Zamanı nasıl bilirsiniz? Akışkan? Durağan? Göreceli? Gözümüzü açtığımız ilk yıllarda farkında olmasak da, zaman durmadan geçiyor. Ne yaparsak yapalım, ne kadar göreceli olursa olsun, zamanı bükmeyi öğrenmediğimiz sürece de aynen bu şekilde geçmeye devam edecek. Canımız sıkkınken ya da sabırsızlanmışsak bir türlü geçmediğini, heyecanlıysak su gibi akıp gittiğini söyleyeceğiz. Hatta zamanın bir geçmeyip bir akmasını göreceliliğinin ispatı gibi göreceğiz. Zamana gelince, o, kendi bildiği hızda, kendi bildiği gibi akacak.

Zaman ne ki? Hiç girmeyelim bu konuya. Kim bilir ne? Mesele ne olduğu değil. Ne kadar uzun olduğu da değil. Bu laf olmadı şimdi. Bildiğimiz kadarıyla, zaman sonsuzdan gelip sonsuza akıyor. Demek ki mesele ne kadar uzun olduğu değil. İnsanın ne kadar zamanının olduğu mu mesele? Sonsuzdan gelip sonsuza giden zamana nasıl sahip olabiliriz ki? Öyleyse mesele o akıntının içinde ne kadar uzun kaldığımız mı? Hmm, peki ya çok uzun kalır da kafanı patır kütür kayalara çarparsan? Öyleyse asıl mesele o akıntının içinde ne kadar “iyi, nitelikli” kaldığın, öyle mi? Alın işte, zamanla ilgili edebiyat parçalayayım derken zavallı beynimin gri sıvısını akıtıverdim…

Şu yaşıma geldim, hâlâ zaman hakkında düzgün iki cümleyi peş peşe kuramıyorum. Benim durumum böyleyken çocuklar bu meseleyle nasıl baş ediyor? Ya siz zaman konusunda çocuğunuzla anlaşmayı nasıl başarıyorsunuz? “Yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz, büyükanne bize geleceeek,” dediğiniz zaman çocuğunuz “Hadi o zaman yatalım, sonra kalkıp bi daha yatalım, gelsin büyükannem,” demiyor mu? “Gofret isterim,” diye tutturan çocuğunuza “Ama tatlım, on dakika sonra yemek yiyeceğiz,” diye açıklamada bulunduğunuzda, sizce çocuğunuz gofretle “on dakika sonra” yenecek yemeğin ne ilgisi olduğunu anlıyor mu?

Yanıtı ben vereyim: Dört yaşına kadar, neredeyse hiç ama hiç anlamıyor.

Çocuklarda Zaman Algısının Gelişimi” başlıklı makalede, zaman algısının hem zihinsel, hem de sosyal bir olgu olduğu söyleniyor (Bkz: Hamiş 1). Aynı makalede, “5 yaşından önce çocuğun zihninde zaman ve uzay karışık şekildedir. Bu yüzden zaman; çocuk açısından tek biçimli, homojen bir akım halinde değildir. Soyutlama yeteneğinin gelişmemesinden dolayı zaman belirli nesne, yer ve olaylara bağlıdır. Gelişmemiş bir önce sonra ve süreklilik algısına sahip olan çocukta geçmiş, “yalıtılmış gerçekle hayalin karışımı” şeklindedir,” deniyor.

Yani beş yaşındaki bir çocuk için on dakika sonrasıyla yarın, on dakika öncesiyle dün arasında çok da fazla bir fark olmayabilir. Daha ilginci, bir araştırmada, altı yaşındaki bazı çocukların en uzun boylu olan kişilerin en yaşlı olduğunu düşündüğü ortaya çıkmış.

Çocukların zaman denen soyut kavramın üstesinden gelebilmesi için, yedi yaşını devirmesi gerekiyormuş meğer. Önümde duran ve size anlatabilmek için çok uzun yoldan geldiğim “Takvim” adlı kitap da 7+ çocuklara öneriliyor zaten.

