ama bakış açısına göre geriye çok yararlı bir iz bırakabilir.
ÇiğdemleÇağla, bugüne kadar ben de kendimi suçlamanın bana bir şey kazandırdığını görmedim.
Fatoş, yetmiş yaşına yaklaşırken kendini resme vermiş ve çok yol almış bir insan tanıyorum. Kulağa klişeymiş gibi geliyor ama böyle insanlar var.
Taner, size katılıyorum, çocuklar her zaman farkındadır.
senem, işsiz değilmişsin işte, fark/kabul etmen 3 sene sürmüş, o kadar.
fevzi, makale ve kitap listelerinizi paylaşmanızı bekliyoruz:)
Evren, ne güzel içini dökmüşsün. Ayrıca “teknik olarak” öğrendiğin gitarı nasıl sindirdiğini, onu kendince nasıl dönüştürdüğünü çok güzel bir örnekle görmüştük. O videoya ulaşmanın bir yolu olsaydı keşke…
Yorumlar için teşekkür ederim. Bence insan işsiz kalmaz, hiç şüphem yok. Parasız kalınıyor ama:)

Reply

Leave a Comment

Yorumları takip et. Yorum bırakmadan da kayıt yapabilirsiniz. Kaydol!

Previous post:

Next post: