Ağaçlarla konuşur musunuz?

by YILDIRAY on 03/05/2011

Yolda yürürken yere mi bakarsınız? Ben bazen yere bakarım. Öyle zamanlarda içime dönmüş, kendimle ilgili bir konuda düşünüyor olurum. Eskiden pek umursamıyordum bunu. İşin aslı, yürürken yere baktığımın, kendi içime gömüldüğümün farkında da değildim. Bir gün ne yaptığımı fark ettim ve gözlerimi yerden kaldırıp etrafıma bakmaya başladım. O ilk seferi hiç unutmuyorum. Birdenbire yaşam, Dünya, Kadıköy’ün bitişik nizam beton binaları bile güzel gelmişti bana. Güzeldi de. Havada bir kuş gördüğümü de anımsıyorum. İçime, dışıma bir aydınlık gelivermişti birden. İşte o günlerde içtiğim suya, yediğim yemeğe, soluduğum havaya, gölgesinde oturduğum ağaca teşekkür etmeye başladım. Düşünmek ve biraz yazı yazabilmek için sık gittiğim Moda’daki kahvede (sahipleri cafe diyor ya…) mutlaka denize doğrudan bakan ve ağaç altı bir masaya oturmaya çalışırdım. Oturur oturmaz, elimi ağacın gövdesine koyar, ona teşekkür ederdim. Bu alışkanlığım yaşamıma iyice yayıldı. Artık geçtiğim sokaklardaki ağaçlara da, dokunamayacağım uzaklıktaysa bile gözlerimle teşekkür ediyorum. Artık yürürken ne zaman kendimi içime gömülmüş yakalasam, kafamı kaldırıp etrafımdaki ağaçlara bakıyorum. Her seferinde orada oluyorlar. Bu günlerde kimisi çiçeklerle, kimisi tazecik yeşil yapraklarla, kimisi mini minnacık meyvelerle donanmış durumda.

Hidayet Karakuş’un “Yurdunu Yitiren Ağaç” adlı kitabının ilgimi çekmesi de bu alışkanlığım nedeniyle sanırım. Kitabın kendisi pek de albenili değil. Hatta görsel olarak, yalnızca kapak ve içindeki resimler nedeniyle demiyorum, genel görünüş itibariyle, vasat diyebilirim. Bazı kitaplar böyledir işte, görünüşüne aldanırsanız, ya okuyup zaman yitirirsiniz, ya okumayıp neler yitirdiğinizi bilemezsiniz.

Hidayet Karakuş birçok çocuk kitabı, roman, şiir, öykü, radyo oyunu yazmış bir yazar ve Türkçe öğretmeni. Bir köyde doğmuş, kentlerde okumuş ve öğretmenlik yapmış. Yani köy yaşamını da biliyor, kent yaşamını da.

“Yurdunu Yitiren Ağaç”, altı öyküden oluşuyor. Öykülerin çoğu bir ağacın bakış açısından anlatılıyor. Bu fikrin kendisini çarpıcı bulmayabilirdim. Okumaya başlayınca, meselenin bu fikir değil, bu fikri işleme biçimi olduğunu anladım. Takıldığım kimi meseleler olduğu halde, kitabı bir çırpıda okuyup bitirdim. Damağımda çok hoş bir lezzet kaldı.

İlk öyküde, dünyanın bir yerinde yetiştirilmiş bir fidenin, dünyanın başka bir yerinde dikilmesini anlatıyor. İkinci öykü, bir ahlat ağacının gözünden, tarlada çalışan bir babayla oğlu arasındaki sürtüşmeyi ve Ahlat’ın düşüncelerini anlatıyor. Üçüncü öyküde, torununa köyünü gezdiren bir dededen civardaki ağaçların, ağaçlık alanların öyküsünü dinliyoruz. Dördüncü öyküde, kocaman bir bahçedeki ağaçların günlük yaşantısına, ilişkilerine göz atıyoruz. Beşinci öyküde, yıllar önce ayrıldığı köyüne dönen bir kişinin çocukluk anılarını ve o zamandan beridir yerinde duran ağaçları okuyoruz. Altıncı öyküde, bir meydandaki Çınar’la birlikte, oranın insanlarına misafir oluyoruz. Tüm bunlar olurken, ağaçlarla ilgili, adlarıyla birlikte bir sürü de bilgi ediniyoruz. Bazı öykülerde bir ağaç gibi düşünüyor, bir ağaç gibi görüyoruz. Bu o kadar önemli ki!

