Bazı kimseler ilkbaharın bir türlü gelemediğinden şikâyet ediyor. Bana pek öyle gelmiyor. Evet, güneş yüzünü az gösteriyor ama İstanbul’da bile ağaçların çoğu çiçeklerini döktü, hatta minik meyvelerini sergilemeye başladı. Hava kaç gün önce kırıldı zaten. Fazla giyinince hemen sıcak basıyor insanı. Tüm bunlar bir yana, hapşırıyorum. Eğer alerji benim canıma okumaya başlamışsa, kimse baharın gelmediğini söyleyemez. Çoğunluğun istediği gibi bir bahar gelmemiş olabilir, ona karışmam.
Baharla birlikte ağaçlı kitaplar da gelmeye başladı. Daha dün “Yurdunu Yitiren Ağaç” adlı kitaptan söz etmiştik. Bugün, yine ağaçlı bir kitap var elimizde: “Sakız Ağacı”.
“Sakız Ağacı”, nasıl olduysa, kavak ağaçlarının ortasında bitiveren bir sakız ağacını anlatıyor. Bir gün kavaklar aralarında tanımadıkları türden bir fidanın yeşerdiğini fark ederler. Neyin nesi, kimin fesi olduğunu anlayamazlar bu fidanın. Hiç kendilerine benzetemezler. Önce yok sayarlar sakız fidanını. Biraz büyüyünce, sakız fidanı o upuzun kavaklarla konuşmaya çalışır. Kavaklar tanımadıkları, kendilerine benzetemedikleri bu fidanı duymazdan gelirler. Sakız inatçıdır, kavaklar gibi büyüyüp kocaman bir ağaç olmayı kafaya koymuştur; varsın kavaklar onu yok saysın. Biraz daha büyüyünce, sakız ağacı kavaklarla konuşmayı bir kez daha dener. Bu sefer kavaklar duymazdan gelemezler. “Sen bize benzemiyorsun, seni tanımıyoruz. Bu nedenle aramıza almıyoruz,” derler genç ağaca. Sakız onlara, “Köklerimiz aynı toprakta değil mi?” dese de, dinletemez lafını. Öyle ya, kavaklar dallarını göğe uzatmış, uzamış da uzamıştır. Bu genç ağaçsa uzayacağına dallarını şemsiye gibi açıp yayılmıştır. Günlerden bir gün, güzel bir bahar günü, sakız mis gibi kokar, çiçeğe durur. Havanın ısınmasıyla özsuyu toprağa akar. Çevresindeki kavakların
oğulları, kızları olacak tohumlar sakızın özsuyuna bulanır, rüzgârla uçuşup uzaklara gidemez. Böylece o koca kavaklar ilk defa kendi tohumlarından olma çocuklarını görebilirler. Böylece sakız ağacını da kabullenir, onun varlığını yadsımaktan vazgeçerler.
“Sakız Ağacı”, televizyonda haber spikeri olarak tanıdığımız Ceren Kurt tarafından yazılmış. Rahat okunan, duru bir dili var. Belki de spikerlik deneyimi sayesinde, Ceren Kurt sesli okumaya da elverişli bir metin kaleme almış; cümleleri ritmik ve biraz da kafiyeli.
Farklı olanı dışlamamak, kabullenmek neden bu kadar zordur bilmiyorum. Bir yandan her birimiz de farklı olmaya çalışırız. İşin asıl ilginç yanı, çıkarımızla örtüştüğü anda tüm o dışladığımız farklılıkları meşrulaştırmanın, kabullenmenin bir yolunu buluruz. Tıpkı sakız ağacı sayesinde kendi tohumlarının yeşerdiğini görebilen kavakların yaptığı gibi… Belki de asıl olarak çıkarımıza hizmet etmeyen bizden değildir, ne dersiniz?
Kitabın resimlerini Ayşe Akıllıoğlu yapmış. Kitabın hemen başında, Ceren Kurt’un kısa biyografisinin ardından, ressamın notu geliyor. Ayşe Aklıllıoğlu, kitabın resimlerini kolaj tekniğiyle yaptığını söylüyor ve çocuklara bu teknikle nasıl resim yapabileceklerini anlatıyor. Ben kitabın resimlerine bakmaktan büyük keyif alıyorum. Özellikle kış sahnesine bayılıyorum. Nedense kitabın resimleri bana Japon minyatürlerini anımsatıyor.
“Sakız Ağacı” aklıma şöyle bir etkinlik getirdi: Çocuğunuzla birlikte sokağınızdaki aynı türden ağaçları belirleyin. Örneğin, sokağınızdaki tüm ıhlamur ya da defne ya da dut ağaçlarını belirleyin. Ağaçları her açıdan inceleyin, hatta fotoğraflarını çekin. Amacınız aynı tür olan bu ağaçların birbirlerinden farklarını bulabilmek. Hepsi dut ağacı ama hiçbiri bir diğerine benzemiyor, neden? Bu onların dut ağacı olmasını engeller mi? Sonra bir başka ağaç türünü, örneğin manolya ağaçlarını inceleyin. Bu da bitince, manolya ağacı ile dut ağacının farklarını çıkarın ortaya. Sorunuz şu: Bunca fark, bu ikisinden birinin ağaç olmasına engel mi? Ne dersiniz, işe yarar mı?
Bence bahar geldi ya, artık yaza kadar ağaçlı etkinliklerden başka şey önermem…
Bu kitaplar da ilginizi çekebilir:
Sakız Ağacı
Yazan: Ceren Kurt
Resimleyen: Ayşe Akıllıoğlu
Yaş grubu: 7+
Elma Yayınevi, 2011, 35 sayfa, karton kapak
ISBN: 978-975-6093-84-9









{ 1 comment… read it below or add one }
galiba baharın gelmedigi konusunda diretecegim
teknik olarak gelmis olsa da;( aylardan mayıs, 18-20 derece hava, bol yagmur , agaclarda tomurcuklar vb., ) gelmeyen şey “bahar hissi” sanırım. güneşsiz olmuyormuş .. Artık baharı değil güneşi bekliyorum bu yüzden..
Ağaçlarla ilgili benim küçük bir anım var bir de. İlk günlüğümü bir ağaç olarak tutmuşum ben.. Her gün başıma gelenleri anlatmışım bir süre bu günlükte, az şey de gelmemiş başıma, gövdeme isimlerini yazmaya çalışmış çocuklar, böceklerle başım derde girmiş.. Annemler endişelenmiş bu kız niye böyle bir günlük tutuyor diye..
ağaçlar ile ilgili çok yakında “Mini Ağaç Rehberi” diye bir kitap aldım Charlotte Voake , İş Bankası yayınları.Ağaçları tanımaya yardımcı güzel bir kitap, yeri gelmişken paylasayim.