Kitap, Dr. Pedagog Yeşim Kesgül Sercan tarafından hazırlanmış, Pencere-sey tarafından basılmış. Kitap, çocukların gün, ay, mevsim, yıl kavramlarını, kısacası takvimi kavramasını kolaylaştırmayı amaçlıyor.

Kitabın sol sayfasında bir aylık takvim ve o ayın içinde bulunduğu mevsimi anlatan bir resim bulunuyor. Sağ sayfalarda, çocukların takvimi doldururken kullanacakları yönergeler ve konuyla ilgili çeşitli alıştırmalar, problemler, bulmacalar yer alıyor. Resimler renklendirilmemiş olduğu için, çocukların boyama yaparak kitapla daha sıcak bir ilişki kurmaları da mümkün. Ben olsaydım, “b” harflerinin içini bile boyardım.

Çalışmaları daha eğlenceli hale getirmek için, çocuğunuza, tuttuğu takımın maç günlerini, arkadaşlarının doğum günlerini takvime not etmesini önerebilirsiniz. Tatil günlerini canlı renklerle boyamasına yardımcı olabilirsiniz.

İyi de, okul öncesi çocuklar ne olacak? Onların zaman algısını ne yapacağız? Daha da önemlisi, onun zaman algısı sizinkine uymuyor diye sinirlerinizin gerilmesine daha ne kadar izin vereceğiz? Okul öncesi çocukların zamanı nasıl algıladığını anlamamıza yardımcı olacağını umduğum bazı yazılar buldum. İşte linkleri:

  • Bu yazıda,  bir uzman pedagog çocuklarda zaman kavramının gelişimini kısaca anlatıyor.
  • Çocuklar neden hep oyalanır?” başlıklı bu yazıda, okul öncesi çocukların zamanı nasıl algıladığı kısaca anlatılıyor. Ardından anlaşmazlığa düşmemeniz için bazı ipuçları veriliyor.
  • Bu kısa yazıda çocuklara zaman kavramını öğretirken kullanabileceğiniz öneriler veriliyor.
  • Bu İngilizce yazıda, çocukların zamanı kaç yaşında, nasıl ve ne kadar algıladıkları kısa notlar şeklinde anlatılıyor.

Eh, her bakımdan boyumu aşan bu konu hakkındaki yazımın sonuna geliyorum nihayet. Önerdiğim kitaptan şüphem yok, umarım derlediğim bilgiler de işinize yarar. Bitirmeden önce minik bir serzenişte bulunayım: Bu ve benzeri kitapların işlevinin, amacının esas olduğunu biliyorum. Yine de neden daha sevimli, sıcak kitaplar olarak tasarlanmadıklarını anlamıyorum. Gün boyu okullarda onca sevimsiz ders kitabına maruz kalan çocuklara yardımcı olmasını umduğumuz kitapların tasarımının daha cana yakın olması gerekiyor.

İsterseniz şimdi biraz da siz anlatın. Zamanı algılayışınızdaki farklılık nedeniyle çocuklarnızla aranızda sorun çıkıyor mu? Bu sorunları nasıl aşıyorsunuz? Bakalım sizin ufaklıklar zamanı nasıl büküyor?

Hamiş 1: “Zihinseldir, çünkü insan … biyolojik saati yanında, bir de yaşanan olayları kronolojik bir sıralamaya tabî tutabilen ‘zihin saatine’ sahiptir.” Sosyal bir olgudur, “Çünkü, insanlar arası ilişkileri düzenlediği gibi, sosyal bir kurum olarak çocukluktan başlayarak öğrenilmesi gerekmektedir.”

Hamiş 2: Anladığımız kadarıyla, bizim radyo programını banttan dinleyenlerin sayısı hiç de az değil. Bu nedenle, önümüzdeki programdan itibaren iki kitap armağan edeceğiz: Biri canlı yayın sırasında, diğeri de ses kaydını yayınladıktan sonra. Cumartesi sabahı saat 10′da kulağınız bizde olsun.

Bu kitapları da okumak isteyebilirsiniz:

Takvim
Yazan: Yeşim Kesgül Sercan
Resimleyen: Buket Gencer
Yaş grubu: 7+
Pencere-sey, 2009, 32 sayfa, karton kapak
ISBN: 978-975-6624-23-4