Öykülerde takıldığım meseleler de oldu. Örneğin, öykülerdeki insanlar, olaylar hep “ideal” sınırlar içinde yer alıyor. Yazar, kent yaşantısını neredeyse tümden kötülemek pahasına, köy yaşantısını yüceltiyor. Bu durum, benim açımdan, öykülerin inandırıcılığını sınıyor aslında. Fakat Hidayet Karakuş ağaçları o kadar iyi biliyor ve anlatıyor ki, bu mesele öykülerin inandırıcılığını delip geçemiyor. Bu kadar kolay atlatamadığım meseleler de yok değil. Örneğin, okuduktan sonra, yazarın verdiği adı ilk öyküye yakıştıramadım. Ben olsam böyle bir öyküye “Yurdunu Yitiren Ağaç” yerine, “Yeni Bir Yurt Edinen Ağaç” ya da “Göçen Ağaç” derdim. Bir başka mesele, “İğde ile Telli Kavak” adlı öyküde çıktı karşıma. Öykü, birinci tekil şahısın ağzından anlatılıyor. Olaylar Telli Kavak’ın bakış açısından veriliyor. Sonra birdenbire, sonuna yaklaşırken, öykü üçüncü tekil şahısın ağzından anlatılmaya başlıyor. Oraya kadar biz okuyucular Telli Kavak’ın diline, bakış açısına, kişiliğine, algısına iyice aşina olmuşken, birden kavaktan düşüveriyoruz. Benzer bir başka durum, “Yaşlı Çınarın Düşleri” adlı son öyküde de çıkıyor karşımıza. Bir öğrenci topluluğu, başlarında öğretmenleriyle birlikte meydandaki çınarı ziyarete geliyorlar. Ders işlemek için daha iyi bir yer düşünemiyorum. Öykü çınarın bakış açısından anlatılıyor. Eğer ben herhangi bir bilgiyi atlamıyorsam, çınar bu öğrencileri ilk defa görüyor. Buna rağmen, çınar şahit olduğu açık hava dersini bize aktarırken, çocukların adlarını veriyor. Bu seferde çınardan düşüyoruz. Keşke yazar öğrencilerin adları yerine “örgü saçlı kız”, “spor pabuçlu oğlan” gibi tanımlamalar kullansaydı.

“Yurdunu Yitiren Ağaç” kitabının bahsetmeden geçemeyeceğim bir özelliği daha var. Aynı kitabın içinde, hatta aynı öykünün içinde hem “bilgisunar (internet)” sözcüğüyle, hem “güvercintakla” gibi sözcüklerle karşılaşabiliyorsunuz. Öyküleri okurken birçok yeni sözcükle, birçok yerel sözcük ve ifadeyle tanışıyorsunuz. Kitabın önemli bir başka özelliği, telif gelirinin Tema Vakfı’na bağışlanmış olması.

Size önerim şu: Henüz mevsim baharken, ağaçlar daha yeni uyanmışken, çocuğunuzla birlikte dışarı çıkın. Yanınıza “Türkiye’nin Ağaçları” kitabını alın. Yol boyunca karşılaştığınız ağaçları yapraklarından, çiçeklerinden, yeni çıkmaya başlamış meyvelerinden tanımaya çalışın. Onlarla tanışın. Sonra, ağaçlı bir parkın güneş gören bir bankına oturun ve Hidayet Karakuş’un “Yurdunu Yitiren Ağaç” kitabından bir öykü okuyun. Ben çocuk olsam, ilk gördüğüm ağaca sarılır, onu öperdim. Hoş şimdi de yapıyorum ya…

Yurdunu Yitiren Ağaç
Yazan: Hidayet Karakuş
Resimleyen: Murat Sayın
Yaş grubu: 7+
Bilgi Yayınevi, 2011, karton kapak, 87 sayfa
ISBN: 978-975-22-0383-9

Share

{ 3 comments… read them below or add one }

egeninannesi May 3, 2011 at 09:58

Merhabalar.. konuyla alakası olmayacak ama bir şey sorucam.. Basımı tükenmiş kitapları talep edebileceğimiz bir yer var mı??

Reply

Cigdem ( Oglakkizlari) May 4, 2011 at 14:29

Ben hep çevreye bakarım. Cok dokunulmadıgını düşündüğüm ağaçlara dokunur, sesli yada sessiz teşekkür ederim. 4 yaşındaki kızımda artık, selamsız sabahsız geçmiyor onlara. Selan verdiği kedileri saymıyorum tabi. :-)

Mutlu anne Çiğdem

Reply

Hidayet KARAKUŞ January 17, 2012 at 15:34

Sayın Yıldıray; Yurdunu Yitiren Ağaç’la ilgili düşüncelerinize, eleştirilerinize çok teşekkür ederim. Sitenizle ilk kez karşılaştım. Doğayla uyumlu yaşamanın, doğadaki bütün canlılara saygı duymanın nasıl güzel bir duygu olduğunu okurken, ağaçlara dokunurken gösteriyor; vurguluyorsunuz.
Öykülerimdeki eleştirileriniz, bundan sonra yazacaklarım için önemli. bunlardan yararlanacağım; Yurdunu Yitiren Ağaç sözkonusu olduğunda da hep sizi düşüneceğim.
Saygıyla, dostlukle esenlikler diliyorum.

Hidayet KARAKUŞ
17.01.2012

Reply

Leave a Comment

Yorumları takip et. Yorum bırakmadan da kayıt yapabilirsiniz. Kaydol!

Previous post:

Next post: